BİR KÖY DOKTORUNDAN ÖYKÜLER

Mihail Bulgakov şaşırtıcı, o kadar da tedirgin edici bir yazar. Kült romanı “Usta ile Margarita”yı 70’li yılların başında “e” yayınlarından Aydın Emeç çevirisinden okumuştum. Yirmili yaşların başındaydım ve daha önce hiç tanımadığım Bulgakov’un bu romanını on iki yılda tamamladığını, son bölümlerini hasta yatağında mırıldanarak yazdırdığını, ölümünden yirmi altı yıl sonra Sovyetler Birliği’nde yayımlanabildiğini, bazı bölümlerinin Stalin döneminde sansürlendiğini ve kitabın kısaltılarak çıktığını bilmiyordum. Hayal kırıklığına uğramış bir yazardı Bulgakov. Birkaç öyküsünün dışında Stalin’in ölümüne dek hiçbir yapıtı yayımlanmamıştı. 40 kadar oyun yazmıştı ama “Türbinlerin Günü” dışında hiçbiri sahnelenememişti. O da birkaç gösteri sonrası sansür kurulu tarafından yayından kaldırılmıştı.

Usta ile Margarita”dan çok etkilenmiştim. O güne dek okuduklarımın dışında bir romanla karşı karşıyaydım. Gerilmiş, tedirgin olmuştum. Genç yaşımda ölümün ne olduğunu sorgulamaya çalışmıştım. “Usta ile Margarita”yı 2003 yılında, Aydın Emeç’in çevirisinden ve Saadet Özen’in katkılarıyla yeniden okuduğumda aynı tedirginlikleri yıllar sonra bir kez daha yaşadım. Bunun bir gençlik değerlendirmesi olmadığını anlayınca ürktüm. Kara mizahı çarpıcı bir ustalıkla kullanarak Moskova’da fantastik bir karmaşa yaratmıştı.
Bulgakov bir yazın büyücüsüydü.
1891 doğumlu Bulgakov, 1916 yılında Kiev Üniversitesinden tıp doktoru olarak mezun olur. O dönem, yeni tıp mezunları , askerlik görevini ülkenin ücra köşelerindeki küçük ve donanımsız hastanelerde doktor olarak yapıyorlardır. Bulgakov da Smolensk yöresinde Nikolskoye Köyü’ne giderek on sekiz ay boyunca oradaki hastanede, stajiyer olması gerekirken pratisyen doktor olarak çalışır. “Genç Bir Doktorun Mektupları” ‘nda o döneme ait anılarını öyküleştirmiştir. Bunların bir bölümü 1925-1927 yılları arasında dergilerde yayımlanır. Notos Kitap bu öykülerin üçünü “Bir Köy Doktorundan Öyküler” başlığı altında “özel dizi” kitapları arasında, Haluk Erdemol’un çevirisiyle yayımladı. Özel dizinin, her kitapseverin başını döndürecek bir özenle hazırlandığını da belirtmek isterim. Bulgakov’un edebiyatına damgasını vuran fantastik unsurlar ve gerçeküstücü anlatım bu öykülerinde görülmez. Deneyim-gözlem ve birikimlerine dayanarak kurduğu bu öykü evreni yaşamın çıplak ve ürkütücü gerçeğini gözlerimizin önüne serer. Yaşanmışlığın kurguya dönüştürülmesi her zaman bir riski de beraberinde getirir. Öykü ile anı arasında gidip gelen bir dengedir bu. Yazar yaşananlara sadık kalmaya çalıştıkça öyküsü sığlaşır ve yaratıcı özgürlüğü kısıtlanır. Bulgakov anıların sınırında dolaşsa da bu tür bir sığlığa düşmez.
Tıbbı nikâhlı karısı, edebiyatı da metresi gibi gören Çehov’dan farklıdır Bulgakov. Doktorluğu sevmez. Çehov mesleğini konu alarak yazdığı öykülerinde hastalarına sevecenlik ve insancıllıkla yaklaşan, onları iyileştirmeye çalışan doktor karakterler çizer. Bulgakov’da ise hastalardan çok doktorun korkusu öne çıkar. Çehov’a kayıtsızdır, ondan etkilenmemiştir. Gogol’ü sever. “Palto” değil, onun “Burun” öyküsünden etkilenen yazarlar arasında görür kendini. “Bir Köy Doktorundan Öyküler”deki genç doktor karakterler tıp eğitimi aldıkları için pişmanlık duyarlar. Bir insanı yaşama döndürmeye çalışırken ölümüne neden olmaktan korkarlar. Bulgakov da dört yıl doktorluk yapmış, 1920’den sonra mesleğini bırakıp kendini tamamen edebiyata vermiştir.
Kitabın ilk öyküsü “İşlemeli Havlu” düz bir sahneyle açılır. Yeni mezun, hâlâ öğrenci görünüşlü genç doktor bir at arabasıyla görevlendirildiği Moskova’dan uzak Muryovo’daki hastaneye doğru yol almaktadır. Elli kilometrelik yol yirmi dört saat sürmüştür. Öyküde belirtilen tarih 16 Eylül 1916’dır. Yani, Bulgakov’un mezun olduğu yıl.
Bulgakov’un karakteristik izlekleri “ölüm” ve “korku” bu öykülerde de karşımıza çıkar. “Titredim ve berbat duygular içinde çevreme bakındım, önce sıvaları dökülmüş iki katlı hastane binasına, sonra yardımcım olacak kişinin evini oluşturan çıplak tomruklu duvarlara ve sonunda kendi evime: Düzgün, mezar taşları gibi boş ve gizemli pencereleri olan iki katlı eve.” (s.11) “Ve kendimi yavaş yavaş ölüyormuş gibi hissederken…”(s.12)
Düz bir sahneyle açılan öykü adım adım bizi Bulgakov’un tedirgin edici, tuhaf ve gizemli atmosferine çekmeye başlar. Hiç neşter kullanmamış, ameliyat pratiği yaşamamış deneyimsiz genç tıp mezununun en büyük korkusu, zorunlu bir ameliyat durumuyla karşı karşıya kalmasıdır. Yazar burada klasik öykü kalıplarını kullanarak bizi böyle bir gelişime hazırlar. Genç doktorun bu korkusuyla yüzleşeceği ânı beklemeye başlarız. Sonunda korktuğu başına gelir. Hem de korktuğunun ötesindedir bu kötü sürpriz. Çok güzel bir genç kız, keten liflerini ayırmada kullanılan bir makineye düşmüştür. Kızı hastaneye babası getirmiştir. Genç doktor, “Parçalanmış bir insanın sonu,” der kendi kendine, “Yapacak bir şey yok.” Her şeye karşın bir şey yapmalıdır. Sert bir ses tonuyla “Bayıltıcı iğneyi yapın,” der yardımcısına. Bu tümceyle de öykü başka bir boyuta geçer. Bu, öykünün sarsıcı bir aydınlanma anıdır. Genç doktorun uyutulmuş hastasına “Öl. Çabuk öl. Yoksa senle ben ne yaparım,” demesi öykünün gerilimini gittikçe arttırır. Bu noktada da Bulgakov’un ölüm ve korkuyu irdelediği gerilimli, yadırgı dünyasına gireriz. Bundan sonra yapacağımız tek şey yazarı soluk soluğa izlemektir.
İyi bir öykü okuduğunuzda bir başka öyküye hemen geçemezsiniz. Kitabı kapatır, yazarın sizde yarattığı sarsıntıyı doya doya yaşamak istersiniz. “İşlemeli Havlu” öyküsünü bitirince kitabı kapadım.
“Çelik Nefes Borusu” öyküsünde de benzer bir tema var. Buradaki anlatıcı ilk öyküdeki genç ve deneyimsiz doktordur. Okurken doktorla birlikte korkmaya başlarız. Az çok neler olacağını tahmin etsek de yazar bizi yeniden tedirgin edici gergin öykü atmosferine sokmayı başarır.
Kitabın son öyküsü “Katil”in ise Stefan Zweig öykülerini çağrıştıran farklı bir atmosferi var. İnsanın iç dünyasını bütün çıplaklığıyla ortaya koyarken okura da bir soru soruyor: Bir doktor bile bile bir insanı öldürür mü? Bunun haklı bir nedeni olabilir mi?
Bulgakov’un öyküleri ilk kez Türkçe’de. Bu kitabı özellikle öykü severlere ve öykü yazanlara öneriyorum.

(Bir Köy Doktorunun Öyküleri, Mihail Bulgakov , Notos Kitap, sf. 79)

Cemil Kavukçu
cemilkavukcu@hotmail.com
( Bu yazı 11 Mayıs 2011 Çarşamba – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)