ÇOCUK SUÇ DÜNYASINA YAKIŞIR

Meksika’nın suç dünyasından bir ‘kral’ çocuğunun büyüklerin dünyasına bakışı…

‘Tavşan Deliğinde Fiesta’, B tipi Hong Kong filmlerinin Meksika versiyonları olan ‘ucuz’ narko-edebiyat örneği. Fakat, ‘Yeni bir Cortazar keşfediyorum’ hissi uyandırmayı başarıyor.

‘Ne tacım var, ne kraliçem, ne de dayanacak bir kaidem ama hala kralım, çünkü sözüm kanun demek.’

(El Rey)

Yukarıdaki şarkı sözü, kral olmak için neler gerektiğini açıklıyor: Bir taç, bir taht, bir de kraliçe. Sonra da ekliyor: ‘Hepsi hikaye. Kimin sözü geçiyorsa kral odur.’ Ben de diyorum ki Villalobos, henüz tahtı, tacı ve sağlam bir yayınevi (kraliçesi) olmasa da İspanyolca edebiyatın yeni kralı. İşin mutfağından geliyor; hem eğitimli hem alaylı, ne yazık ki araya biraz reklamcılık da karışmış ama aç kalmamak için o kadarı gerekiyor galiba. Dilini, edebiyatını, ülkesini iyi bilen biri. Hem içinde hem dışında yaşadığı toplumun düştüğü kara deliğin gerçek yüzünü görüyor: ‘Batak’.

tavsan-deliginde-fiesta

Bütün batakların normalleştirildiği bir dünya algısı. Burada bahsedilen artık kötünün tanımının değişmesi değil, kötü algısının boş lafa indirgenmesi. Yaptırım ortadan kalktıkça, ahlak ve ahlaksızlık felsefi bir sorgulamaya tabi tutuluyor: Ceza olmasa doğru yolda kalır mıyız? Meksika, kalınmadığının, bu kitap da durumun ne kadar vahim olduğunun ispatı. Burada konu ‘para ezip geçer’in, yozlaşmanın, kara paranın koca bir ülkeyi nasıl bir sefalete sürüklediği. Bu sefaletin çocuğun ağzından verilmesi de en akıllıca sembolizm/değerlendirme zaten. Yeni ahlak, eskisinin yerini alıyor. Bu yeni ahlak da şöyle: Parayı bastır, dünya senin!

O YAZAR İŞTE BU!
Villalobos konuyu öyle bir ustalıkla ve hesaplılıkla işlemiş ki, ‘O yazar işte bu!’ diyorsunuz. Hem yetenekli hem de işi biliyor. Tavşan Deliğinde Fiesta, ‘B tipi Hong Kong filmlerinin Meksika versiyonları’ diyebileceğimiz ticari bir edebiyat türü olan narko-edebiyatın (uyuşturucu edebiyatının) parçası ama yazar, insanda ‘Yeni bir Cortazar keşfediyorum’ hissi uyandırmayı başarıyor. Kitap da ‘hayatın o gerçeğinin’ ne kadar gerçek dışı olduğunu dışa vuran akıl almaz bir yapıt.
Bir sonraki Marquez olmaya niyetlenen bir yazarın, Marquez’in yazdığı, Allende’nin yazdığı Güney Amerika’nın ötesine geçebilmesi, yeni Güney Amerika’dan, yeni kurallardan ve yeni sosyal düzenden beslenebilmesi gerek. Eski Güney Amerika, politik nedenlerle ne kadar ilginçse, yenisi de sosyal dengesizlikleri, akıl almaz açlığı, ‘Kurtlar Vadi’sinin yanında masal kaldığı vahşetleri ve israfıyla çarpıcı. Kayıp kadınların sayısı yüzlerle değil binlerle hesaplanıyor, ölülerinkiyse kimi zaman on binlerle.

Juan-Pablo-Villalobos

ÇOCUK AHLÂKSIZLIĞI
Villalobos ise o dünyanın ‘kralının’ oğlunun ağzından, küçük bir çocuğun büyük şımarıklıklarını ve büyüklerin dünya görüşlerini anlatıyor. Narko-edebiyat, ‘ucuz romandı’, bu adam onu edebiyat kılmayı beceriyor.

Roman, bir çocuğun bakış açısıyla yazılmış. Yazar, çocuğun ağzından konuşarak çantada keklik olarak gördüğümüz ahlaki değerleri daha baştan devre dışı bırakıyor. Çünkü çocuklar, öğretilmedikçe ahlak nedir bilmez. Her zaman pastanın en büyük dilimini isterler. Paylaşmak diye bir kavramları yoktur, arzuları da sınır tanımaz. Villalobos, bu gerçeği çok güzel kullanıyor. Yeni çocuk ile yeni toplumu anlatıyor. Çocuğa doğru ve yanlışın öğretilmesi gerekir. Sonra o çocuklar toplum olur. Birine ‘adam öldürmek kötüdür’ü öğretmezseniz, ‘Adam öldürmek bazen mübahtır’ derseniz, kural da inceldikçe incelir. Bu çocukların sayısı arttıkça kural anlamsızlaşır ve yok olur. Hayatta bir geçerliliği kalmamıştır çünkü.

Adı tavşan anlamına gelen Tochtli’nin dünyası bu. Baba, adı çıngıraklı yılan anlamına gelen Yolcaut ise kral; bir tür Escobar. Çeteyse çete, paraysa para. Sözü kanun. Politikacılar cebinde. O dünyada, artık ‘öldürmek kötüdür’ yok. ‘Çalmak kötüdür’ yok. Başka kurallar var: ‘Yolcaut’tan öğrendiğim şeylerden biri, insanların bazen tek bir kurşunla cesede dönüşmediği. Bazen üç, hatta on dört kurşun gerekiyor. Kurşunu sıktığınız yere bağlı. Bütün bunları Yolcaut’la oynadığımız bir oyundan biliyorum. Soru-cevap oyunu. Biri sözle vücudun belli yerine belli sayıda kurşun sıkıyor, ötekiyse cevap veriyor: Ölü, diri veya henüz belli değil. Kalbe bir kurşun? Ceset. Sol ayağın küçük parmağına otuz kurşun? Diri. Pankreasa üç kurşun. Henüz belli değil.’

Delikanlılık konusunda da iyi eğitilmiş Tochtli: ‘Delikanlıysanız korkmazsınız, korkuyorsanız topsunuzdur. Bir gün sarayımıza, yüzü gözü kan içinde bir adamı getirdiler. Nöbetçilerimiz ona dehşetengiz yumruklar atarken ben bütün ciddiyetimle durup seyrettim. Sonuçta adam top çıktı, viyaklamaya başladı ve şöyle bağırdı: ‘Beni öldürmeyin! Beni öldürmeyin!’ Pantolonuna bile işedi. İşin iyi yanı, delikanlı olduğumu ispatladığım için, Yolcaut onlar topu cesede çevirmeden gitmeme izin verdi. Onu öldürdüklerine eminim çünkü hizmetçinin paspasla o yöne gittiğini gördüm…’

ÇEVİRİ TERCİHİ
Başta da belirttiğim gibi, Villalobos önemli bir yazar. Bence onu daha çok duyacağız. Bu nedenle -ve Çiğdem Öztürk’ün iyi bir çevirmen olduğunu belirterek- ‘Kitap daha iyi çevrilmeliydi’ demek zorundayım. Ufak çocuğun en büyük zevki sözlük okumak olduğu için kelimelerin çok hesaplı kullanılması, seçimlerin uzun uzun düşünülmesi gerekirdi. Çocuğun kullandığı fiyakalı kelimelerde, ‘patetik’ gibi tercihlerde bulunulmasından hoşlanmadım. Daha iyi ne yapılabileceğini söyleyemem -düzgün bir yanıt vermek altı ayımı alır- ama herhalde Batılı kelimeleri değil daha çok Hilmi Yavuz Türkçesi’ni kullanırdım. ‘Hala’ları şapkasız bırakmazdım. Üç cümleden ikisine ‘veya’; ‘ya da’ diye başlamazdım. (İspanyolca ve İngilizce bunu kaldırıyor, yazarlar da çok sık yapıyorlar ama Türkçe’de metnin hızını kırıyorsunuz.) Umarım ikinci baskı öncesi -ki bu kitap bir gün ikinci baskıyı yapacaktır- bir editör elinden geçer.
2013’te sizi hayal kırıklığına uğratmayacak kitaplardan…

Zeynep Heyzen ATEŞ

heyzen@mail.org

( Bu yazı 18 Ocak 2013 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)