EDEBİYATÇI DEDİĞİN KİMDİR?

Gazeteci-yazar Ali Çolak, ‘Şair Dediğin’ adlı kitabında edebiyatçıların hayatlarına büyüteç tutuyor. Enfiye çekenler, burnuyla oynayanlar, toprak yiyenler, sevgilisinin sırtında yazanlar… ‘Unutmayın’ diyor Çolak; ‘Büyük insanların hayatları gibi saplantıları da sıra dışıdır.’

sair-dedigin-ali-colakTam bilgisayarımın başına oturup ‘Şairler de, şiirler de nasıl gün be gün çıktılar hayatımızdan’ diye hayıflanacaktım ki, aynı anda yalnız Beyoğlu’nun değil, İstanbul’un kültürel simgelerinden olan İnci Pastanesi’nde tahliye işleminin başladığı, uçuk pembe mermer masalarının yerlerde sürüklendiği haberini aldım. Dondum kaldım. Aslında işte tam da bu yüzden şairler de, şiirler de çıkıp gitmişti işte hayatımızdan, bir kez daha anladım.

Sonra, belki biraz avunmak, belki bir kere daha onları yaşanır kılmak ümidiyle, Ali Çolak’ın ‘Şair Dediğin’ isimli kitabına uzandım. Ve tıpkı Katherine Mansfield’in hiç tanımadığı Çehov’a seslendiği cümlelerle bağırmak istedim o an: ‘Ah neden öldünüz! Oysa sizinle akşamları oturup söyleşebilirdik…’

Ali Çolak, çoğu Zaman Gazetesi’nde yayınlanan yazılarına yeni bilgiler de ekleyerek hayli titiz bir çalışmayla hazırladığı yeni kitabı ‘Şair Dediğin’ ile gün be gün hayli uzağımıza düşen şairlerin gündelik yaşamlarını açık etmiş. ‘Açık etmiş’ dediysem yanlış değil, tam da öyle. Edebiyat adamlarının hayatlarına dair bilinmeyen ya da az bilinen özel durumları paylaşmış okurlarıyla.

 

Bakın yazar, kitabı için ne diyor: ‘Bu kitap bir bakıma benim, büyük edebiyat ailesinden şairlerle, yazarlarlaali-colak2 konuşmalarımdan ibarettir. Onlarla aramızdaki perdenin iyice kalktığı, ahbaplığın hiyerarşiyi sildiği zamanlardan artakalmış metinler… Hayatlarına dahil oldum ve anlamaya çalıştım onları.’

‘Şair Dediğin’ okuru daha ilk sayfadan başlayarak şaşırtacak, ‘Kelimelerin efendileri, o güzel şiirleri yazan, o unutulmaz karakterleri yaratan edebiyat insanlarının meğer pek de bilinmeyen ne ilginç yanları varmış’ dedirtecek bir kitap. Gizliden gizliye bir tehlike de var elbette, zaten şiirin, şairin, edebiyatın uzağında yaşayanlar bu kitaptan sonra ‘Aman o şairin de tuhaf tuhaf huyları varmış, ne okuyacağım onu’ diyebilir.

 Çolak’ın okurundan bir ricası var, diyor ki: ‘Unutmayınız ki, büyük insanların hayatları gibi saplantıları da sıra dışıdır. Onları garipsemeyin, kendilerine beslediğiniz saygıdan, sevgiden de bir şey eksilmesin.’

 ŞAİRLERLE… YENİDEN…

Yukarıdaki soru başlığını özellikle seçtim. ‘Şair Dediğin‘i okuyunca, tanıdığımı düşündüğüm kimi şairin, romancının hayatlarına bir başka gözle baktım zira. Yeniden değişim bundandır.

Örneğin J.J. Rousseau’nun ilhamı uzun yürüyüşlerde bulduğunu, en büyük üzüntüsünün bu uzun yürüyüşlerde günlük tutmamak olduğunu bilmezdim. Yine Yahya Kemal’in kederini dağıtmak için uzun yürüyüşler yaptığını… Ahmet Haşim’in çocukluğunda Bağdat’ın bunaltıcı gecelerinde annesiyle Dicle Nehri kıyısında yaptığı yürüyüşlerden çok etkilendiğini de belli ki unutup gitmişim.

Çolak’ın tespitlerine göre, Abdülhak Şinasi Hisar’ın temizlik takıntısı vardır. Recaizade Mahmut Ekrem sabahları Fransız enfiyesi çeker, sakalını mutlaka altı kere sabunlar. Yahya Kemal yemeklerde burnuyla oynar, yemeklerden sonra takma dişlerini masaya getirttiği bir kase içine koyup yıkar ve tekrar takar.

Ahmet Haşim’in toprak yeme takıntısı olduğunu da not düşelim. Ama Tevfik Fikret’in sol yanına kimseleri yaklaştırmadığını ve bunun nedenini ‘açık edelim’ ki şair yüreğinin ne başka çarptığını bir kere daha anlayalım: Tevfik Fikret en yakın dostlarını dahi sol tarafına geçirmez onları daima sağ tarafında yürütürmüş. Sebebini soranlara ise kalbini işaret ederek, ‘Sol yanımda Nazime (eşi) var’ dermiş.

sair-dedigin-ali-colak-1

Şairlerin gönlümde hep ayrı bir yeri olmuştur. Belki de o nedenle yaşamda soluklandığı noktalar çoğunluktan farklı olan şairleri anarken bir şarkı mırıldanmalı; ‘Şiirler azaldı, günümüz perişan. Yanıyor içimizdeki koskoca orman.’ Böyle avunmalı…

Aşklar, düellolar, ölümler…

– Yahya Kemal Beyatlı çok sık küserdi. Bir keresinde Yakup Kadri’ye küsmekle kalmamış, onu düelloya davet etmiştir.

– Cemal Süreya, pek sevilen şiiri ‘Sizin Hiç Babanız Öldü mü?’yü babası sağken yazmıştır.

– Aka Gündüz on iki yaşında, Yahya Kemal beş yaşında, Tevfik Fikret henüz üç buçuk yaşındayken aşık olmuşlardır. Necip Fazıl’ın aşk ile imtihanı on iki yaşına denk düşer.

– Behçet Necatigil eşi Huriye Hanım’a ‘Eskimocuğum’ diye hitap ederdi.

sair-dedigin-ali-colak-2

– Yazar ve şairlerin tiryakiliği sigarayadır. Örneğin Han Duvarları’nın şairi Faruk Nafiz henüz kahvaltı bile etmeden başlar sigaraya. Behçet Necatigil ile Salah Birsel sigarasını sigaradan yakacak kadar tiryakidirler.

– Ziya Paşa valilik yapmıştır. Abdülhak Hamit ve Yahya Kemal Beyatlı elçilik… Cemal Süreya Darphane Müdürü olarak çalışmıştır. Sait Faik ise mesleğini ‘yazıcı’ olarak tarif edenlerdendir. Pasaport almak için başvurduğunda ‘Ne iş yaparsın?’ sorusuna ‘Yazıcı’ dese de memur yazıcılığını ispat etmesini istemiş, ikna olmayınca da meslek hanesine ‘Yok’ yazıveriştir.

Kimler nerede yazardı?

– Çalıkuşu’nun yazarı Reşat Nuri Güntekin not alarak yazanlardan değildi. Konuları daha çok zihninde biriktirirdi.

– Ahmet Hamdi Tanpınar güç ve yavaş yazanlardandı. Yazıya ara verdiğinde bir daha o yazıya dönmesi aylar sürerdi.

– Ziya Osman, şiirlerini tramvayda, vapurda, yemekte hatta rüyada yazardı.

– Victor Hugo kolay yazmak ve ilhamını sürekli kılmak için çıplak yazardı.

sair-dedigin-ali-colak-3

– Mark Twain yatarak kaleme alırdı hikayelerini.

– Voltaire yazı yazmak için sevgilisinin çıplak sırtını masa olarak kullanırdı.

– Ernest Hemingway ve Virginia Woolf ayakta yazarlardı.

Balıkçı’nın tutkusu

Mademki  yazarların, şairlerin bilinmeyen yanlarının peşindeyiz Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın, yani Halikarnas Balıkçısı’nın pek az bilinen yanlarından da söz etmeli. Cevat Şakir, 1925’te sürgüne gönderildiği Bodrum’u öyle sevmiştir ki bu balıkçı koyunu kaktüs, tropikal çiçekler, begonviller, palmiye, hurma ve fıstık ağaçlarıyla donatmıştır. Greyfurt fidanını Türkiye’ye ilk o getirmiştir. Paris’ten mimoza tohumu getirmiş olan Şakir, bir gün Bodrumlu genç kızların saçlarına mimoza taktıklarını gördüğünde, ‘Mimozayı onlar için yetiştirmiştim’ diye haykıracaktır.                             

Fügen Ünal Şen 

fugens@ gmail.com

       ( Bu yazı 14 Aralık 2012 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)