BİLİYORUM YAĞMUR YAĞACAK

Yaşın ilerlemesi ile mezarlıklara yapılan ziyaretlerin mahiyeti değişmiş oldu. Bir cenazeye denk gelmemişseniz ve bayram zamanı değilse olması gerektiğine yaraşır bir şekilde sessiz olan,  uzun çamların arasında yine olması gerektiği gibi ufacık hissetmek ve etrafa bakınarak, her seferinde başka şeyler görmek. Yeni kayıtların getirdiği değişiklikler dışında, eskilerin yerlerini yavaş yavaş öğrendiğim için yavaş yavaş içeriklerine dikkat etmeye başlamıştım bir süre sonra. Onun ve bunun oğlu, bilmem kimin bilmem kimi. Şunun biricik eşi. Oradakinin bir tanesi. Geride kalanların hatıraları yaşatma çabasına bir diyeceğim yoktu da,  ardında bırakacağı bu alemde edindiği  meziyetlerin içindekinin başındaki taşa oyulması her zaman eğlenceli bulmuşumdur.
YÜKSEK MİMAR, BELEDİYE NAZIRI, MAHALLE İMAMI…
Adamların bütün içerikleri buydu sanki.
Kürtaj ‘ı okumaya başladığımda adamla ilgili aklıma gelen ilk şey bu oldu. Söz konusu mekan bir mezarlıktan başka ne olabilirdi ki? Dışarı çıkmak yok. Yasaklama olduğundan değil, gerek duymuyorsun. “Gelenleri”  yedi-yirmidört kabul ediyorsun . Huzur içindesin.  Gelen herkes, mekanın işlevinden haberdar. Durum biliniyor. Gelenlerin kayıtları alışıla gelmiş metodlar ile değilde, oraya özgü bir biçimde alınıyor ve tutuluyor. Hele gelen insanların sundukları eserlerde nereden bakarsanız bakın kendilerini özetliyor. Hayatlarının nasıl geçtiğini, ilgilerini odaklandığı şeyleri gösteriyor. İnsan ilgilendiği şeydir desem, kimin itirazı olabilir?
 
Richard Brautigan, Kürtaj-Tarihi Bir Aşk RomanıÜç Tekerleklim, Deri Giysiler ve İnsanlığın Tarihi, Stereo ve Tanrı, Gece Boyunca Öptü, Dostoyevski’nin Mutfağı. Kitabın ilk bölümünde kabul edilen başvurulardan sadece birkaçının ismi. Gelen insanları aslen anlatan etiketleri.
Görevli  ve aynı zamanda anlatıcımız, bu mekanın varoluş nedenini,  “Böyle bir yere duyulan aşırı gereksinim ve talepten…” ileri geldiğini söylüyor.  Hadi ama, mezarlıklarada her zaman aşırı gereksinim ve talep yok mu?
Sonra birşey oluyor. Kapıdan içeriye biri giriyor. Kafası olmayacak birşeye takılmış. Başkası için rüya olan Onun için karabasan olmuş. Eğer kafanı başkalarının takıntılarına takarsan tüm dünya devasa bir daraağacından başka bir şeye benzemeyecektir. Anlatıcımız böyle buyuruyor.
Her şey olması gerektiği gibi ve çukulatalı kurabiyeler eşliğinde giderken, mezarlık olduğunu düşündüğüm yerde beklenmedik bir olay oluyor.
Bundan sonra ortaklaşa verilen bir karar ve bu kararın hayata geçirilmesine şahit oluyoruz. Tüm bunlara şahit olurken, mezarlık teorimin çöküşü ile kahramanlarımız yola koyuluyor. Foster, mağarasından çıkarak gerekli ayarlamaları yapıyor.
Yollara düşüyoruz. Biletleri verip, koltuklarımıza oturuyoruz. Yan koltukta şu ana kadar gördüğünüz en güzel kadın veya yakışıklısından bir adam ilginizi çekiyor.  Havaalanından çıkıp, taksiye el ediyoruz. Verilen adresi buluyoruz. İçine girdiğimiz yerin kokusunu içimize çekip, ışığın el verdiği biçimde görüyoruz. Hatıralar yazılıyor. Yapılması gerekenler yapılıyor:
Richard Brautigan, Kürtaj-Tarihi Bir Aşk Romanı
“Yaşamlarımızı yepyeni anlık törenlere, ayinlere dönüştürebilme yetimiz var; yapmak zorunda olduğumuz güç bir iş karşımıza çıktığında bu ayinlerin havasına girip sakin sakin rollerimizi oynuyoruz. Yaşamlarımız tiyatroya dönüyor.”
 
İşler yolunda gidiyor ve kitabın kapağını kapatıyorum. Adamın huzurunu kıskanmış olduğumdan dolayı, sonunun gelmesine  hafif seviniyorum. Tam manası ile bencillikten değil bu sevinme. Herife içim ısındığı ve özellikle Foster’ı dostum gibi gördüğüm içinde bu işin kendileri için en iyi şekilde sonuçlandığına seviniyorum. Hem Foster hiçbir zaman bu işi benimsememişti.
( Richard Brautigan, Kürtaj-Tarihi Bir Aşk Romanı, 1966, Altıkırkbeş Yayınları / Beat Edebiyatı  Dizisi )
Cem Topuz
4400th@gmail.com
 

One Comment

  1. Talihsiz Kadın says:

    Kütüphaneyi bir mezarlığa benzetmek negzel bir bakış açısıdır.

    Vida’nın güzelliğine ve bir kez daha Brautigan’ın beatnik kafasına hayran kaldım.

Yorum Yapmasam Olmaz :)