DAİMA GERİYE GİDİYORMUŞUZ GİBİ GELİYOR


Bazen bizzat kendimiz tarafından, 30 saniyede olsa, yapılmış ve en yetenekli mizahçıdan en itici adama kadar espri konusu olmuş bir durum vardır: Durup çalışmakta olan iş makinasını izlemek. Günlük hayatımızda haşır neşir olmadığımız, acayip, kocaman bir makina toprağı kazmaktadır! Kolunu şöyle bir sallar ve kepçesi  toprağı tereyağı keser gibi alıp öbür tarafa bırakıverir. Aynı yerden 10 dakika sonra geçerken bir bakarsın dev bir çukur açılmış. Büyük bir kudret iş başında önündeki malzemeyi unufak etmektedir. Acaba, durup izlediğimiz bu makinanın ta kendisi midir yoksa bu büyük makina bize başka birşeyi mi anımsatmaktadır. Mesela, hayatımızla beraber dış görünüşümüzede şekil veren, Düzen Makinası olabilir mi bu? Milyarlarca insanın, düzen makinasının kepçesi tarafından bir oraya bir buraya ayrılmasını göremiyor musun? Beyaz yakalılar, mavi yakalılar. Zengin, fakir. İnanan, inanmayan. Etiketler çeşitli ve bol. Hepimiz bir çok kere makinanın kepçesinden geçtik.  Çoğunluk  döküldüğü yığının içinde, durumu kabulu ile beraber, yürümekte, yüzellinci ayakkabı siparişini beklerken, yüzellibirinci  ayakkabının siparişini vermekte. Ama bazıları ise düzen makinasının kepçesindeyken bile birşeylerin farkında.
ingvar-ambjrnsen-
Ingvar Ambjørnsen Norveç doğumlu bir “farkında”.  Hakkında edilmiş bütün kelamların etiketleri belli: Düzen karşıtı, yeraltı yazarı, aykırı, yabancı,uyuşturucu maddeler yazarı… Etiketlendirme safhası bittikten sonra, Norveç’in güneyinde Larvik isimli küçük bir kasabada hayata gözlerini açan Ingvar Ambjørnsen’in kitaplara kapılıp yazar olmaya karar vermesinin, kabaca 1971 yılına denk geldiğini öğreniyoruz. 15 yaşında bu kararı verip okul ile tüm ilişiğini kesiyor. İşe şiir yazmakla başlıyor fakat bu şiirler bilinen yayınevleri tarafından ilgi görmüyor.  Görmesinede gerek yok aslında, çünkü asıl ait oldukları mecra olan kültürün temsilcisi Sokakgazetesi / Gateavisa şiirlerine gereken muameleyi yapıyor.
Okulu bıraktıktan sonra bir süre çalıştığı psikiyatr kliniğinde yaşadıklarından yola çıkarak yazmış olması kuvvetle muhtemel, 23. Sıra / 23 –Salen  1981 yılında yayımlanıyor.
beyaz-zenciler
İlk kitabından beş sene sonra 1986’da Beyaz Zenciler / Hvite Niggere  yayınlanıyor. Kendisinin yukarıda bir kısmını saydığım etiketlere sahip olmasının önemli nedenlerinden biri bu kitap. Yarı oto-biyografik özelliği nedeniyle  bu adamın bu kadar sevilmesininde sağladığını düşünüyorum. İlk olarak ortaokulda elime aldığım, nasıl okuduğumu anlamadan ikinci sefer okumaya başladığım, üçüncü bitirişimde, zaman zaman tepemde hissettiğim sınav, dershane ve başarı ağırlıklarından silkinerek kurtulmamı ve içten bi “tabii lan!” dememe neden olmuştu. Başka bir yolu varmış. Burada hemen bir uyarı vermek yerinde olabilir: Bu etkinin erken yaş ile bir ilgisi bulunmamaktadır. İster 14 yaşında olun ister 25 veya  40. Telaşsız ve samimi dili ile sabah ofiste ilk kahveyi içerken  “Burada ne yapıyorum ya ben ?” dedirtecek güçte. Bu güce sahip olmasının nedeni, insanın geleceğini garanti altına alma çabası içinde göz ardı ettiği bir kenara bıraktırıldığı yada fırsat sitelerinde bulduğunu düşündüğü yaşama sevincini hatırlatması, tattırması. Erling’in ceketi ve uyku tulumu ile geçtiği yolları, mevsimleri okurken gereksiz bir sürü zırva ile dolmuş kafanızın içini boşaltabilecek gerçek bir anlatıma sahip.
Bir kaç sene önce bir arkadaş tarafından götürülüp bir daha asla geri dönmeyen ilk kitabım olan Beyaz Zenciler’i bu kadar önemsememi gerektiren önemli bir şey daha var. O da düzen makinasının anlamak işine gelmediği için anlamadığı herşeyi yok eden, içtenlikle ortaya konmuş, kalpten  yaratılmış her güzel şeyi sistematik olarak, uzun zaman alsada, eninde sonunda kutulamayı başardığı modern zamanlarda, bu duruma dikkatimizi çekmesi. Bugün bilgi aldığımız kaynakların büyük bir kısımı, “bilgi”yi çarptırmakta. Kişilerin cümlelerini kesip biçmekte. O anın hassasıyetine göre, söylenenlerden bazılarının öne çıkarıp, bazı virgülü, noktayı unutmaları. Dezenformasyon etkili bir biçimde kullanılan, sinsi bir yöntem. İnsanın en önemli özelliği, düşünmeyi direk etkileyen dezenformasyon, verdiğiniz kararları,hükümleri  etkiler. Hiç sorgulamadan, araştırmadan sadece önümüze yığın yığın konulmuş gazetelerden, dergilerden ve  her saat başı yayına giren haberlerden edineceğiniz yanlı bilgi, fikir/haber vermek için değil, zihne korku pompalamak içindir. Ki durup makinayı hayranlıkla izleyesiniz. İşte tam bu noktada şöyle diyor Ingvar Ambjørnsen:
 
“Beni Beyaz Zenciler ve Son Tilki Avı’nı yazmaya iten ’70’li yıllarda yayınlanan kitaplar oldu. Bu kitaplar blöf doluydu. Uyuşturucu cehennemlerini anlatan uyduruk anı defterleri, filan. Her şeyin bombok çevreler olarak anlatıldığı bu kitaplar beni çok öfkelendiriyordu. İnsan her yerde insandır.İnsan bilmediği şeyleri yazmaya çalışmamalı. Ben bunları hem bildiğim, hem de takıntım olduğu için yazdım.”
 
“İnsan heryerde insandır.” Doğduğumuz gün bildiğimiz sonrada kafamıza vura vura unuturulan bu bilgileri hatırlamak için iyi bir seçim Ingvar Ambjørnsen.
Durup makinayı izlemekten haz alanların ne bu yazı ile ne de kitap ile işlerinin olmayacağının bilincinde olarak, sırtınızda hissetiğiniz yükü birazcık olsun hafifletmek, burada oluş amacınızın kesinlikle yarına yetişmesi gereken sunum, proje veya ay sonu kesilmesi gereken fatura  sayısı olmadığını hatırlatan, kitap halinde piyasaya sürülmüş bu sakinleştiriciyi en kısa sürede denemelisiniz.
Yan etkilerinden dolayı müessesemiz sorumluluk kabul etmemektedir.
Cem Topuz
4400th@gmail.com
 

Yorum Yapmasam Olmaz :)