AKLIN UYKUSU CANAVARLAR YARATIR

 Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar / Ötekiliği Yorumlamak

richard-kearney-yabancilar-tanrilar-ve-canavarlar“Öteki” günümüzde en çok tartışılan, uğruna savaşların çıktığı, her geçen gün toplumlar arası bölünmeyi derinleştiren kavram. “Öteki” uluslararası sistemi de son yirmi yılda oldukça etkiledi ve toplumların ayrışmasında hala etkin bir rol oynadığı görülmekte. Felsefi ve siyasi boyutlarını görebildiğimiz ve yorumlayabildiğimiz bu kavram farklı yönleriyle ele alınarak İrlandalı felsefe profesörü Richard Kearney’nin Metis Yayınları’ndan çıkan “Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar” isimli son kitabının da konusunu oluşturmakta. Kitabın ilgi çeken yanı “öteki” kavramını dini ritüeller ekseninde inceleyerek, psikolojik yanlarına değinmesi ve edebiyat, sinema ve resim gibi sanatın çeşitli dallarındaki etkileriyle konunun farklı yönlerini de göstermeye çalışması.

richard-kearney
Kitap, öncelikle antik çağlardan ortaçağa ve hatta modern zamanlara kadar gerçekleşen dini ritüellere özellikle de “kurban etme” törenlerine dikkat çekerek ötekileştirme üzerinde düşünmeye sevk ediyor. Yazar, kurban etme törenlerinde bir kurban bulunduktan sonra toplumun tüm günahlarının ona yüklendiğini ve toplumun kurbanın ölümüyle veya sürgünüyle tüm günahlarından arınmaya çalıştığını vurguluyor. Toplum kurbana, yani tüm günahların vücud bulmuş hali olan “öteki”ye karşı dayanışma içersine girer. Toplumun dayanışma ruhunu, toplum bilincini pekiştiren unsur kurbandır. Yani yazar, toplumlarda yüzyıllardır süre gelen dini ritüellerin dahi temelinde ötekileştirme kavramıyla karşılaştığımızı belirtmektedir.
Canavar mitine geldiğimiz zaman, yazar yine bunun da ötekileştirmeyle ilişkisi olduğunu söyleyerek, kelimenin kökünün dahi “öteki ve tamamen akıl almaz olanın zuhur etmesi şeklinde” konuyla ilgisine dikkat çekmektedir. Kutsal kitaplardaki canavar ve şeytanların da öteki kavramıyla ilgili olduğunu anımsatarak, tasvir edilen canavar ve şeytanların genelde boynuzlu olduğunu söylemekte ve burada bir geri dönüş yaparak kurban etme törenlerine atıfta bulunmaktadır: Koyun her şeyi kabullenir, kurban edilmeye giderken de sessizdir, ancak keçi tam tersi inatçıdır.
Kitapta dini ritüellerle ilgili bölümlerin yanı sıra Freud’a da atıflar yapılarak psikolojik olarak öteki ve yabancı kavramları irdelenmiştir. Yazar, öteki ve yabancı olarak görme çabamızı, bilememezliğimize ve tekinsizliğimize bağlamaktadır. İnsanın kendisinin de karanlık yanlarının olduğu, kendini tamamen tanıyamadığı fikrinden yola çıkarak  yaşadığımız “tekinsiz” dünyada kendimize yabancılaşmamız nedeniyle ötekiyi şekillendirdiğimizi düşünmekte. Kitapta “öteki”nin karanlık ve bilmek istemeyeceğimiz yönlerimizin ikizi olduğu vurgulanmakta.
yaratik
Yazar, bilinmezliğe ve tekinsizliğe dair fikirlerini filmlerden alıntılar yaparak da aktarmakta. Özellikle uzaylı ve yaratık figürleri içeren filmlerin hem kendimize yabancılaşmamızla hem de tekinsizlik hissimizle alakalı olduğunu belirtiyor. “Yaratık” serisi ve “Kıyamet” filmiyle şeytanların, yani ötekilerimizin yakın zamanda tekrar nasıl hortladığını anlatıyor. Özellikle Yaratık serisinde karakterlerden Ripley yaratığın tecavüzüne uğrar ve hamile kalır. Yani yabancı hem dıştadır hem de insanın ta içindedir. Ripley içindeki yaratıktan ancak kendini de yok ederek kurtulabilecektir. Bu tarz filmlerde genelde dış dünyaya ait varlıklar günah keçileri olarak gösterilse de yazar esasen yıkımın kaynağının insanın güç isteğiyle ilgili olduğunun filmlerde vurgulanmaya çalıştığını belirtmektedir. Esas suçlular savaş teknolojisini geliştiren ve genetiği değiştirme imkanına sahip insanlardadır. En çok yabancılaşan ve yabancılar yaratan insanoğlunun kendisidir!
jean-baudrillard-simülasyon
Dini ritüeller ve bilimkurgu filmlerinin ardından modern toplumun ötekilerine geçtiğimizde ulus devlet süreciyle beraber millet tanımının dışındaki insanlarla karşılaşmaktayız. Ötekilik kavramının modern dünyada sürüklediği savaşları da göz önünde bulundurunca 11 Eylül ve terör olaylarından bahsetmek kaçınılmaz oluyor ve yazar kitabında bu konuya bir bölüm ayırmış. Yazar, Baudrillard’ın simülasyon kuramından da faydalanarak bu olaylar neticesinde Amerikan halkının ve hükümetinin Afganistan ve Irak Savaşı’na varan ötekileştirme söylemlerini psikolojik boyutlarıyla da irdelemektedir.
“Medeniyetler Çatışması” ve “Tarihin Sonu” tezlerine de atıf yapan yazar, Amerikan halkının en başta hükümetin söylemleriyle, ardından kuşkusuz medyanın da desteği ve paradigmal boyutta zaten çoktan oluşturulmaya başlanmış  ötekileştirme söylemlerinin kıskacına girdiğini belirtmiştir. Ayrıca Başkan Bush’un da haydut devlet ve biz ayrımı ile tüm dünyaya ötekileştirme empoze edilmeye çalışarak çıkacak savaşların safları belirlenmeye çalışılmıştır. Yazar Baudrillard’ın “televizyondan izlenen savaş” vurgusuna dikkat çekerek ve ABD Savunma Bakanlığı’ndan da yapılan siber savaş açıklamalarına değinerek savaşın değişen boyutunu felsefi boyutunun yanı sıra askeri boyutunu da belirtme gereği duymuştur.
11 Eylül’le beraber gelişen öteki algısını iki boyutuyla incelemenin önemine değinen yazar, Amerikan halkı için 11 Eylül’ün milli ve dini bir mesele olarak bilinçlere yerleştiğini ancak El-Kaide ve onu destekleyenlerce dini bir mesele olarak algılandığını belirtmektedir.
Sonuç olarak kitap öteki tanımına farklı bir boyut kazandırmaya çalıştığı ve düşündürmeyi amaçladığı kesin. Hatta hepimizin ötekileştirme isteminin kendimize dair bilmek istemediğimiz, tekinsizlik ve bilinmezlik hislerine dayandığını vurgulayarak olaya bireylerin de dahil edilip olayı salt toplumsal ve siyasi yönleriyle incelememesi, kitabı bu kavram üzerine yazılanlardan daha farklı kılmakta. Yazar, bunların bilincine vararak ötekileştirmeme yapmaktan kurtulacağımızı ve toplumlarda ve dünyada yaşanan ayrışmaların aşılabileceğini savunmakta.
Ancak bu noktada sormadan edemiyorum. Bir kavramın ezeli ve ebedi olarak gösterilmesi ve bunun için salt siyasi ve felsefi değil, psikolojik boyutlarının da devreye sokulması öteki kavramını da küreselleşme kavramı gibi çağlardır insanlığa hükmediyormuş algısı oluşturulmakta. Yazar, bu kavram vesilesiyle savaşların yaratıldığını kabul etmekte, ancak kavramın araç olarak kullanıldığını tam olarak vurgulamamakta. Kavramın öne çıkması kuşkusuz kimi güçlerin yararına olacaktır. Ancak yazarın izlediği tutum, “kavram mevcuttur, kökenleri de çok eskilere dayanmaktadır, bizim psikolojimizde var. Kabullenip birbirimizi anlamaya çalışacağız”dan öteye gitmemekte. Kendisi kavramın tehlikesini görse de kabullenici anlayışın kitabın bütününe hakim olduğunu hissettim. Kitabın tam olarak ötekileştirmeye karşı dimdik durabildiğini düşünmüyorum.
(Richard Kearney, Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar/ Ötekiliği Yorumlamak, Metis Yayınları, Çev.: Barış Özkul, 352 s.)
Deniz ANTEPOĞLU
denizantepoglu@hotmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)