BEŞİR FUAD: BUNDAN TATLI ÖLÜM TASAVVUR EDEMİYORUM…

1852’nin İstanbul’unda doğmuş; Cizvit Okulları’nda öğrenim görmüş; hayata pozitivizm gözlüğüyle bakan, sıradışı bir aydındır Fuad. Entelektüel manada yalnızdır. Etrafında ona benzeyen birilerini bulmak, pek mümkün değildir.

Mum ışığının cılız aydınlığında, çehresiz siyah canavarlar gibi gölgeler vuruyordu duvara. Nesnelerin gölgeleriydi bunlar; boşlukta sallanır gibi gözüken divit, mürekkep hokkası, kitaplar, karalanmış ve darmadağın kağıtlar… Bir de insan sureti! Kalem, salyangoz yürüyüşünü andırır halde hareket ettikçe; mürekkebini kağıda bırakıyor ve bu mürekkep, saniyesinde kanla karışıyordu. Beşir Fuad’ın kanıydı bu; duvardaki insan suretinin. Az evvel bileklerini kesmişti. Bir aralık, baldızı seslenecek oldu kapının ardından. “Yazı yazıyorum.” diyerek savuşturdu. Kan aksın diye kolunu havaya kaldırdı. Fuad’ın ölümü tasvir edişi, damla damla kan pıhtısıyla dolu kağıda şöyle yansıyacaktı:

“Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum.”

Bu intihardan yaklaşık üç asır önce (1511), bu kez tam tersi bir tasavvurun; yaşamın ve yaşamsal bilgeliğin tasavvurunun çizgileri görülür Vatikan’ın duvarlarında. Dört ayrı duvara, dört ayrı fresk kazınmıştır. Bunlardan biri, felsefeyi temsil eden “Atina Okulu” freskidir. Raffaello’nun Atina Okulu’na ilişkin, sanat tarihçilerinin ayrıştığı hususlar olsa da, üzerinde ittifak edilen nokta; freskin odağında yer alan Platon ve Aristoteles hakkındaki ikonolojik çözümlemedir. Platon, sağ elinin işaret parmağıyla gökyüzünü göstermekte, sol elinde ise Timaos adlı kitabını tutmaktadır. Bir hakikat tasviridir bu. Hakikat bu alemde değildir Platon’a göre. Göğün ötelerinde bir yerde, gerçek alem asılı durur; idealar dünyası… Öğrencisi Aristoteles ise, Etica’yı tutmaktadır sol elinde. Diğer elinin ayası yere dönüktür. Bütün soruların cevabı bu alemdedir zira, yerkürede. Hakikate giden yolun taşları… Platon’un parmağının ucunu matematik temsil eder. Matematik, muhayyiledir. Doğada karşılığı olmayan sayı ve şekillerin evreni… Tıpkı metafizik gibi, din gibi… Aristo’nun eli ise fiziğin iktidarıdır. Bir başka deyişle deneyselliğin, duyuların, aklın…

Bir masal anlatıcısı olsa, şöyle mi devam ederdi yazıya? “Aradan yıllaar, yıllaaar geçer…” Bu metin, bir masal söylencesi değilse de; aradan yıllar geçmiştir. İlkel insanın sevincini gürültü çıkararak göstermesinin, alkışa; Zeus’un hiddetiyle ilişkilendirilen yıldırımların, elektrik boşalması izahına dönüştüğü simgeler/semboller dünyasında, Aristo’nun eli ise, pozitivizme; bir diğer deyişle modern kavrayışa dönüşmüştür. Kilisenin ve metafizik öğretilerin reddiyesine dayanan bu kavrayış, evreni bilimsel metotlarla açıklamanın gayreti içindedir. Bu çatışma, günün birinde öyle bir noktaya varır ki; pozitivizmin sancağını sürüyenlerden biri olan Renan şunları söyler: “Gün gelecek, insanlık inanmayacak; bilecek.” Zira bilgi, inanca alan bırakmaz. İnanç ancak bilginin olmadığı mecrada varlığını sürdürür.

İşte böyle bir atmosferin griliğinde yayımlanır Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanı. 1862 yılının karlı bir şubat ayıdır. Soğukluk, yalnız doğanın yüzünde göstermemiştir kendini. Terminolojik manada, “bilimsel soğukluk” yerleşmiştir edebiyatın ortasına. Bunu sağlayan romandaki Bazarov karakteridir. Bazarov, sadece romanın değil; Turgenyev’in yazarlığının da en çarpıcı karakteri olacaktır.

“Pavel Petroviç elini bıyıklarına götürdü. Küçük bir aralıktan sonra sordu:

– Peki, aslında bu Bay Bazarov nedir?

Arkadi gülümsedi:

– Bazarov ne midir?.. Amcacığım, aslında onun ne olduğunu söylememi mi istiyorsunuz?

Lütfen sevgili yeğenim.

O, bir nihilist’tir. “ (*)

Nihilist kavramı, edebi külliyata ilk kez bu romanla girmiştir. Aşkı, şiiri, gelenekleri reddeder Bazarov; Puşkin’i alaya alır. Bilimsel soğukluktan kastedilen de budur. Tüm duygulanımlardan arınmış, coşkunluğun yerini ölçüye bıraktığı, mesafeli bakış…

Gelgelelim bu ölçülü adam, belki de en büyük ölçüsüzlük olan aşkın elinde, kendi kendinin inkarına dönüşecektir. Anna Sergeyevna’ya duyduğu sevgiyi çaresizce ilan ettiği karşılaşmada, ölüme yürüyüşünü de itiraf edecektir: “Görülüyor ki, geleceği düşünmek yersizmiş; ölüm eski bir şey ama herkes için yenidir. Şimdiye kadar korkmadım. Daha sonra kendimi kaybedeceğim ve her şey tamam…” (*)

Bazarov’un otopsi sırasında elini keserek kaptığı mikrop ve bunun sebep olacağı acı son, bir intihar mıydı yoksa bir kaza mı; Turgenyev, bunu okuyucunun tahayyülüne bırakır. Ancak tartışmasız olan bir şey vardır ki; o da Bazarov’un bu deneysel ölüm karşısındaki soğuk kanlı tavrı… “Daha sonra kendimi kaybedeceğim ve her şey tamam…” Bu tutum, Beşir Fuad’ınkiyle çok benzerdir.

Babalar ve Oğullar romanı, zihinsel evrende bir başka kırılmanın daha habercisi olacaktır. Aristokrat kökenli kırsal aydın tipiyle, batı değerlerini temsil eden kent-soylu aydın arasındaki çatışmanın… İlber Ortaylı, Gelenekten Geleceğe adlı kitabında şu tespiti yapar:

“Doğu-Batı kültürü kutuplaşması bizim toplumumuzda da modernleşme ile başladı. Bizim toplumumuzda da diyorum, çünkü Türkiye, modernleşmenin getirdiği bu gibi sorunlarla karşılaşan tek ülke olmadığı gibi, çatışmanın temelinde yatan asıl neden İslamlık-Hıristiyanlık ayrılığı da değildir. Pekala Hristiyan Rusya’nın ve Budist Asya’nın da aynı şiddetle bu problemi yaşadığını görüyoruz.” (**)

Osmanlı intelejansiyasında da, bu ayrışmanın yarattığı bir şahsiyet ortaya çıkar: Beşir Fuad! Fuad, bir roman karakteri değildir. O, bir romancının kaleminin değil; Tanrı’nın hayal gücünün mamülüdür. Yaşamın, kurguya galebe çaldığının göstergesi… Zira böyle muazzam bir son, pek çok kurgusal metnin harcı olamamıştır. Bazarov’la ortak yanı çoktur Beşir Fuad’ın. Hatta fikrimce Fuad, bu coğrafyanın Bazarov’udur!

1852’nin İstanbul’unda doğmuş; Cizvit Okulları’nda öğrenim görmüş; hayata pozitivizm gözlüğüyle bakan, sıradışı bir aydındır Fuad. Entelektüel manada yalnızdır. Etrafında ona benzeyen birilerini bulmak, pek mümkün değildir. Öyle ki, yalnızlığı bugüne değin sürmüştür. Türk aydınının, halen Beşir Fuad’ı layıkıyla tanıdığı, kavradığı söylenemez. O, hakikat uğrunda kanatlarını güneşe değdirmiş bir İkarus’tur. “Burada Pieter Bruegel’in İkarus tablosunu anımsayalım: Dünyanın hemen her yerindeki geleneksel toplum insanları, İkarus’un serüvenine, onun denize düşüşüne bile kaba bir kaytsızlık içinde duyarsız kaldılar, günümüze kadar benzeri olaylara karşı ilgisizliklerini sürdürdüler.” (***)

Beşir Fuad’ı, Bazarov’la birlikte yorumlama serüveninde, tüm bu sebeplerin dışında ve fakat onların da temelinde bir başka neden çıkar karşımıza. Fikir dünyasında, her ne kadar bilimsel metotlarla hareket etse de, onu intihara sürükleyen yegane sebep; manevi hayatındaki sarsıntılar olacaktır. “Öncelikle annesinin geçirdiği ve giderek kronikleşen paranoid psikoz rahatsızlığı ve bu nedenle psikiyatri kliniğine yatırılmak zorunda kalınışı; ayrıca o zamanın bilgilerine göre bu rahatsızlığın kalıtsal olduğu düşüncesi ve her an benzeri bir psikozu kendisinin de yaşayabileceği korkusu Beşir Fuad’ı olumsuz yönde etkilemiştir.” (***) Bununla beraber, evlilik hayatı devam ederken; bir de metresinin sorumluluğunu yüklenmesi ve nihayet çocuğunun zamansız kaybı…

Bilimsel aklın metotlarıyla yaşamını sürdüren Fuad, duygusal/subjektif nedenlerden ötürü; ölümü seçecektir. İkinci bir Bazarov vakasıdır yaşanan. Gelgelelim, Beşir Fuad ile Bazarov’u ayrıştıran nokta, Bazarov’un yenildiğini kabullenmesidir. Oysa Fuad, yenilenlerin dünyasına bile isteye sırt dönmüştür. Üzerinde çalışılabilmesi için cesedini tıbbiyeye bağışlar. Cansız bedeni dahi, onun için bir deney konusudur.

Fuad, içinde bulunduğu toplumun inançla/dinle maskelediği riyakarlığını hazmedememiş bir münzevi olarak gözlerini yummuştur. Unutulmuş, bir köşeye itilmiştir. Lakin Fuad’ın gölgesi, hala ufkumuzda seyretmektedir. Sokaklarda, kendi toplumunun riyakarlığına yabancılaşmış onlarca Fuad dolaşmaktadır. Yoksa siz de onlardan biri misiniz?

Kaynakça:

(*) Turgenyev, Babalar ve Oğullar, Karınca Kitabevi, Çevirmen: Yeliz Yeşil.

(**) İlber Ortaylı, Gelenekten Geleceğe, Timaş Yayınları

(***) Serol Teber, Tutunamayanların Politik Psikolojisi, Okuyan-us.

Okura Not: Beşir Fuad hakkında yapılan en kapsamlı çalışma, M.Orhan Okay’ın Dergah Yayınları tarafından basılan Beşir Fuad : İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti kitabıdır.

Leave a Comment