ALTI AY SONRA ÖLECEĞİNİZİ BİLSENİZ NE YAPARDINIZ?

“Kuşku değil, kesinlik insanı çıldırtır” der Nietzsche. “Günübirlik Acı” isimli kitabın başkarakteri olan Matthieu’nun içine düştüğü çıldırtıcı durum işte budur: Kesin olan ölüm tarihi!

gunubirlik-aciGerçekleşeceği bilinen ölümler ancak yine de belirsiz olarak görülebildiği zaman dayanılır olur ve romansı bir düşe dönüşebilir. Ancak böyle bir seçenekle ölüm olasılığı daha az düşünülebilir. Ama öleceğini bilmek, bu kara kaos, ‘hiçbir’ beklentinin kalmamış olması katlanılması çok zor bir şeydir, hele söz konusu olan sevmiş, özlemiş, tanınmış, ağlayıp sızlamış bir kişi – yani Matthieu- için daha da zordur.

Matthieu yakışıklı, genç ve başarılı bir mimardır. Ansızın bir gün lanet olasıca bir hastalığa yakalandığını öğrenir: Akciğer kanseri… Sadece altı ay kalan bir ömür…  Altı ay!

Siz olsanız ne hissederdiniz? Elbette kim bu durumda olsa çok üzülür. Matthieu’nun aklından geçenler neydi?

Aslında ölebilirim, ama ölümü düşünmeden ölmek istiyorum. Aynı, ölümü görmezden gelenlere şaşırdığım, davranışlarını anlayamadığım, ölüme bütün mahkûm olmuş tanıdıklarım gibi.

Artık vakit en önemli nimettir Matthieu için. Kalan altı ayı çok, çok iyi değerlendirmeli. O halde ne yapmalıydı? Sinemaya gitse? Yok, hayır, olamaz. Acıklı bir filmi izleyip insanların acılarını görmek istemiyordu. Zaten kendisi acınacak haldeydi! Komik bir filme gitse… O da olmaz, en olağanüstü şaklabanlıklara bile gülecek halde değildi. Ne yapmalıydı? O zaman kendini Proust’a, müzelere mi vurmalı? Hayır, bu da değil. Aslında bir silah darbesi her şeyi hallederdi. Ama kendi ölüsünü düşündükçe gerçekten kötü oluyordu!

İki kadınla konuşmalıydı. Bu kadınlardan biri karısı olan Helene, diğeri ise güzel sevgilisi Sonia idi. Ama bunları yapmak da sıkıntısını hafifletmezdi. Geçmiş zamanda bir yerde kalan, kendisine onu düşünmeyi yasakladığı, terk edip giden eski sevgilisine koşmalıydı. Aradan geçen on yıl çok şeyi değiştirmişti. Lakin başkarakterimizin ölümün arifesinde anladığı tek şey eski sevgiliyi hala çok seviyor olmasıydı. Ama sevmek artık neye yarar?  Bir şarkıda geçen sözler gibi içinden sessiz bir çığlık atarak haykırdı:

Haberin yok. Ölüyorum!

İçiniz çok mu daraldı? Hayır. Bu kitap, ölümden sıkça bahsetmesine rağmen sizi ağlatacak cinsten acıklı bir kitap değil. Aksine çoğu satırları okurken gülümseyeceksiniz.

Kitaptaki gülümseten durumlardan biri ayrıca ironiktir de. Matthieu sevgilisi Sonia’ya altı ay ömrü kaldığını söylediğinde, ikilinin arasında geçen diyalog şöyledir:

kavga-tartışmaSonia : Sen çekip gidiyorsun! Ben kalıyorum! Tüm acıları ben çekeceğim!

Matthieu : Ben de acı çekeceğim.

Sonia : Fiziksel acıdan mı söz ediyorsun? Fiziksel acının ne olduğunu biliyorum. Öbürünün yanında hiçbir şey değil! Üstelik çok da sürmüyor… Kendin söyledin: üç ay… Benim dediğim başka bir şey!

Matthieu : Haklısın, ama yine de çok hoş bir şey olacağı konusunda emin değilim…

Bu tartışma sonrasında Sonia’nın baş ağrısı tutar. Bu sırada Matthieu, zalim bir tepki göstererek, kendi kendine nasıl oluyor da bu kadar az kullanılan bir organ bu kadar sık ağrıyor diye sorar. Ne yazık ki, Matthieu ‘kadınları yalnızca çıplak oldukları zaman ciddiye alan erkekler‘ kategorisine giriyor!  Ama sevgilisini yine de düşünür:

Matthieu : Sonia, ben altı ay sonra toprak altına girecekken senin migren ağrılarından sızlanman beni çok şaşırtıyor.  Neyse, yine de sen haklısın. (doğru taktik Matthieu, tartışma sırasında bir kadını susturmak istersen bunu söylemelisin) Daha iyi değerlendirirsek: Şu anda ben acı çekmiyorum, acı çeken sensin. Seninle ilgilenelim. Altı ay sonra, bakarız.

Ve tartışma nihayete erer.

Havalı, burjuvazi bir karakter olan Matthieu’nun kendi kendine yaptığı konuşmalarda sıklıkla varoluşçu duygular var. Bu kitabı okuduğunuzda kendinizi ölüme yakın bir adamla hayatın anlamı üzerine sohbet ederken yakalayacaksınız.

Matthieu karakterinin yaratıcısı Françoise Sagan’ı anmazsak olmaz. Kendisi ile ilgili çok dürüstçe açıklamalar yapan Fransız yazar şunları söyler:

Francoise-saganBir erkeğe benziyorum aslında. Yüzüme baksanıza. Sert hatlar, çirkin bir burun, kendinden emin kaşlar. Göğüslerim olmasa eminim bunu yutardınız. Yaratılışım Leonard Cohen’le İngiliz beyefendisi arası bir yerde duraklamış. Sonra nedense kadın olmam gerektiği kararı çıkmış. Söylenmek istemem ama Tanrı varsa saçmalamış. 21 Temmuz 1935’te biraz kafası karışmış.”

Francoise-sagan-1

Françoise Sagan’ı daha yakından tanımak isteyenler Sagan’ı Fransız aktris Sylvie Testud’un canlandırdığı, Sagan adlı biyografik filmi izleyebilir. Sylvia Testud, Sagan’a o kadar çok benziyor ki aradaki yedi farkı bulun desek altıda takılabilirsiniz. Sagan kumarda çok kazanıp çok kaybetti, spor lüks arabalar alıp kazalar yaptı, sarhoş oldu, partilere katıldı, dans etti, ardında bir çok aşk hikayesi bırakarak hayata gözlerini yumdu. Sagan’ın kokain seanslarını, biseksüelliğini ve burjuvazi yaşamını bu filmde bulacaksınız. Ancak Sagan için iç burkan bir sona da hazırlıklı olun.

Matthieu’ya ne mi oldu? …

( Günübirlik Acı, Françoise Sagan, Çev. Ümit Moran Altan, Can Yayınları, s. 125 )

One Comment

  1. AZEC says:

    Günah çıkartırdım = )

Yorum Yapmasam Olmaz :)