ATTİLA İLHAN VE FENA HALDE AŞK…

İhtimal ki çoklarınız, mesaiye uyanılan sabahın ilk ışıklarında; masanızda kırmızı güller buldunuz. Kimilerinizin burnunda, dünden kalma bir şarap kokusu… Bazılarınız yalnızdı. Bazılarınızsa hayat gailesinde, umursamazdı! Ne şekilde olursa olsun, 14 Şubat’ı geride bıraktık. Kapitalist tüketim toplumunun ritüelleri, birer birer hayata geçtiler. Sevgililere şiirler yazıldı. Türk Şiirinin büyük ozanlarının dizeleri, sayfalarından çıkıp; sevgiliye fısıldanan aşk sözcüklerine dönüştüler. Veya çağa uygun söylersek, iletilere! Buraya şimdilik bir virgül!
attila ilhan
İzmir Karşıyaka’da, henüz 16 yaşında gözleri parıltılı bir çocuk, okul gidişlerinde penceresinin önünden geçtiği komşu kızını buğulu gözlerle süzer. Günler birbirini kovaladıkça, aralarında bakışlar aracılığıyla bir bağ oluşuverir. Yine Karşıyaka Atatürk Lisesi’nin yoluna düşülen bir günün sabahında, genç adam akşamdan yazdığı mektubu kızın evinin merdivenlerine bırakır. Kız mektubu eğilip alır ve çantasına koyar. Aradan üç gün geçmiştir. Delikanlının umutla, umutsuzluk arasında gidip gelen duyguları nihayete erer. Cevap yazılmıştır işte! Hem de aynı yere, yani merdivenlere bırakılmıştır. Böylece iki genç aşığın mektuplaşmaları başlar. Genç adam, kalem sallamakta mahirdir. Nice duygu yüklü kelimeleri ardı ardına sıralar. Birde şiir iliştirir mektubuna… Büyük şair Nazım Hikmet’in şiirini!
nazım hikmet
“Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek…”
Sonrasında genç adam, bu satırlar sebebiyle Karşıyaka Karakoluna götürülecek, tahkikata uğrayacak ve iki yıl süreyle okuma hakkını yitirecektir. Nazım’ın şiirini yazmak dahi, fişlenmek için yeterli sebeptir. Bu gözleri parıltılı çocuğun adı Attila İlhan, olayın tarihi ise 14 Şubat 1941’dir! (Kaynak:Erkin Usman, Yeni Asır, Karşıyakalı Attila İlhan) Tesadüfe bakın ki, Türk Edebiyatı Külliyatında aşk şiirleri dendi mi, belki de akla ilk gelen Attila İlhan’ın malum tarihle ilişkisi bu minval üzeredir. Sizi bilmem ama benim için, yalnız bu sebepten önemlidir 14 Şubat… Virgülün, noktası!
attila ilhan
Hangimizin ezberinde değildir o dizeler: Ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın / ellerini bir tutsam ölsem / böyle uzak seslenmese / ben bir şehre geldiğim vakit / o başka bir şehre gitmese / otelleri bomboş bulmasam… Attila İlhan, Sisler Bulvarı kitabının “meraklısı için notlar” kısmında “pia” şiiri için şunları yazar: “Mecidiyeköyü’ndeki evde başlanmış, otobüste sürdürülmüş, Taksim’e geldiğimde bitirilmiş bir şiir. Vatan’ın Sanat Yaprağı’nda yayımlandığını düşünüyorum. İnanılmaz yaygınlıkta bir şiirdir. Pia adı sandallara, dolmuşlara, ağır kamyonlara konulmuştur. Şimdi düşünüyorum da, yıllarca sonra “böyle bir sevmek” te tekrar döneceğim, bir türlü elde edilemeyen hayaldeki sevgili theme’inin, şiiri bu derece etkili kıldığını daha iyi görüyorum.”
Belleklerle kazınan bu şiirler, gerek kendine has melodisinden gerekse İlhan’ın söylediği gibi; kavuşulamayan, elde edilemeyen ve neticesinde yüceltilen, bir nevi destansı boyuttaki aşkları vurguluyor oluşundan bu denli etkin olmuştur. Zira Attila İlhan şiirinde aşk, imkansız olandır. Nam-ı diğer kaptan, muhatap olduğu “gerçek aşk nedir?” sorusunu şöyle yanıtlıyor: “Gerçek aşk, imkansız olandır. Bunu hep söylüyorum. Çünkü bir aşk, normal sürecini, gelişme aşamalarını yaşarsa bitmeye mahkumdur.” (Zeynep Aliye, Mavi Adam Attila İlhan’la Söyleşiler, Bilgi Yayınevi, sy:110) Günümüzde aşkın, tıpkı hayatın diğer unsurları gibi; tüketilebilir bir meta haline geldiği, ömrünün biçildiği ve nitelikten yoksun; yalnızca nicelik olarak varlığını sürdürdüğü malumdur. İlhan şiirlerinde ise, mutlak olan aşkın kendisidir. Doğası gereği, tükenmeyen, dönüşmeyen… Sevgilinin değil, sevgiliye duyulan aşkın, özlemin ana unsur oluşu Divan şiirlerinin çağrışımını yapar. “Aşk mutlak hale geliyor. (Divan şirinde) Aşk benim için çok iyi, bırak beni öleyim diyor. Aşk bu kadar büyütülürse, aşık olunan zirveye çıkmış oluyor. Onu kenarda bırakmış gibi görünse de, değil. Her şeyi tayin edici o. Ona ulaşamıyorsun bir türlü. Yani senin kafanda o, öyle bir yere geliyor ki; o kendisi olmaktan da çıkıyor. Bunu ben, çok usturuplu olarak verdiğimi zannediyorum. O gelenek sürdü. Bunun böyle olduğunun, kimse farkında değil. Çünkü Divan Edebiyatının farkında değil.” (Aynı eser, sy:111)
Aşkı, kişinin kendisiyle özdeşleştirir Attila İlhan. Sevgilinin uzakta olması dahi, aşk atmosferinin oluşmasına engel taşımaz. “Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz” diyen Asaf’ın aksine, “Yalnızlık mutlaka paylaşılacak, suç ortağı bir sevgiliyle” der. Birey, ikili bir ilişkinin ortasında olsa bile; yalnızlığını yitirmez. Tıpkı ayrılıkların da sevdaya dahil olması gibi… Çünkü ayrılık da sevdaya dahil / çünkü ayrılanlar hala sevgili / hiçbir anı tek başına yaşayamazlar / her an ötekisiyle birlikte her şey onunla ilgili… Bu lirizm, bu dokunaklı dizeler, esasında sarsılmaz bir fikirsel bütünlüğün parçalarıdır. Attila İlhan’ın, toplumsal hayatın diğer safhalarında olduğu gibi, bireysel ilişkilerde de sistematikleştirdiği diyalektik mantığın ta kendisidir! Zira o, iflah olmaz bir tutarlıdır! Dizelerinin tersine, kimsenin unutmayacağı bir metropol ozanı…
cenova’ya indiğim zaman seni katiyen göremezdim
aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum
herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım
zehra’yı unutmamıştım allahsız gözlerini unutmamıştım
sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı
Kaptan lakabıyla maruf bu büyük sanatçının, açık denizlerde seyreden fikir ve şiir yolculuğunu Bilgi ve İş Bankası Yayınlarından çıkan eserlerde bulabilirsiniz; saygıdeğer okur…
Çünkü kitap, karanlığa gönderilmiş mektuptur…
Dağhan Dönmez 
daghan_donmez@mynet.com
Attila İlhan kitapları için tıklayınız.

Yorum Yapmasam Olmaz :)