ANADOLU "YARGU"LANIYOR

Filmleriyle tanıdığımız yönetmen Ezel Akay’ın, Haldun Çubukçu’yla birlikte kaleme aldığı romanı ‘ Yargu ‘; Anadolu Selçukluları’nın Moğol egemenliği altında yaşadığı dönemde, bir hafta süren bir mahkemeyi anlatıyor.
Yargu-Ezel-Akay-Haldun-CubukcuAnadolu tarihi bir uluslar, halklar, inançlar tarihi birleşimidir. Ancak bu ulusların tarihleri, ilişkileri yüzünden birbirine karışmış, inançlar birbirlerini etkilemiş, halklar gördükleri baskı ve sömürüyle birbirleriyle uzlaşmalar yapmıştır. İmparatorluklar, beylikler dönemlerinden masallar, tekerlemeler, sözcükler bırakmışlar bugüne. (‘Yargı’, ‘yasak’ gibi sözcüklerin Moğol kaynaklı olduğu kimin aklına gelir.)
Anadolu Selçukluları’nın Moğol asıllı devletlerin (İlhanlılar) egemenliği altına girmesi 1243 yılındaki Kösedağ Savaşı’nın sonrasına denk gelir. II. İzzeddin Keykavus’un Fars kökenli pervanesi (başveziri) Muineddin Süleyman, 1261-1277 yılları arasında Anadolu’da siyasetin önemli bir aktörü ve Moğol işbirlikçisiydi. Hatta 1262-1277 arasındaki dönemden ‘Pervane dönemi’ olarak söz edilir. Kaynaklar bu işbirlikçiliği ‘Pervane Muineddin, baskı, kıyım ve soygunda hiçbir etik ölçü tanımadan, Moğol İlhanlılara hizmet vermiştir’ diye tanımlar. Pervane, bilimle ve sanatla uğraşanları korumuş, kollamıştır. Mevlana Celaleddin ile de sıkı ilişkileri olmuştur.
YASALARIN KÖKENİ 
Moğollar’ın uyguladığı yasalarla ilgili olarak Dr. Curt Alinge’nin ‘Moğol Kanunları’ adlı bir kitabı vardır. Alinge, dilimize

Mogol-Kanunları-Dr-Curt-Alinge Prof. Dr. Coşkun Üçok’un çevirdiği kitabında şöyle yazar; ‘Dönem tarihçilerine göre Cengiz Han, Moğol boyları arasında hakimiyetini kurduktan (1206) sonra büyük bir meclis toplayarak iyi ve güçlü yasalar yapılmasını emreder.’ Cengiz’in Çin yasalarını beğendiği ve bu yönde çalışma yaptırttığını savunan bir Çin kaynağı da vardır. Bu iddia doğrulanamamıştır. Ancak yine Alinge’ye göre; ‘Hiçbir kaynakta anılmamakla birlikte Cengiz’in kanunun hazırlanmasını, çok bilgili ve alim sayılan ve kendisi tarafından geniş yetkilerle baş yargıçlığa getirilmiş bulunan üvey kardeşi Şigi-Kutuku’ya emretmiş olması mümkün görünmektedir.’ 

Cengiz-Han2O sırada Anadolu’nun göçebe halkı Türkmenler, egemenlerin hiçbirini boyun eğmeye uygun görmemekte, kendi yasaları ve inançlarıyla yaşamaktadırlar: ‘Neden yabancı ve düşman bir toprağa konmaktan korkalım ki? Etrafında dostluk ve alem oyununu oynadık mı toprak bizi tanır, ağaçlar bize kalkan olur.’
1262 yılında Kılıçarslan ve Muineddin Pervane birçok Türkmen ayaklanmasıyla da uğraşmak zorunda kalmıştır. Kargaşa ve kıyımlardan sığınmaya da yarayan inanç merkezleri bölgesel etkinlik göstermektedir. Mevlana ve Yunus Emre bu tür sığınakların yöneticisidir.
BİR HAFTALIK YARGILAMA 
Haldun Çubukçu ile Ezel Akay, Anadolu’nun bu en karışık zamanlarında yedi gün süren bir mahkemeyi (Yargu) anlatıyor. Bir günde bitmeyip bir haftaya uzanan yargılamanın bir Türkmen obasıyla ilgili olduğu, dönemle ilgili notlarda varmış. Ezel Akay konuyu şöyle özetliyor: ‘Yargucu’nun sorduğu sorularla Türkmenleri, Karacakızlıları alt etmesi, onların ‘fikirlerini’ öldürerek bedenlerini manasız, değersiz hale getirmeye çalışmasına dayanıyor bu hikaye.’

Cengiz-HanMahkemenin yargıcı Cengiz’in kardeşi Sigi-Kutugu’dur.  Yargılanan Türkmen obası Karacakızlılar’dır. Bu obanın özelliği kıyımlardan, kırımlardan artakalan çocuklardan oluşmasıdır. Bu oba halkı ‘bulunmuş çocuklar’  diye de anılır. Yargıcı Sigi-Kutugu da bir ‘bulunmuş çocuk’tur, Cengiz Han’ın annesince büyütülmüştür. Yargılarken yargılamanın egemenlerin hakkı olduğunu da vurgular:

‘Açıklanması gerekmeyeni sizin için açıklayayım: Sizi, Göklerin Oğlu Ulu Çingiz Han’ın Koko Depter’ine göre ve ondan aldığımız kudret ve hakla yargılıyorum! Bilin ki, bütün sultanları, imparatorları, kralları da gerektiğinde yargılayan biziz. Ve bu hakkı bize, bizim kılıç tutan, ok savuran bileklerimiz verdi. Bu hakkı bize Gök Tengri dünyanın efendisi olmamız için, kendine tabi olmayanları adaletiyle yola getirip cezalandırmamız için verdi. Dünyayı bize veren bu hakkı da verdi… Ama size böyle bir hak vermedi. Verseydi, orada siz; burada da biz olurduk. Anladınız mı?’
MÜLK KİME AİTTİR? 
Yapılan suçlamalar arasında Karacakızlıların bir Selçuklu prensini kaçırdıkları, bir ayaklanmayı hazırladıkları, papalığa ait bir kervanı basıp yağmaladıkları vardır. Moğollar da baskında öldürülen askerlerinin hesabını sorarlar. Yargu’da tanık ve suçlayıcı olarak Pervane de bulunur. Yargılamanın başında, bir karar verilir: Her düşen suçlamada yargılananlardan yedi kişi salınacaktır. Salınacak kişileri yargılananlar kendi seçecektir. İlk duruşmada salınmak için çocukların seçildiğini gören Kutugu, 12 yaşından küçük çocukların yargılama dışında tutulacağını açıklar. Ne var ki, Moğollar ‘kana kan’ kuralından caymamışlardır. Arkadaşlarının, akrabalarının intikamını almak isterler. Mahkeme salonunda dokunamayacakları kişilere mahkeme sınırları dışında dokunmalarını engelleyecek bir güç yoktur. Türkmenler salınanların kurtulmadığını çok geç fark ederler.
mogollar3Suçlamalardan en önemlisi olan ‘kervan baskını’ doğrudur. Bu baskına Türkmenleri Hıristiyan komşuları ve o köyün papazı razı etmiştir. Ağır vergi ve salmaları ödeyebilmek için hem Hıristiyan köylerin hem de Türkmen obası Karacakızlıların başka çaresi yoktur. Papaz, Karacakızlılara İsa Yalvaç’ın sözlerini aktararak bir kilisenin malı olamayacağını anlatmıştır. Türkmenler de soygunu pek reddetmez, hatta savunurlar: ‘Altınları kilise nerden bulmuştur?’   Çalınan hayvanlar için de şunu söylerler: ‘Bir ata damga vurmak, ad vermek o atın sahibi olmaya yetmez. Çünkü at sahibini kendi seçer.’ Mahkeme önünde atın gerçek sahibini seçmesi için bir deney yapılır, şövalye ile Taliha adındaki Türkmen kızı atı kendilerince çağırırlar. At Taliha’ya gider. Mahkemeyi yöneten Moğol soylusunun hedefi aslında Türkmenler değil, Pervane’dir.
YARGU’NUN DİLİ 
Yargu’da anlatım bir-iki görüntüyle atmosferi çiziyor, Siyah Kalem’in resimlerini hatırlatan renkli ayrıntıları vurguluyor. İbni Tufeyl, Mevlana, İbni Bibi, Yunus Emre romanın sahiciliğini sağlıyor. Atmosfer yaratımında bir-iki arkaik Türkçe sözcük (bigi / gibi, Çalap / Tanrı, Yalavaç / Yalvaç / Peygamber)  bir-iki Osmanlıca kelime  (muavenet, girifdar, pür hun)  ve cümle (‘Ya Rabbi sana inanmayan külli kafir’, ‘Eti gerd ile yeksan oldu’) önemli rol oynuyor. Bu cümle ve sözcükler anlatımın akıcılığı içinde çözülüyor. Yargu, ironiyi de örgülü kız saçları gibi atmosfer için kullanmayı başarıyor.
Sennur Sezer 
sennursezer@gmail.com
( Bu yazı 14 Aralık 201 Çarşamba – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Sennur Sezer’in Diğer Çivi Yazıları için 

Yorum Yapmasam Olmaz :)