BİR SOLUKTA OKUYACAĞINIZ 15 ROMAN

Harika bir kurgu, akıcı bir dil ya da iyi işlenmiş karakterler… Sebebi ne olursa olsun, iyi bir roman sizi dünyasına çeker, yakalar, bırakmaz. Elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, bir oturuşta, bir solukta okuyacağınız Türk ve Dünya edebiyatından seçme, 15 sürükleyici romanı sizler için derledik.

1. Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

İlk olarak Hakikat gazetesinde 18 Aralık 1940 – 8 Şubat 1941 tarihleri arasında “Büyük Hikâye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayınlanan Kürk Mantolu Madonna, 1943 yılında kitap olarak basılmıştır.  “Madonna In A Fur Coat” başlığıyla İngilizce’ye çevrilen roman, Penguin Yayınları‘nın “Modern Klasikler Serisi”ne dahil edildi.  Sabahattin Ali’nin Raif Efendi’nin içsel yolculuğunu psikolojik tahlillerle betimlediği roman, Sabahattin Ali‘nin muhteşem bir Türkçe ile kaleme alıdığı Kürk Mantolu Madonna, okurken altı çizilesi cümlelerle doludur.

Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi’nin memnuniyetsiz hayatı, Maria Puder isimli kadına aşık olduğunda tamamen değişir. Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve  bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin  Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş “Madonna delle Arpie” adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır.

“KÜRK MANTOLU MADONNA” SAHNE ALIYOR

2. Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck

Pulitzer ve  Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı yazar John Steinbeck‘in romanı Fareler ve İnsanlar, modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır.   Orijinal adıyla Of Mice and Men 1937 yılında yayınlandığında Amerika’da Büyük Buhran sürüyordu; işsizlik ,açlık ve sefalet gündelik hayatın bir parçası haline gelmişti. Steinbeck, toplumsal olaylara ve insani meselelere bu romanda ustalıkla yaklaşarak okuyucuyu bu dünyanın içine çeker.

Birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small, öyküsünü konu alan roman, küçük bir toprak satın alıp insanca yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin başlarına gelen kötü olaylar karşısında dostluk ve dayanışma ile nasıl ayakta kaldıklarını anlatır.

Steinbeck, Fareler ve İnsanlar’ı adeta bir tiyatro oyunu gibi kaleme almış ve kitabın basılmasının hemen ardından da Broadway için tiyatro metnini kendisi yazmıştır.

2009 yılında Devlet Tiyatroları’nca tiyatroya uyarlanan eser, seyircilerle buluşmaya devam ediyor.

3. Aylak Adam- Yusuf Atılgan

aylak-adam-yusuf-atilgan

1959 yılında Varlık Yayınları tarafından yayımlanan ve Anayurt Oteli ile birlikte Türk edebiyatının kült eserleri arasında yer alana Aylak Adam, Yusuf Atılgan‘ın ilk romanıdır.

Aylak Adam, herhangi bir işte çalışma ihtiyacı duymayan, ailesinden kalan mirasla geçinen, sorumluluk sahibi olamayan, hayatını aylaklık ederek geçiren isimsiz karakter  C. adlı genç bir adamın zor yaşamını anlatır. Türk Edebiyatının önde gelen yazarlarından Yusuf Atılgan, gerçek sevgiyi arayan, böylece korkuluksuz köprüden yuvarlanmamaya çalışan Aylak Adam’ın iç dünyasını bilinç akışı tekniğini ustalıkla kullanarak resmeder. Sinemalarda, resim atölyelerinde, meyhanelerde, bir türlü iletişim kuramadığı kalabalıkların arasında dolaşan C. modern dünyada insanın yaşadığı yabancılaşma ve yalnızlığı gözler önüne serer.

4. Muhteşem Gatsby – F. Scott Fitzgerald

muhtesem-gatsby-f-scott-fitzgerald

ABD’li yazar F. Scott Fitzgerald 1925 yılında yayınladığı Muhteşem Gatsby (Great Gatsby) romanında 1920’ler ABD’sinin toplumsal portresini çizerken “Amerikan rüyası” düşüncesini  de eleştirir.  Muhteşem Gatsby yalnızca Fitzgerald‘ın en parlak yapıtı değil, aynı zamanda 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının en iyi romanlarından biridir.

Bir yazar ve  sokak tüccarı olan Nick, kendisini milyoner komşusu Jay Gatsby’nin Long Island’da bir malikânede sürdürdüğü debdebeli yaşam tarzının içinde bulur. “Caz Çağı” olarak bilinen 1920’li yılları bütün coşkusu, aşırılıkları, şiddeti ve çöküşü;  varlıklı ve gizemli Jay Gatsby, onun tutkulu aşkı Daisy  ve Gatsby’e hayran komşusu Nick Carraway, Fitzgerald’in usta kalemiyle can bulur.

Muhteşem Gatsby romanı 1979 ve 2013 yıllarında olmak üzere iki kez beyazperdeye de uyarlanmıştır.

IŞIĞIN GÖLGESİNDE KALAN… GATSBY!

5. Tante Rosa –  Sevgi Soysal

Birbirine ustalıkla bağlanmış on dört hikayeden oluşan roman, Sevgi Soysal’ın TRT’de çalıştığı yılların bir ürünüdür. Tante Rosa, her ne kadar ilk yayımlandığında “yerli” olmamakla eleştirilse de Sevgi Soysal’ın en özgün eseridir ve 1970’teki TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda Başarı Ödülü almaya hak kazanmıştır. Çocukluğu Birinci Dünya Savaşı Almanya’sında geçmiş Rosa adlı bir kadının hayat hikâyeciklerini içeren roman, yazarın anneannesi, teyzesi ve kendisinin, yani üç neslin kadınlarının ortak sorunlarını, hayata karşı duruşlarını sentezleyerek kadın olmanın zorluklarını anlatır.

Tante Rosa, ataerkil düzenin kendine dayattığı bütün rolleri reddederek kendi doğrularının peşine düşen ve bu uğurda defalarca yenilgiye uğrasa, hata yapsa da asla vazgeçmeyen bir kadın kahramandır.

“Dünyanın en özgür kadını mıydı Tante Rosa? Yoksa dünyanın özgür olmak isteyen tüm kadınlarının tek bir bedende toplanmış hali miydi? Kimdi? At cambazı olmak isteyen küçücük bir kızdı en başta. Kendine özgü hayalleri vardı.”

Tante Rosa 1992 yılında Işıl Özgentürk tarafından “Seni Seviyorum Rosa” adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

6. Dönüşüm – Franz Kafka

Almanca özgün adı ile Die Verwandlung, farklı çevirilerle karşımıza çıkan şekliyle Dönüşüm, Değişim ya da MetamorfozFranz Kafka‘nın uzun öyküsü / kısa romanı. İlk olarak 1915 yılında yayımlanmıştır. Kafka’nın en popüler eseri sayılabilir. Almanca :

İlk olarak 1915’te “Die Weißen Blätter” adlı aylık dergide tefrika edilen Dönüşüm, Kafka’nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür. Kitabın ilk cümlesi olan

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

pek çok kişinin aklına kazınmıştır.

Kafka’nın bu kült eseri, yayımlanmasının üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır.

Küçük burjuva çevrelerindeki tiksindirici aile ilişkilerini gözler önüne seren romanda, hayatın normal akışı içerisinde ortaya çıkan ani bir değişiklikle dev bir böceğe dönüşen Gregor Samsa, “babanın elinde sallanan sopayı her an sırtına ya da başına yiyip ölme” tehdidi altındadır.

EDEBİYATTA KIRILMA NOKTASI “DÖNÜŞÜM”

GREGOR SAMSA NEDEN BÖCEK OLDU? KAFKA NEDEN BİR YABANCIYDI?

7. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Peyami Safa

Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labi-rentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegâne kitabı”  Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa’nın Erenköyü’ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa‘nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

1967 yılında Nejat Saydam yönetmenliğinde sinemaya da uyarlanan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun başrollerinde Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun yer alır.

8. Yabancı – Albert Camus

 

1942’de yayımlanan Yabancı (L’Etranger), Fransız varoluşçu yazar Albert Camus‘nün en bilinen, en çok yabancı dile çevrilen ve hala en çok satanlar arasında yer almaya devam eden ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi olarak kabul edilen Albert Camus, 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır.

Fransızca’dan Vedat Günyol’un akıcı çevirisiyle dilimize kazandırılan Yabancı romanının kahramanı Meursault, hayat realitesi karşısında çaresizlik ve hayatı anlamlandıramamaktan kaynaklanan bir kimlik problemi içindedir. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranışı, bilincin toplumdan ve dış dünyadan kopuşu, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışma Camus’nun kaleminde ustalıkla can bulur.

Büyüleyici gücünü arka plandaki derin ve suskun acıdan alan roman, genç kahraman Meursault’nün dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılışmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını büyük bir ustalıkla dile getiriyor.

9. Beyoğlu Rapsodisi – Ahmet Ümit

Türk edebiyatının önemli polisiye-suç-gerilim yazarlarından olan Ahmet Ümit‘in 2003 yılında yayınlanan polisiye-gerilim tarzındaki romanı Beyoğlu Rapsodisi; Beyoğlu’nda büyümüş, Beyoğlu’nda yaşayan Kenan, Nihat ve Selim adlı üç arkadaşın öyküsünü anlatır.

Ölümsüzlük merakıyla başlayan ölümler… Her cinayetin ardında gizemli bir neden… Ahmet Ümit, sade ve sürükleyici anlatımıyla okuru soruşturma boyunca adım adım Beyoğlu’nun  çoksesli, çokrenkli, çokdilli ve çokkültürlü sokaklarında gezdirir.

Özgün konusu  ve samimi anlatımıyla insanın bencilliğini, acımasızlığını, öfkesini, çaresizliğini gözler önüne seren Beyoğlu Rapsodisi, Ahmet Ümit’in diğer yapıtlarında olduğu gibi okuru adeta romanın içine çekiyor, maceraya dahil ediyor; hızlı ve ağızları açık bırakan sonuyla eşi benzeri olmayan bir okuma ziyafeti çekiyor.

“O kadar insanın arasında neden belirli birini seçiyorsun da ötekini seçmiyorsun. Çünkü onda senin dikkatini çeken , ihtiyacın olan özellikler var. O insanı daha önce hiç tanımamış olsan da anlamlandıramadığın bir duyguyla ona doğru çekiliyorsun.”

10. Yaşlı Adam ve Deniz – Ernest Hemingway

yasli adam ve deniz

Orijinal adı The Old Man and the Sea olan Yaşlı Adam ve Deniz, Ernest Hemingway’in  en ölümsüz eserlerinden biridir. Yaşlı bir Kübalı balıkçı olan ve 84 gündür balık yakalamayan Santiago’nun mücadeleci yaşam öyküsünü ele alan roman, cesaret, kendine inanma ve başarı temalarını ustalıkla ele alır.  Yaşlı  balıkçının açık denizde Gulf Stream’e kapılmış olarak dev bir kılıçbalığıyla olan can yakıcı mücadelesini son derece sade ve kuvvetli kelimelerle anlatan Ernest Hemingway, bu hikâyeyi Küba’da kaldığı bir dönemde kaleme almıştır. Yaşlı Adam ve Deniz yazara 1953’de Pulitzer Kurgu Ödülü’nü ve 1954’de de Nobel Ödülü’nü kazandırmıştır.

Pek çok kez beyazperdeye de uyarlanan ve ödüller kazanın eserin 1958 çeviriminde Santiago’yu Spencer Tracy canlandırırken 1990 yılında ise Anthony Quinn kamera karşısına geçmiştir.

11. Kardeşimin Hikayesi – Zülfü Livaneli

kardesimin hikayesi zulfu livaneli

Birçok kitaba ve albüme imza atmış yazar Zülfü Livaneli’nin Nisan 2013’te yayınlanan romanı Kardeşimin Hikayesi,  bir solukta okunan kurgusu ve akıcı diliyle  emekli olduktan sonra bir sahil kasabasına taşınan ve  kimliğini arayan sıkışıp kalmış bir adamın hikayesini anlatır. Sessiz sakin bir hayat sürmek isteyen Ahmet Arslan’ın yaşadığı balıkçı köyünde genç bir kadın cinayete kurban gider. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur.

Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye içinde hikâyede Şehrazad’ın bu kez erkek olduğu modern bir Binbir Gece Masalı’nın kapıları aralanır.

“Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadeniz’in lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı.”

KARDEŞİMİN HİKAYESİ: AŞKIN ALEV VE BUZ HALİ

12. Satranç – Stefan Zweig

satranc stefan zweig

Satranç, Almanca orijinal adıyla Schachnovelle, Avusturyalı yazar Stefan Zweig‘in  en tanınmış eserlerindendir. Yazarın 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires’te yazıp yayımladığı Satranç, 1943’te Stockholm de, 1944’te de New York’ta yayımlandıktan sonra ancak 1974 yılında Almanya’da yayımlanabilir ve yazarın anadilinde okuyucularla buluşabilir.

Roman, New York’tan Buenos Aires’e giden yolda bir yolcu gemisinde yaşanan olayları anlatır. Bazı geri dönüşler, Avusturya’nın Alman işgali (1938) karşısında da ortaya çıkıyor. Kahramanlar arasında a dünya satranç şampiyonu Mirko Czentoviç, milyoner McConnor ve Dr. B. yer alır. Geri dönüşler eşliğinde 1938’de Avusturya’nın Alman işgaline uğradığı sahneler dokunaklı bir biçimde ele alınmıştır.

Roman hem yazarın doğrudan Nazizm’i hedef aldığı kurmaca eseri olması açısından hem de bir hem yazarın intiharından önce bıraktığı bir veda mektubu olarak değerlendirildiği için oldukça önemlidir. Romanda kaleme alınanlar dolayısıyla, bu hikayenin onun ölüme gidişini, bu kararının arkasındaki dinamikleri anlattığını düşündürür.

1960 yılında Batı Almanya’da Gerd Oswald tarafından beyazperdeye de uyarlanmıştır.

13. Yılanların Öcü – Fakir Baykurt

fakir baykurt yilanlarin ocu kitap

Fakir Baykurt, Yılanların Öcü adlı romanını Sivas‘ta öğretmenlik yaptığı yıllarda yazmaya başlamış ve eserini ilk olarak 1955 yılında Demet dergisinde iki sayfalık bir öykü olarak yayınlatmıştır.

Yılanların Öcü, Irazca’nın Dirliği ve Kara Ahmet Destanı üçlemesinin ilk romanı olan eser, aynı zamanda Fakir Baykurt‘un da ilk romanıdır. Fakir Baykurt, yazdığı köy romanlarıyla Türk edebiyatında önemli bir yer teşkil eder. Anadolu‘nun köy yaşamında yüzyıllardır egemenliğini sürdürmüş olan çelişki ve kavgalar, başta Yılanların Öcü olmak üzere, Baykurt‘un eserlerinde can bulmuştur. Otobiyografik özellikler taşıyan romanda karısı Haçça, anası Irazca ve üç çocuğuyla beraber geleceğe dair hayallerle, umutlarla dolu bir yaşam süren Kara Bayram’ın başından geçenler anlatılır. İki aileyi birbirine düşman eden olaylar dizisi, valinin şehre bir heykel diktirmek istemesi, bunun için de köylere “salma salmasıyla” başlar. Deli lakabıyla anılan bir aileden gelen Haceli’ye satılan ev yeri, Kara Bayram’ın evinin önüdür.

Roman, 1962 yılında Metin Erksan ve 1985 yılında da Şerif Gören tarafından olmak üzere iki kez beyazperdeye uyarlanmıştır.

14. Palto – Nikolay Vasilyeviç Gogol

palto nikolay gogol

Söz konusu Nikolay Gogol’un Palto adlı romanı olunca akla ilk önce Dostoyevski’nin  “Hepimiz Gogol‘ün Palto‘sundan çıktık!” sözü gelir. Rus edebiyatının yapıtaşı niteliğindeki bu eser 1842 yılında Nikolay Vasilyeviç Gogol  tarafından kaleme alınmıştır.

Sıradan,  yedinci dereceden bir devlet memuru olan Akakiy Akakiyeviç, Rusya’nın sert soğuğunda korunmak için biriktirdiği parasıyla kendisine bir palto almak ister. Çalıştığı dairede herkes tarafından alay konusu olan Akakiy Akakiyeviç’in trajikomik hikâyesi aracılığıyla Gogol; sıradan insanı, sıradan insanın geçim sıkıntısını, bürokrasi ile olan ilişkisini ve yalnızlığını anlatır. Dili iğneleyici, yalın  ve sarsıcıdır.

Nikolay Gogol, Ölü Canlar’ın ikinci cildini yaktıktan sonra kendini odasına kapatıp yemek yemeği redderek 4 Mart 1852’de’ hayata gözlerini yummuştur.

HEPİMİZ GOGOL’UN PALTOSUNDAN ÇIKTIK!

15. Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupery

Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry tarafından 1943 yılında New York’taki bir otel odasında yazılan Küçük Prensorijinal adıyla Le Petit Prince, yayımlandığı günden bu yana tüm dünyada  milyonlarca insanın kalbini fethetmeye devam eden kitaplar arasında sayılıyor.  140 milyonun üzerinde satış rakamına ulaşarak her yaştan insanın kalbine dokunmayı başaran roman,  her okunduğunda kişiye yeni bir yol açan, farklı bir algı yaratan kısa ama etkili bir şaheser.

Sahra Çölü’ne düşen pilotun Küçük Prens’le karşılaşması ile başlayan hikaye, her ne kadar çocuklar için yazıldığı zannedilse de tüm dünya yetişkinlerine armağan edilmiş bir kitaptır.  İnsanların lüzumsuz şeylerle fazla uğraştıkları için dünyadaki esas güzellikleri ve insanı insan yapan değerleri görememelerini eleştiren Küçük Prens, çocukların çok iyi bildiği ama büyüklerin unuttuğu değerleri hatırlatır.

“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens. “İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.”

Eser, 1974 yılında Stanley Donen tarafından beyazperdeye de uyarlanmıştır. 

Derleyen: Sevgi Ekicigil 

sevgiekicigil.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)