YAZARINI GÖMÜP, HAYATIMIZA GİREN İGNATİUS

Yazarını gömüp, hayatımıza giren İgnatius

Kocaman göbeği, pazen gömleği, kafasındaki komik yeşil avcı şapkası, elinden düşürmediği şekerli kurabiyeleri ile bütün belaları bir mıknatıs gibi üstüne çeken İgnatius kendinden başka herkesin çıldırmış olduğuna o kadar emindir ki…

Bir kitabı unutulmaz kılan pek çok şey vardır kuşkusuz. Bu bazen öykü, kurgu ve tema gibi özellikler olurken bazen ise anlatı veya karakterler olur. Hatta bazen bir kitabı, okuduktan sonraki duygumuzla unutulmaz kılarız. Şaşkınlığımız, hüznümüz, gülümsememiz veya coşkumuz…

Alıklar Birliği” en çok baş karakteri ile unutulmazlar arasına girenlerden. Dünyamıza İgnatius’u katıyor. Günümüzde, karakter yaratımının, özellikle bizim edebiyatımızda aşağıya doğru bir ivme izlediği dönemde İgnatius gibi psikolojisi ve eylemliliğyle bütünleşmiş, diyaloglardan alt metne, betimlemeden üsluba kadar özgün olduğu denli, etkileyici bir varlık yaratmayı bu kadar iyi başarabildiği için yazar Toole, İgnatius’uyla birlikte ölümsüzleşiyor.

Kitabın ve yazarın trajedisi

John Kennedy Toole 1969’da 32 yaşında intihar ettiğinde 60’ların başında yazdığı bir roman çalışması bırakmıştı geriye. Kitabının basıldığını görmedi. Annesi oğlunun ölümünden yedi sene sonra yayıncı Walker Pecy’e bu dosyayı okutmak için çabaladı. Çabaladı diyoruz çünkü ölmüş bir romancının “kötü” romanını okumak Pecy için zaman kaybıydı ve kadını başından savmaya çalışıyordu. Fakat anne Toole, Percy’nin masasına kadar gelip, dayanmıştı bile. Bir paragraf okur, kötüyse vicdan azabı çekmeden kadını gönderirim diye düşünen Percy, okuduğu satırlarla büyük şaşkınlık yaşadığında, metne dalıp gitmişti.

Kitap basıldığında, 1981 yılında ABD’nin en saygın ödüllerinden olan Pulitzer Edebiyat Ödülü’nü alacaktı. Ödül ilk defa hayatta olmayan bir yazara veriliyordu.

Günümüzün önemli yazarlarından Chuck Palahniuk “Hayatınızı bir yazar yazacak olsa, bu yazarın kim olmasını istersiniz” sorusuna John Kennedy Toole yanıtını veriyordu.

Kitabın ellerimize ulaşmasının altındaki trajedi kitabı daha ilgi çekici kılıyor muhtemelen, ancak “Alıklar Biriği” trajediye uzaklığı ve mizahi gücüyle suratımızda bazen gülümsemeye bazen ise tutamadığımız kahkahalara sebep oluyor.

Adamımız İgnatius J. Reilly

Yaşadığı dünya ile olan sorununu gülünç bir ciddiyetle ortaya koyan İgnatius J. Reilly kendisine has felsefik ‘kabarmaları’ ile okura kendi yaratmayı istediği dünyayı sunuyor. Bu öyle bir dünya ki hem kayıtsızlık ve tembelliğin sunumu, hem de bütün dünyaya karşı tek başına savaşmayı salık veren bir Don Kişot öyküsü.

Kocaman göbeği, pazen gömleği, kafasındaki komik yeşil avcı şapkası, elinden düşürmediği şekerli kurabiyeleri ile bütün belaları bir mıknatıs gibi üstüne çeken İgnatius kendinden başka herkesin çıldırmış olduğuna o kadar emindir ki … Bütün ukalalığı ile bu “kreten”lere yani alıklara laf anlatmak istese de bütün günü odasında kendi düşüncelerine ve tezlerine yoğunlaşarak geçirmek daha çok işine gelir.

Annesi ile yaşayan İgnatius çalışmak zorunda kaldığında, satmak zorunda olduğu bütün sosisleri oburluğuna dayanamayıp yiyecektir. Ancak onun her şeye verilecek sayfalarca filozofik cevabı vardır. Levy pantolonları’nda işe girdiğindeyse bir fabrikayı barış, adil iş ve çalışma düzeni için örgütleyecek bir “kumonis”tir. Sonunda eline yüzüne bulaştıracak olsa da okuyucu ona pek de sinirlenemez. İgnatius’un sinirlendiği anda kapanıveren bir supabı vardır ve bağırsak hareketleri yoğunlaştığında bol bol “cennet gazı” çıkarır. İgnatius’un, annesi Bayan Reilly’e karşı kaba davranışları onların birbirleriyle olan uyumunun altında ezilir ve Bayan Reilly gibi bir kadının “çucuğu” ancak İgnatius olabilirdi dersiniz.

Kökleri İskenderiye topraklarında, Akdeniz’de olan Bayan Reilly’nin, bir göçmen bölgesi olan New Orleans’ın ağzını kullanma biçiminin yapıta mükemmel derecede iyi yansıtılmış olduğu edebiyat çevrelerinin genel görüşü. Bu ağzın; aksanın çevirideki zorluğunun üstesinden gelmekteki başarısıyla çevirmen Püren Özgeren’i  kutlamak gerekli.

İgnatius’un göbeğinde politik mizah

Konusu ile belli bir ana tema üzerine oturmayan kitapta hem baş karakter İgnatius, hem de yan karakterler üzerinden Amerikan toplumunun keyif verici bir eleştirinin ironisine maruz bırakıldığı gözlerden kaçmıyor. Bunu belirtmek özellikle gerekli, çünkü kitap biçem ve anlatı bakımından dönemin edebiyatında büyük bir yenilik oluşturması nedeniyle, konusundaki ince vurgular eleştirilerde göz ardı ediliyor. Oysa “Alıklar Birliği” politik mizahı tam da İgnatius’un koca göbeği üzerinde taşıyor. Kitapta Amerika’nın siyahlara karşı ırkçı politikaları ironik olarak eleştiriliyor. Amerikan toplumunda komünistlere karşı söylemler de mizah yolu ile işleniyor. Yazar kitapta suç ile komünist olmayı öyle pasajlara yediriyor ki bu pasajlar kitabın yazıldığı 1969 Amerikası düşünüldüğünde daha anlamlı hale geliyor.

Yazar Toole, İgnatius karakteri ile tıpkı  Oblomov, Gargantua, Don Kişot hatta Katib Bartleby  gibi bir “unutulmaz” yaratıyor.

Bende kıskanılan kitap sendromuna neden olan “Alıklar Birliği” için son sözüm biraz tehditkar olsa da söylenmek zorunda! Lütfen bu kitabı okumayınız, çünkü o benim!

“Havada kalan mızrak: İGNATİUS” ile hayali bir röportaj

 

DAMLA: Değerli İgnatius J. Reilly, öncelikle söyleşi talebimizi kırmayıp bizi evinizde ağırladığınız için teşekkür ederek söze başlamak isterim. Değerli anneniz Bayan Reilly sizi mutfakta beklerken jöleli çöreklerden yiyebileceğimi söyledi. Gerçekten kibar bir anneye sahipsiniz. Yediğim bazı çöreklerde jölelerin emilmiş olması ise beni şaşırtmadı. Bu sizin işiniz olmalı, değil mi?

İGNATİUS J. REİLLY: Öncelikle bu kadar uzun bir girizgah yapmanız size zaten zar zor ayırmış olduğum zamanı daha da uzattı. Önemli bir eser üzerinde çalışıyorum. Annem denen kadının sürekli eserimin oluşmasında bir engel oluşturduğu gerçeğiyle karşı karşıyayım. O nedenle bugünlerde onun kibar yanından fazlasıyla uzağım. Ah anne! Bazen beni gerçekten delirtiyor. Neyse kendi hayatımın acımasız ve sefil yanlarını siz insanlara malzeme yapın diye ayrıntısıyla anlatacak değilim. Aksi halde sinirlenirsem supabım burayı benim için bir cehenneme çevirebilir. Ama evet haklısınız çörek içinde bir jöle var ise, ona kesinlikle dayanamam ve mideme indiririm.

Anneeeeee, buraya jöleli çörek getireceğin konusunda seninle anlaştığımızı sanıyordum. Aman tanrım, fortuna gene yön değiştiriyor!

BAYAN REİLLY: Tilefondayım İgnatiuuus! Ah datlım Santa, artıkın kapatmalıyım. Belkim sonra gene konuşuruz.

DAMLA: “Fortuna”yı fazla önemsiyorsunuz.

İGNATİUS: Fortuna’yı küçümser bir yanınız olduğu anlaşılıyor. Eskiden ruha adanmış her şeyin şimdi satışa sunulduğu bu sapkın çağın ve çalkantılı manyaklığın bir ürünü olduğunuz için sizi suçlayamam. Bir Ortaçağ Bilimleri uzmanı olarak ortaçağ düşüncesinin temelini oluşturan felsefe yapıtı “De Consolatione Philosophiae”(Felsefenin Avuncu)’nin temel kavramı olan rota Fortunae’ye yani çarkıfeleğe inanırım. Büyük düşünür Romalı Boetius kör bi tanrıçanın talih çarkımızı çevirdiğini, talihimizin döngüler halinde belirlendiğini söyler. Sizin böyle bilgilerden fazlasıyla uzak olduğunuz anlaşılıyor. AH FORTUNA, SENİ KÖR, DÜŞÜNCESİZ TANRIÇA; ÇARKINA SIMSIKI BAĞLANMIŞIM…!!!!

DAMLA: Aman sayın Reilly, lütfen bağırmayınız.

İGNATİUS: Siz de benim sinirlerimle oynamayınız. Bütün vücudumda yoğun şekilde biriken cennet gazı ile mücadele ediyorum on dakikadır. Supabım sinyal vermeye çoktan başladı.

DAMLA: Subabınız mı?

İGNATİUS: Graaaagğg! Evet karın boşluğumda keyfine göre hareket eden bir supaba sahibim. Onunla yaşamayı öğrendim. Grööööögggh! Annem böyle bir subaba sahip olmadığımı söylese de, onun köhnemiş kafasını değiştirmekle zaman kaybedemem. Subabım adeta yunan mitolojisindeki Cassandra gibi kötü olayları daha önceden haber veren ama sözüne inanılmayan bir troya prensesidir. Duyarlılığından dolayı, geometri yoksunu bu dünyada yok sayılmasını normal karşılıyorum. Gaaarkgh!

DAMLA: Yazdığınız önemli bir eserden bahsettiniz? Nedir? Bize biraz anlatır mısınız?

İGNATİUS: Şu odada girdiğinizden beri gözünüzden kaçmayacak olan yerdeki yüzlerce dağınık sayfa benim dünyaya bakış açımdır. Henüz bütün haline getirilmedi. Gözlemlerimden ve yaşadıklarımdan yola çıkarak belirli pasajlar ele alıyorum. Karmaşık bir dünya görüşüm var. İtiraf etmem gerekirse bu sayfaları nasıl toparlayacağımı ben de pek bilemiyorum.

DAMLA: Evet oldukça dağınık bir odaya girdiğimi ben de itiraf etmeliyim.

İGNATİUS: Şimdi tam da annem gibi saçmalamaya başladınız işte. Sizin kendi odanızın da burada gördüğünüz dağınıklıktan arda kalan bir yanı yoktur eminim Bayan Yazıcı. Oysa bu düşüncelerimle yoğrulmuş havayı soluduğunuz için bana teşekkür etmelisiniz. Gaaaarkh! Neyse lafıma devam etmem gerekirse, daha önce yazdığım bazı kaynak kitaplarım oldu elbette ( bkz: İgnatius J. Reilly, Kanlı Eller: İşledikleri Bütün Suçlar, on altıncı yüzyılın Avrupasından seçilmiş kimi yolsuzluklar üzerine bir inceleme, Monografi, 2 sayfa, 1950, Tulane Üniversitesi, Howard- Tilton Kitaplığı Kat Üç, Sol Koridor, Ender Bulunan Kitaplar Salonu, New Orleans, 18, Louisiana. Not: Başka kopyası bulunmayan bu monografiyi kütüphaneye armağan olarak göndermiştim, ancak kabul edilip edilmediğinden hala emin değilim. Bloknottan  kopartılmış bir sayfaya kurşunkalemle yazıldığı için fırlatılıp atılmış olma olasılığı hayli yüksek.)

Daha sonra Levy Pantolonları’nı küllerinden doğan nadir bulunan bir kurum haline getirecekken kaleme aldığım “Çalışan Gencin Güncesi ya da Tembelliğin Sonu” adlı bir yapıt hazırlıyordum. Önemli müşterilerimizden Bay Abelman’a “Eğer bizi bir daha rahatsız ederseniz bayım, kırbaç o acınası omuzlarınıza olanca şiddetiyle inecektir” cümlesiyle bitirdiğim Bay Levy’nin ağzından yazdığım o mektup sonrası kovulmasaydım bugün sizin de üzerinizdeki pantolon Levy pantolonu olabilirdi bayan.

BAYAN REİLLY: Artıkın kimseye güvenilmiyor, diil mi datlım?

İGNATİUS: Anne lütfen araya girmeden sakince orada oturabilir misin!

DAMLA: Çalışmayla aranız pek iyi değil sanırım?

İGNATİUS: İnsanlar çalışmak gibi büyük bir sapkınlığın pençesine düşmüş durumda. Bu konudaki uygulamalarım büyük birer buluş olarak “patron”ların da yararlanabileceği malzemeyi içerisinde barındırıyor. Ben büroya gitmem gereken saatten bir saat sonra gidiyorum. Böylece oraya vardığımda kendimi çok daha dinlenmiş ve taze hissediyorum, üstelik her iş gününün o ilk sıkıcı saatinden de kurtulmuş oluyorum, aksi halde o bir saatin her anı henüz ayılamamış duyularım ve gövdem için bir işkence olabilirdi. Sabahları geç gelmem, verdiğim hizmetin niteliğini de arttırıyor.

DAMLA: Değil mi efendim, değil mi? Devrimci yönünüzü takdir ediyorum.

İGNATİUS: Rica ederim. Gaaaarghk!

DAMLA: Myrna Minkoff ile aşkınız oldukça çalkantılı, idealist bir kız. Birlik olup dünyayı değiştirebilecek misiniz?

İGNATİUS: Görkemli fiziğim, karmaşık dünya görüşüm, sahip olduğum incelik ve beğeni, dünyamızı kaplayan çamurun ortasında bile soylu bir biçimde davranmayı sürdürüşüm tıpkı sosis çarı, et imparatoru Bay Clyde’i sersemlettiği gibi herkeste aynı etkiyi gösteriyor. Benim bu özelliklerimle sersemlemeyen bir tek Myrna var. Bazen saldırgan, çok bilmiş, pasaklı bir sürtük oluveriyor ama onun dünyayı değiştirme isteğine kayıtsız kalmak imkansız. Şurada bir taş devrilse ya da dünyada bir siyasi kıyamet kopsa ikisinin nedenini de cinselliğe bağlamakta saniye bile kaybetmez. Ama onunla bütün yürekliliğimle ve onun seviyesine inmekte zorlanarak tartışmalarımı sürdürüyorum.

DAMLA: Sersemletici bir etkiniz olduğu gerçek. Zamanınızı daha fazla almak istemeyiz. Son sözlerinizi alayım.

İGNATİUS: Kendimi sık sık zamanımızın bunalımlarını kara kara düşünürken yakalıyorum. Denetlenemeyen beynimin yürekli ve görkemli fikirleriyle uğraşıyorum. AH FORTUNA, SENİ KÖR, DÜŞÜNCESİZ TANRIÇA!!! Gaaaarkhhh!

(Alıklar Birliği, John Kennedy Toole, Kırmızı Kedi Yayınevi, Çev : Püren Özgören, 420 s.)

Damla Yazıcı

dml.yzc@gmail.com

Leave a Comment

Eskimeyen Kitaplar