BİR KÖŞE EFSANESİ YILMAZ ÖZDİL İLE RÖPORTAJ

Köşe yazarlığının apayrı bir sanat dalı olduğunu göstermiş usta bir kalemdir Yılmaz Özdil. Her sabah bu usta kalemin yazılarıyla aydınlanırken yazılarındaki ince zeka kıvraklığına da hayran olmamak mümkün değildir. Türkiye’den karikatür manzaralarına bakar gibi olursunuz Özdil’in yazılarında. Kara mizahı damardan bir yazar olan Yılmaz Özdil hem “En çok okunan yazar” listesinin, hem de “Tasfiye edilecek gazeteciler” listesinin başındadır.

Yılmaz Özdil hakkında tüm bunları zaten hemen hemen herkes biliyor. Peki ya yazılarından tanıdığımız Yılmaz Özdil aslında nasıl bir okur? Bunun cevabını aradık ve usta gazeteci ile kitaplar üzerine konuştuk.

yilmaz-ozdil-roportaj4Bugünün başarılı gazetecisi Yılmaz Özdil nasıl bir çocuktu? Derste haşarı mıydı yoksa kitaplarla iç içe miydi?

Çok haşarı bir çocuktum ama kitap okumayı çocukluğumdan beri çok severim. Herhalde ilkokul öğretmenimin ve ailemin etkisiyle özellikle çok kitap okuyan rahmetli annemin aşılamasıyla okumayı yazmayı öğrendiğimden beri kitap okurum. İlkokul dördüncü sınıftayken kütüphaneye üye olduğumu hatırlıyorum.

Gazetedeki köşe yazılarınızın ortaya çıkış süreci nasıldır? Sizin için keyifli mi yoksa sancılı bir süreç midir?

Gününden gününe değişiyor. Ben popüler yazılar yazdığım için o gün herkesin konuştuğu veya yarın herkesin konuşacağı konular üzerine yazdığım için bazen konuyu bulmak, içeriğini oluşturmak çok kısa olabiliyor. Konuya bağlı olarak uzun da olabiliyor.

Okumaktan en çok keyif aldığınız üç köşe yazarı kim?

Tabii Bekir Coşkun. Mutlaka her gün okurum. Diğerlerini sıralamayayım. Tartışma konusu olmasın çünkü ilk üçe sığmaz. Hem işim gereği hem de yurttaş olarak çok sayıda köşe yazarını her gün düzenli olarak okurum. Ama Bekir Coşkun ben köşe yazmaya başlamadan önceden beri, gazeteciliğe başladığımdan beri bir idol olarak benimsediğim bir köşe yazarı.

Hangi tür kitapları okumayı seversiniz?

Gazeteci olduğum için biraz problemimiz var. Sıradan bir okur gibi, sıradan bir vatandaş gibi davranamıyoruz. Haber içeriği dolayısıyla piyasaya çıkan kitapları takip etme zorunluluğumuz var. Ama kişisel not olarak merak ediyorsan mikro tarih okumayı çok severim. Mesela saatin tarihçesi, düdüklü tencerenin tarihçesi beni çok çeker. Mikro tarihi çok severim.

En çok etkilendiğiniz kitap nedir?

Kemal Tahir. Roman kahramanım yoktur ama romancı kahramanım vardır.

En son okuduğunuz kitabın ismi nedir?

Şu anda dâhil altı kitap birden okuyorum. Bu aslında benim okuma şeklim. Sanırım gazeteciliğimizden ve vakitsizlikten kaynaklanan bir şey. Sürekli başucumda beş altı kitap birden olur. Akşamları yattıktan sonra gece saat kaç olursa olsun bir iki saat kitap okurum ve o günkü ruh halim hangisine uygunsa o gün onu okurum. Bu bazen bir öykü kitabı olabilir bazen de belgesel olabiliyor. Şu an okuduklarım içinde mesela Perinçek’in Sovyet Belgelerindeki Ermeni Meselesi var.  Halit Kakınç’ın Çerkez romanı var. Yaşar Nuri Öztürk ve İhsan Özkes’in şu anda piyasaya çıkardıkları iki kitap var, çok enteresan.

Sizce bir insan neden sizin kitabınızı okumalı?yilmaz-ozdil-roportaj3

Okumalı ya da okumamalı gibi bir şeyi ben geliştiremem. Çünkü ben bir misyon üstlenmiş değilim. Köşe yazarlığını ya da gazeteciliği bu maksatla yapmıyorum. Bir takım fikirlerim var insanlara bunu göstereyim insanları etkileyeyim gibi bir amacım yok. Benim için bu sadece bir iş. Bana verilen bir köşe var. O köşede ben kendi düşüncelerimi yazarım. Sen bunu beğenirsin ya da beğenmezsin, alırsın almazsın bu senin bileceğin iş.

Cumhuriyet aydınlarına bakılırsa, hep bir umut ışığı görülür. Her şey kötü gitse bile onlar asla umutsuz olmazlar. Hapislerde bile çürüseler bunu Nazım’da görürüz, Attila İlhan’da görürüz, son dönemde fikir hayatımızı etkileyen Turgut Özakman’da, 90 yaşına gelmesine karşın hala çalışan Muazzez İlmiye Çığ’da ve nicelerinde… Siz de umutlu musunuz gelecekten ve cumhuriyet aydınlarındaki sarsılmaz umudun kaynağını ne olarak görüyorsunuz?

Tabii umutluyum. Türkiye her zaman iyiye gider. Mustafa Kemal o vapura 15 20 kişiile birlikte o gün Türkiye’nin nüfusu 10 milyon civarındaydı. Onun ideallerine o gün itibariyle inananların sayısı herhalde yüzde biri geçmezdi. Bugün itibariyle baktığımızda nüfusun çoğunluğunun rakam vermek güçtür ama bana göre yüzde atmışının Mustafa Kemal’in ideallerine, çağdaş yaşam biçimine sahip çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla zaman ve nüfus devrimin lehine çalışmıştır ve böyle olmaya da devam edecektir. Yani devrim başarılmıştır. O gün yüzde bir olan kitle bugün yüzde atmışlara yüzde yetmişlere varmıştır. Dolayısıyla devrim anlamında hiçbir karamsarlığım yok. Çağdaşlık asla geriye götürülemez ama tabii demokratik hayatımızda bir takım sıkıntılar olacak. Ekonomik hayatımızda bir takım sorunlar olacak. Bunu şöyle örneklendirebiliriz. Devletlerde insanlar gibi. Doğuyorlar, büyüyorlar ve zaman içerisinde ölüyorlar. Bizim şu anda henüz emekleme aşamasında olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü 80-90 yıllık bir tarih insan hayatı için çok uzun ama devletlerin hayatı için çok kısa süreler. Dolayısıyla ayağa kalkmaya çalışacak, düşecek,  suratını çarpacaktır, burnu kanayacak falan ama mutlaka ayağa kalkacaktır. Dolayısıyla benim geleceğe dair hiçbir karamsarlığım yok. Bireysel acılar her zaman çekilir ama devrim başarılmıştır.

yilmaz-ozdil-roportaj21. yüzyılda kitaplara uygulanan sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu 21. Yüzyıl meselesi değil. Mutlaka 15. Yüzyılda da olsaydı olurdu. Yazının icadından beri bu var. Bu güne dair bir şey değil. Biz kendi yaşadığımız dönemleri çok önemsediğimiz için böyle oluyor. Yoksa milattan önce 3 bin yılında da mesela ya bu gençler de çok bozuldu kardeşim bizim gibi değiller falan deniyordu mutlaka. Bazı şeyler hiç değişmez. Bu da onlardan biri. Devenin tellal, pirenin berber olduğu dönemde, tek kanallı TRT dönemlerinde yani iletişimin güç olduğu dönemlerde belki sansür mümkün olabilirdi ama bugün artık internet teknolojisinin olduğu, 5 yaşında çocukların cep telefonundan Japonya üzerinden görüntü aldığı bir dönemde sansüre yeltenmek geri zekâlılıktır.

İçinde bulunduğumuz çağın sizce en büyük sorunu nedir?

Türkiye açısından en büyük problem ikiyüzlülüktür. Türkiye’de ki sorunların temelinde insanların ikiyüzlülüğü yatar.  Gelene ağam gidene paşamcılık, dün söylediğinin bugün tam tersini söylemek ya da eleştirdiğin konuyu fırsat bulduğunda en önde yapmak, bir koltuk uğruna parti değiştirmek gibi. Atasözlerimizin çelişkilerinde bile gördüğümüz gibi, nerede çokluk orada bokluk diyen de biziz, bir elin nesi var iki elin sesi var diyen de biziz. Türkiye’de ki sorunların büyümesine ve açmazına sebep olan sorun bu ikiyüzlülüktür aslında.

İsim-Şehir-Hayvan ve İsim-Şehir-Bitki’den sonra üçüncü kitabınız ne zaman gelecek?

Şu anda çalışıyorum. Eylül veya en geç ekimde piyasaya çıkaracağız inşallah.

Şu ana kadar yayımlanan iki kitap, gazetede çıkmış yazılarınızın belli bir mantık çerçevesinde 
derlenmesinden oluşuyor. Çalışmalarını yaptığınız ‘Sessiz Film’in öyle olmayacağını açıkladınız. Öyleyse ‘Sessiz Film’ nasıl olacak?

Şu an bu kitabı yazıyorum zaten. Sadece ismini değiştirdik.  Bu kitap gazetedeki yazılarımın belli bir mantık çerçevesinde derlenmesinden oluşmayacak. Şu anda sıfırdan yazılıyor. Çıktığında görürsünüz.

Tıpkı Aziz Nesin, Levent Kırca vb. isimler gibi siz de bir kara mizah ustası olarak görülüyorsunuz. Ya siz kendinizi bir yazar olarak nasıl tanımlarsınız?

Bu isimlerle anılmak çok onur verici, gurur duyarım. Ama böyle bir iddiam yok. Ben gazeteciyim. Tesadüfen bu işe girdim ve sadece işimi yapıyorum. Hepsi bu.

Röportaj: Eskimeyen Kitaplar Ekibi

Fotoğraflar: Mutlucan Şen

3 Comments

  1. bring the boys back home says:

    Harika bir ropörtaj. “Türkiye’de ki sorunların temelinde insanların ikiyüzlülüğü yatar.” sadece bu cümle için bile değerli. Emeği geçen herkese selamlar.

  2. ShapedBox says:

    Kesinlikle Türkiye’nin en iyi köşe yazarlarından biri Yılmaz Özdil’dir. Başlıkta da belirtilmiş. Bir köşe efsanesi…

  3. Bolat says:

    Çok teşekkür ederim, çok başarılı bir röportaj olmuş. Her sabah okuduğum 6 köşe yazarının en iyisidir Yılmaz Özdil.

Yorum Yapmasam Olmaz :)