DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR

ece-temelkuranBir kitabı okumak mı daha zor yoksa anlatmak mı? Peki ya kitap sadece içinde yaşanılarak anlatabileceğin bir kitap ise? Düğümlere Üfleyen Kadınlar tam tamına böyle bir kitap işte. Okuması bir o kadar büyüleyici ve karmaşık, anlatması bir o kadar zor. Hangi dalın hangi ucundan tutup da yazıya dökeceksiniz karar veremiyorsunuz. Bir yerinden başlasam sanki öbürü eksik kalıyor. Kolayda bir kitap değil, hatta bazı yerlerinde size kendinizi, hayatı, yaşadığınız toplumu, insanlığı, siyaseti, tarihi sorgulatıyor. Eğer kitap okumaya alışık biri değilseniz kitapla bir geçmişiniz yok ise sıkılıp bırakabilirsiniz bile. Ben kitap tutkunu biri olarak bazı yerlerde zorlandım, ara vererek sindirerek okudum ki bir defa okumakla içselleştirilemeyecek bir roman. Birkaç kere okumak ise yürek istiyor.  Elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.

4 kadın..Tunus’lu dans güzeli  dişi Amira, Mısırlı akademisyen erkeksi Maryam, ülkesine dönemeyen bir gazeteci ve roman karakteri misali yasemin kokulu Madam Lilla. Bu dört kadın tek bir adamı öldürmek için gidiyorlar. Ortadoğu’nun çalkantılı coğrafyasında geçen bir yolculuk… Bize soruyor yazar: Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir sahiden?

Ece Temelkuran’nın son kitabı “Düğümlere Üfleyen Kadınlar”;  iç içe geçmiş dört farklıdugumlere-ufleyen-kadinlar-ece-temelkuran hayatın, tarihin, mitolojinin, efsanelerin, aşkın harmanlanıp sanki gerçeküstü bir hikaye dinliyormuşsunuz gibi okuduğunuz muhteşem bir roman. Kitabın kahramanlarından Amira; Tunusa yıllar sonra dönmüş devrimci bir dansöz. Maryam; kazıttığı kel kafasıyla Kahire’den kaçıp Kraliçe Dido’nun hikayesini araştırmaya gelen bağımsız bir kadın. İkisi de devrimci, ikisi de kendi hikayeleri için savaşıyorlar, kendilerini arıyorlar. Madam Lilla ise hayatının her karesini film sahnesindeki bir rol gibi oynayan zarif bir kadın. Maryam erkeksi duruşuyla, Amira ön plana çıkardığı çocuksu ve dişi yapısıyla ikisi yan yana geldiğinde bir çift gibiler. Erkekliğin ve kadınlığın birer sembolü.  Roman boyunca onların belki savunma mekanizması geliştirdikleri, belki farkında olmadan oynadıkları bu rollere açıkça tanık oluyorsunuz. Bir de bunların arasında her şeyi gözlemleyen, geri planda ama hikayeden tamamen çıkamayan Türkiye’den gazeteci yazarımız var. Peki bu kadınlar nasıl bir araya geldiler?

Madam Lilla derin bir ah çekiyor..“Sevgili Hanımlar…İnsan o da eli iyi gelmişse,hayatta kendini bir kere bütünüyle görür. Ömrün gerisi ya o sahneye yeniden kavuşmak için geçer ya da ondan kaçmakla. Siz büyük sahnesini görmüş hanımlara benziyorsunuz…”

Madam Lilla’nın kalbini kırmış bir adam Jezim Anwar. Bu yolculukta bir bir eteklerinden taşlar dökülüyor hepsinin. Amira’nın Muhammed’i; Dido’nun yazıtları; teslimeyete direnen kadınların hikayesini yazan ve kendi içindeki kadını arayan bir yazar. Hep beraber bu adamı öldürmek için yollara düşüyorlar. Ve bu yolculuk onların kendini arayışlarının yolculuğu oluyor, hatta kendimizin bile. Sürprizlerle dolu Ortadoğu’da geçen bu romanla kendinize ve dünyaya ayna tutacaksınız.

Daha fazla bilgi için; http://www.ecetemelkuran.com/ adresine bir göz atın derim.

Efsanelerin ve aşkın hayatın içine aktığı bu romanı içinize sindirip koklayarak ve kendinizle baş başa okuyun.

Keyifli Yolculuklar!

(Düğümlere Üfleyen Kadınlar, Ece Temelkuran, Everest Yayınları, sf:480)

Gizem Sakallı

gzmskll@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)