ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

“Eğer Güney Afrika’da merkezi sorunları da içermeyen bir roman yazarsanız, yayınlanmaya değer olmayacaktır.”

  -Alan Paton

Ölme Biçimleri

olme-bicimleri-zakes-mda
Çok uzun bir süredir, Güney Afrika edebiyatını işleyebilecek bir fırsatın önüme çıkmasını bekliyordum. Okur olarak bu hafta oldukça heyecanlandığımı belirtmeliyim. Arkabahçe Yayınlarından Zakes Mda’nın “
Ölme Biçimleri” (Ways of Dying, 1995) kitabı, İthaki yayınlarından ise Lauren Beukes’un “Hayvanlılar Şehri” (Zoo City, 2010) dilimize kazandırıldı. Her ikisi de oldukça önemli eserler olması sebebiyle iki kitabı da işleyeceğiz. Bu nedenle Lauren Beukes’u (oldukça önemli bir bilim kurgu eseridir) daha sonraya bırakalım ve bu hafta Zakes Mda’ya yoğunlaşarak ve gerek sömürge dönemleri, gerek iç savaş zamanları, gerekse politik unsurları bir kenara bırakıp (bu köşede işlenemeyecek kadar uzun ve derin bir konudur) sonucu esas alarak, Güney Afrika edebiyatına bir bakış atalım.
Temel olarak Güney Afrika’da 11 dil konuşulur: İngilizce, Afrikanca, Zulu, Xhosa, Sotho, Pedi, Tswana, Venda, SiSwati, Tsonga ve Ndebele. Dünya pazarı düşünüldüğünde İngilizce yazan yazarlarının yayınlanmakta ve diğer dillere tercüme edilmekte daha fazla şans bulduğu düşünülse de Cermen dillerine bir hayli yakın olan ve Hollandaca lehçesi gibi görülen Afrikanca’da da edebiyat alanında önemli başarılara ulaşılmıştır. Beyaz ve Siyahın yan yana yaşadığı ülkede, edebiyat dünyası da Beyaz ve Siyah yazını olarak belirli bir tarihe kadar iki farklı kategori gibi görülse de Afrikanca’nın kullanımı ile bir kaynaşma noktası da şekillenmiştir. Zıtlıkların bir arada bulunduğu ülkede edebiyat en büyük birleşme noktası olarak görülmektedir.
mother-to-motherBu çok çeşitlilik, inceleme anlamında elbette pek çok zorluklar (birikim anlamında özellikle) doğurmaktadır ve kimi yazının nereye konulacağı bilinememektedir. Kazanılan Nobel edebiyat ödüllerine rağmen İngilizce yazılan edebiyatın Güney Afrika edebiyatını totalde ne kadar yansıtabileceği hep tartışma konusu olagelmiştir.

Söz gelimi daha az biliniyor ve okunuyor diye Zulu dilinde harikulade araştırmaları olan Njabulo Ndebele’nin kitaplarını (özellikle ‘Rediscovery of the Ordinary’ kitabını tavsiye ederim) veya Sindiwe Magona’yı (özellikle ‘Mother to Mother’ kitabıyla), Nadine Gordimer veya JM Coetzee’nin arkasına sıralamak ne kadar adil olacaktır? İnceleme ve üstünde uzmanlaşmak ne kadar zor ise okur olarak bu serüveni takip etmek ise bir o kadar keyifli. Çünkü ulaşabileceğiniz binlerce farklı söylence, anlatım, betimleme ve kalem bulunuyor. Öyküler bitmek bilmiyor.

Güney Afrika edebiyatının Avrupa’nın sembolizm, ekspresyonizm, modernizm, post-modernizm, Dadaizm ve başka pek çok kültürel hareketliliğinden etkilendiği, Drama yapısının özellikle Fransa, Almanya, Rusya ve Hollanda oyun yazarlarından sıklıkla izler taşıyacak şekilde modern ve karmaşık yapıda olduğunu söylemek mümkün. Bu açıdan birebir örneklemelerle inceleme yapmak zorunluluk olarak görülse de esas zorluk Güney Afrika edebiyatının dünya edebiyatını ne ölçüde değiştirdiğini takip ederken ortaya çıkıyor. İngilizce harici kullanılan dillerin tercümelerini yeterli sıklıkla bulunamamasından kaynaklanan bir geri izleme zorluğunun yanında belirli yazarların kurgusal ve hacimsel anlamda eski yazınlara entelektüel bir göç yaşatmış olup olmadığı ise ayrı bir soru işaret olarak görülüyor. Özellikle korku edebiyatında ve karanlık mitolojik öğelere yönelik olarak bir göçten bahsedilebilecekken nedense Güney Afrika dillerini derinlemesine inceleyen ve katkıda bulunan dünyaca ünlü üniversiteler bile bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyor. Klasik bir kural olarak korku edebiyatını hala birkaç istisnanın dışında incelemeye değer bulmamalarından kaynaklanıyor olabilir. Ne hata ama?! Siyah ve Beyaz yazınına geri dönelim. Çoğunluk için geçerli bir kural olarak Güney Afrika’da Siyah edebiyatının daha temel ve yerel, zaman zaman da eski kültürel öğelere yönelik sorunlara yoğunlaşırken Beyaz edebiyatının eskiye yönelik bakışları sadece otantik birer faktör olarak kullandıklarını, istisnalar olsa da söylemek haksızlık olmaz.
zanemvula-kizito-gatyeni-mda
Tam adı Zanemvula Kizito Gatyeni Mda olan, 1948 doğumlu Zakes Mda Güney Afrika doğumludur, romancı, şair ve oyun yazarıdır. Pek çok önemli Güney Afrika ve İngiliz edebiyat ödüllerine layık görülmüştür. Bu güne kadar Türkçe’ye tercüme edilmemiş olması inanılmaz. Çünkü yazınının Türk okuru tarafından da keyifle benimseneceğini düşünüyorum. İlk oyunları dahi İngilizce kaleme almayı tercih eden Zakes Mda, kitapları yayınlanana kadar bankada memurluk, öğretmenlik ve pazarlama gibi işlerde çalışmıştır.
fools-bells-and-the-habit-of-eating-zakes-mda
Pek çok eseri bulunan Mda’nın (Fools, Bells and the Habit of Eating kişisel favorimdir) İngilizce yazması onun dünyaya açılmasında elbette bazı kolaylıklar da sağlamıştır ve şu an Ohio Üniversitesinde Yaratıcı Yazarlık Profesörüdür. 
olme-bicimleri
Son olarak Türkçe ile birlikte 21 dile tercüme edilen, Ölme Biçimleri (Ways of Dying, 1995) yazarın ilk romanıdır. Güney Afrika’nın demokratikleşme sürecindeki geçiş zamanını içerir ve Toloki adındaki karakterini takip eder. Toloki yoksulluğunun içinde yeni bir meslek icat eder: “Profesyonel Yasçı.” Ölümün her yerde kol gezdiği dönemin içerisinde kurgu boyunca da çözümlemeler hep bir varlar ve bir yoklar. Öykünün bu şekilde anlatılması durumu ve dönemi de olabilecek en güzel şekilde ortaya çıkarıyor. Bir rüya gibi…
Her şeyin güzel olacağını söylemek elbette çok kolay, Toloki’nin yalnızlığında bile bir güzellik var, öykü bir yolculuk gibi devam ediyor, umut ve mizah her şeye hâkim fakat öte yandan rüyadan uyanınca ortalıkta kol gezen bir ölüm mevcut. Ölüm tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Rüya görürken bitmek bilmeyen bir kapı çalma sesi gibi. En sonunda rüyaya galip geliyor. Ve yine rüyanın çok sesliliği gibi hiçbir şey kesin değil, karakterler de öyküyle birlikte gelişiyor, değişiyor. Coğrafi ve kültürel referanslar yerli yerine oturuyor.
Dönemin vahşeti, sürreal damlacıkların arkasına saklanıyor. Geriye dönüşlerle, genç insanların neden taşrayı terk edip, karşılaştıkları zorluklara rağmen şehirlere göç ettiklerine ışık tutuyor. Yüzeyde görülen nedenlerle yetinmiyor. İçine iniyor ve inerken yanında mizahı da taşıyor. Kitabı bırakınca bir rüya gördüğünüz hissine kapılıyorsunuz. Yazını karman çorman, zaman zaman alt üst edilmiş ve belirli yerde takip etmesi zor hale geliyor. Bu bir roman için de oldukça nadir bulunan bir anlatım ve sunduğu rüyanın rahatsızlığını her cümlesinde tekrar karşımıza çıkarıyor. Kurgu, üstüne sinen bir gizem havası yaratıyor, açıklanamayan şeyler vaat ediyor fakat her şeyi huzura bağlamayı da başarıyor. Okurken gözden kaçabilecek belirli paragraflar boyunca yazar tekrar ve tekrar elleriyle artan huzursuzluğu baskılıyor. Sanki kutu açılırsa kendisi de bir yerde duramayacak gibi…
Arkabahçe Yayınlarından Seda Ersavcı’nın tercümesiyle dilimize kazandırılan Zakes Mda’nın Ölme Biçimleri, keşfetmeniz için sizleri bekliyor. Arkabahçe yayınlarına keşifleri ve dilimize önemli bir ismi daha kazandırdıkları için teşekkürlerimi sunuyorum. Yazarın diğer eserlerini de dilimizde görmek umudunu taşıdığımı söylemeliyim.
Bu hafta da J. M. Coetzee’den bir alıntıyla vedalaşalım:
“Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi kırarak açmak için bir balta gibi olmalı.”
M. Salih KURT

mustafa.salih.kurt@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)