DEDEKTİF DEDİĞİN BAZEN KAYBOLUR

Celil Oker, sekizinci Remzi Ünal polisiyesi ‘Ateş Etme İstanbul’ ile bir kez daha okur karşısında. Ünal, bir anlamda 14 yaşında bir yeniyetme sayılabilir; öte yandan da geçen yüzyıldan kalma, umudu kırık bir bilge…

Ates-Etme-İstanbul-celil-okerRemzi Ünal ile tanışalı neredeyse on beş yıl olmuş. Yazarı Celil Oker, 1999 yılında sonradan Ünal’ın ikinci romanı olacak ‘Kramponlu Ceset’ ile Kaktüs Kahvesi Polisiye Roman Birinciliği’ni kazanmıştı. Hemen o yıl serinin ilk kitabı ‘Çıplak Ceset’i bize sundu. Ardından da ödüllü kitabı okurlara ulaştı. O gün bugündür beraberiz.

celil-oker-kitaplari

Kahramanı, kendini bize ilk kitaptaki gibi tanıtıyor gene: “Remzi Ünal… Şu Hava Kuvvetleri’nden müstafi, THY’den kovulma, kendisine saygısı olan hiçbir ‘freequent flyer’ın adını bile duymadığı sekizinci sınıf charter şirketlerinde bile tutunamayan, şu sıralar sayenizde MS Flight Simulator’ın Cessna’sını her çakışında inatla bir daha yükselen eski pilot, ex-kaptan, nevzuhur özel dedektif Remzi Ünal.” 

‘GİTTİ’, ‘YOK GİTMEDİ’ DERKEN… 

İlk iki kitabın ardından ‘Ceset’li üç kitap geldi: ‘Bin Lotluk Ceset’ (2000), ‘Rol Çalan Ceset’ (2001), ‘Son Ceset’ (2004). Son ikisi arasında üç yıl geçince endişeye kapılmıştık. Haklı bir endişe sayılabilir, çünkü ‘Son Ceset’, dedektifimizin aramızdan ayrılabileceğini ima eden bir finalle noktalanıyordu. “Ama tetiği çekti ben ona ulaşmadan önce. Tetiği çekti ama ben patlamanın sesini duymadım sanki. Duyulacak bir şey kalmamıştı. Acıdan başka.” Korkulmayacak gibi değil. Oysa Celil Oker gereken mesajı vermişti. Beşinci kitabın sonunda altıncı kitabın ilk bölümü yer alıyordu.

celil-okerin-ceset-serisi

bir-sapka-bir-tabanca-celil-okerNeyse ki arayı açmadı, adında ilk kez ‘Ceset‘ bulunmayan ‘Bir Şapka Bir Tabanca’ (2005), bir yıl sonra çıktı. “Ölmedim” diye başlıyordu. “Yok, ölmedim.” Ölmemiştir ama onun yağlı kurşunlara gelmesine tahammül edemeyen sevgilisi Yıldız Turanlı kahramanımızı bırakıp gider. Oker bu kitaptan sonra beş yıl ara verince, ben Remzi Ünal, Yıldız Hanım’ın gönlünü yapmak için bizi terk etti sanmıştım açıkçası. Biraz da öyleymiş aslında. Beş yıl yolunu gözlediğimiz yeni macera ‘Yenik ve Yalnız’, sevgililer arasındaki bir kavgayla başlıyordu. Meğer Turanlı her şeyi yoluna koymuş. Artık dedektiflik yok, söz. Ancak, huylu huyundan vazgeçmiyordu tabii…

2013 MODEL DEDEKTİF 

Yıl 2013, Remzi Ünal ‘Ateş Etme İstanbul’da yeniden karşımızda. Dedektiflik falan hak getire, hayatın anlamı kalmamış. Her sabah, o gün ne yapacağını bilemeyerek açıyor gözlerini. Çok içse de gece on kere uyanıyor. Alkol, ilk kitaptan bu yana onun zaafı. Çoğu ‘hafiye’ gibi. Pilotluktan atılmasının sebebi de o. Gene birlikteler. Sigara da güne selam mahiyetinde başlıyor, gün boyu sürüp gidiyor. Ama yazarının da zaman zaman söylediği gibi, cinselliği bozuk para etmiyor. Öte yandan, hiçbir şey yapmamanın bekleyecek bir şeyi olmayışının zorluğunu çekiyor. Oker’in kitaplarına mekân olmuş şehri çok iyi tanıması, onu bir roman karakteri haline getirmesi ise karanlık sokaklarına inanılırlık katıyor.

Ünal, o gün de zar zor uyanır. Günün ilk sigarasına uzanır. Soğuk suyla yüzünü yıkar. Oracıktaki pantolonunu, siyah tişörtünü giyer, indirimli espadrilleri ayağına geçirir. “Remzi Ünal’sın işte” der kendi kendine. “Remzi Ünal’dan ne kaldıysa…” Ağır ağır Kaktüs’e yürür. Orası da taşınmanın hemen arifesinde, içeride Ünal’dan başka kimse yok. Derhal reddettiği iş teklifi de orada, sarı saçlı, gözlüklü bir delikanlıdan gelir. Remzi Ünal’dan, sevgilisini bulmasını ister. Kız dört gündür ortada yoktur, kapısını açmaz, telefonlara cevap vermez. Çocuk doktordur, kız hemşire. Resmen arayamaz, çünkü işyerlerinde çalışanların ilişki kurması yasaktır. Önce hayır diyen Ünal, nedense mekânı umutsuzca terk eden delikanlının ardından çıkar, İstiklâl’de onu yakalar. Şahsi kanaatimce,  öncekilerden bile daha iyi bir Remzi Ünal macerası da böylece başlar.

celil-oker

CUMHURBAŞKANI FAKTÖRÜ 

Celil Oker, kahramanını vaktiyle Cumhurbaşkanı Demirel’in veto ettiği dedektiflik yasasını veto edilmemiş sayarak yaratmıştı. Asker kökenli, hem orduda hem Türk Hava Yolları’nda pilotluk yapmış, silah kullanmasa da aikidoya hakim olan Ünal, bu yüzden biraz illegal sayılır. Gerçi ‘noir’ polisiye döneminin kimi dedektifleri gibi, ‘en büyük’ olduğunu iddia etmez ama ben onun ‘noir’ın kimi kahramanlarına yakın olduğunu düşünüyorum. Ünal bir Philip Marlowe namusuna (‘noir’ dönemi dışında başka sevdiğimiz karakterlerin de sahip olduğu şaşmaz bir doğruluk: Guido Brunetti, Harry Bosch, vb.), kolayca kendine dönen bir mizah anlayışına sahip. ‘Yeraltı’na hiçbir desteği olmadan, gözünü kırpmadan girmesiyle de, karanlık sokakların adamı olmaktan çekinmeyen, bir ‘hard-boiled’ yanı var.

Hanımlar hariç. Yıldız Turanlı faktöründen söz ediyorum. Ünal ilk kez ‘Son Ceset’te tanıdığımız Yıldız Turanlı’dan ilk vetoyu ‘Bir Şapka, Bir Tabanca’da yemişti. Remzi Ünal gibi bir karaktere vetolara boyun eğmeyi yakıştıramayan okurların kalbi onu ‘Yenik ve Yalnız’da, Turanlı’nın demir yumruğu altında hissedince iyice titremiştir herhalde. Kendi payıma, Yıldız Hanım olmasa Ünal’ın hiç kaybetmeyeceğini düşünmüştüm.

‘Ateş Etme İstanbul’da ise, Turanlı hakkındaki fikirlerimin değiştiğini söyleyebilirim. Ne var ki bunun nedeni, o olmayınca Remzi Ünal’ın sefil perişan olması, beşinci sınıf otellere düşmesi, ne idüğü belirsiz insanlara bulaşması değil (ikincisini zaten hep yapıyor). Celil Oker, iki karakter arasındaki ilişkiyi bize pek de belli etmeden öyle bir noktaya getirmiş, öyle bir geliştirmiş ki, Yıldız Hanım olmazsa olmaz diye düşünmeye başlıyoruz. İşte bu kesinlikle ‘noir’ olmayan bir özellik. Sevgili Marlowe’umuz bunu hiç başaramamıştı.
Kahramanımızı, mekânı olan şehri, kitapların edebi tadını, dört dörtlük diyalogları seviyoruz. Lütfen Celil Bey, bu sefer arayı uzatmayalım.

Sevin Okyay
sevino@gmail.com  

(Bu yazı 16 Ağustos 2013 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)