EDEBİYATTA KIRILMA NOKTASI “DÖNÜŞÜM”

Eric Santner, “Dönüşüm” için,  “Kafka’nın edebi dünyasının en esrarengiz ögelerinden biri şüphesiz iktidarsızlığın kendini aniden muazzam bir güce dönüştürebilmesi, hatta iktidarsızlığın kendini gücün en rahatsız edici özelliklerinden biri olarak göndermesidir.”  diye yorum yapar.

Bu niteleme sadece Dönüşüm’e özgü değil, bütün Kafka eserlerinde gücü oluşturan itekleyicidir aslında. Zayıf olanın içinden çıkacak olan, yeniden doğanın gücü…




Gregor Samsa bir sabah tedirgin düşlerden uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu.”

Dünya edebiyatı  bu cümleyle tanışalı, yüz koca yıl oldu ve gerçeği söylemek gerekirse Gregor Samsa ile tanıştıktan sonra edebiyatta artık hiçbir şey artık eskisi gibi olmadı. Franz Kafka Dönüşüm‘le modern temaları klasik alegorik anlatımla eriterek dünya edebiyatında beklenmedik ufuklar ve anlatım olanakları açmıştı.

Tüm zamanların en iyi öyküsü olarak adlandırılan Dönüşüm’ün ilk defa 1915 yılında yayınlanmasının üzerinden geçen yüz küsur  yıl boyunca, hakkında çok konuşuldu, yazıldı, çizildi. 50 sayfalık bu kısa hikâyeyi, ilk kez genç bir hukuk öğrencisiyken okuyan Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez şöyle demişti:

“İlk cümlede neredeyse yataktan düşüyordum.”

Elias Canetti, Kafka’nın kendisinin de bu öyküyü “hiçbir zaman aşamayacağını, çünkü Dönüşüm’ü aşabilecek bir şeyin olmadığını” yazar.

“Değişim’in ilk çevirmeni, Fransızcadan yaptığı çeviriyle, Vedat Günyol’dur. Bu çeviri 1959’da Ataç Yayınevi tarafından yayımlanmıştır.

İngilizceye Metamorfoz olarak çevrilen kitap Türkçeye iki şekilde çevrildi; “Değişim” ve “Dönüşüm”. Vedat Günyol ve Kâmuran Şipal Değişim’i, Ahmet Cemal ve diğerleri Dönüşüm’ü yeğlediler. Enis Batur’a göre her iki çeviri de yanlıştır ve  asıl çeviri “Başkalaşım” olmalıdır.. Özellikle Kafka üzerine çalışan edebiyat tarihçisi  Heinz Politzer ve pek çok Kafka araştırmacısı Gregor Samsa’nın böceğe “dönüşüm”ünden çok, onun bu durumu karşısında ailesinin sergilediği “değişim”i odağa alır. Öykünün temel izleği aslında ailedir,derler. Bu nedenle önemli Kafka çevirmenlerinden Kamuran Şipal “Değişim” başlığını uygun görür.

Kitabın adı üzerine yürütülen bu tartışmalar, kitabın içeriği üzerine yapılan tartışmaların yanında devede kulak kalır elbet. Çünkü Kafka öyle bir metin işlemiştir ki, içinde toplum-birey etkileşiminden tutun da, Kafka’nın kişisel yaşamındaki Freudiyen dışavurumlarına kadar her şeyi bulabiliriz. Ancak bir bakışta değil.

Gregor Samsa üzerinden anlatılan bu kurgu metin, kurgudan gerçekliğe ve açıklığa hemen çıkmamaktadır. Hele de böyle bir üsluba alışık olmayan dönemin edebiyat okurları için bu daha da karmaşık görünür. Kafka’nın öyküsü yayımlandıktan iki sene sonra aldığı bir mektup, bu durumu özetlemektedir.

“Sevgili Bayım,

Beni bedbaht ettiniz.

Sizin ‘Dönüşüm’ünüzü kuzinime hediye olarak aldım.

Ne var ki o, hikayeyi anlamaktan aciz. Kuzinim kitabı annesine verdi ve o da anlamadı. Annesi kitabı diğer kuzinime verdi ve o da bir açıklama getiremedi. Sonunda bana yazdılar. Ailedeki doktor ben olduğum için hikayeyi de onlara benim açıklamamı bekliyorlar. Ben de ne yapacağımı bilemez haldeyim.

Bayım! Siperlerde Ruslarla karşılıklı ateşte gözümü kırpmadan aylar geçirdim. Ama kuzenlerime mahcup olmayı kaldıramam. Bana yalnız siz yardım edebilirsiniz. Bunu yapmalısınız çünkü beni bu karmaşanın içine düşüren siz oldunuz. O yüzden lütfen bana kuzinimin ‘Dönüşüm’ hakkında ne düşünmesi gerektiğini söyleyin.

En derinden saygılarımla…

Dr. Siegfried Wolff

Berlin – 10 Nisan 1917″

 

Kafamızdaki hamam böceği imgesi

Gregor Samsa’nın dönüştüğü böcek yıllarca kafamızda bir hamamböceği imgesi olarak gezindi, oysa Kafka’nın kitabı için yayıncısına söylediği ilk şey, “lütfen kapağına hamamböceği gibi bir şey çizmeyin.” olmuştu. Çünkü Gregor var olan bir şeye dönüşmemiştir. İnsanken, hayvan olmamıştır. O, ancak Kafka’nın devasa bir böcek olarak tanımlayabileceği, ne idüğü belirsiz bir şeye dönüşmüştür. (Dönüşüm’ün 6.45 Yayınları tarafından basılan halinde, Kafka’nın tasvirlerinden yola çıkılarak Gregor Samsa resmedilmeye çalışılmıştır.)

Kafka’nın, Gregor’un dönüştüğü varlığı, bizlere ancak böcek imgesiyle anlatabilmesinin altı fazlasıyla doludur. Gregor, neden bir sabah uyandığında kendini bir bukalemun olarak bulmaz da, böcek olarak bulur? Elbette Kafka’nın en sevdiği hayvan böcek diye değildir bu.

Burada kısaca öyküden söz edelim. Gregor’un babası beş yıl önce çok para kaybetmiştir ve kız kardeşi Grete çalışmak için çok gençtir, annesinin astımı vardır ve babası da çalışamayacak durumdadır. Bunun üzerine Gregor da kreditörlerden birinde işe başlar. Aile borç yükü altında ezilmektedir. Gregor aileyi maaşı ile ayakta tutmaya çalışan kişidir ve bütün aile Samsa’nın eline bakar. Taa ki, Gregor bir gün böcek olarak uyanana kadar. Onun böceğe dönüşmesi ailede önce paniğe sonra nefrete ve sonra onu dışlamaya yol açar. Böcek olarak uyanan Gregor da büyük bir paniğe kapılır (böceğe dönüşecek her insanın kapılacağı gibi) ancak onun paniği bu dönüşüme yönelik değil, bu dönüşümün etkilerine yönelik yaşanmaktadır. Şöyle ki, Gregor böcek olduğu için değil, işe geç kalacağı için panik içindedir. İşte öykünün can alıcı damarlarından biri budur. Sıkıntıların, ailevi sorunların -ki aile burada toplumu da temsil eder- parasızlığın orta sınıf bir genci getirdiği nokta, insan olmaktan çıkan kişinin bu olağanüstü durumu bile göz ardı ettiği bir yabancılaşma yaşanmaktadır. Bu yabancılaşma Kafka’nın eserinde çok katmanlıdır. Ailenin Gregor’a giderek nefretinin artması ve onu dışlamaya çalışması, ailesi için çalışan genç için büyük bir vefasızlık örneğidir ancak o ailesine sitem etmek yerine, kendini onlara kabul ettirmeye çalışır. Bunu toplum- birey ilişkisi bağlamında düşündüğümüzde aile toplumun sembolik anlatımıdır. Kafka’nın Gregor Samsa’sı hepimizin trajik hikayesinin izdüşümüdür.

Her ne kadar toplum-birey ilişkisine dair çıkarımlar varsa da bunun bir aile ile anlatılmasının nedeni kuşkusuz Kafka’nın yaşamı irdelendiğinde bulanıklığa yer bırakmayan bir parlaklıkla gözlerimizin önüne serilir.

Bir kasabın oğlu

Kafka 1883’te, Prag’da, sonraki yıllarda doğacak altı çocuğun ilki olarak dünyaya geldi; onu takip eden iki erkek kardeşi, George ve Heinrich çocuk yaşlarda öldüler.

Onların ardından üç kızkardeşi, Elli, Valli ve Ottla dünyaya geldi.

1912’deki kısa bir dönem haricinde Franz hayatı boyunca Ottla ile yakın oldu. Annesi Julie Löwy, nispeten hali vakti yerinde bir aileden geliyordu. Babası Hermann ise çok daha yoksul bir ailedendi, bir kasabın oğluydu. Hermann otuz yaşında Julie ile tanışıp evlenince evlilikle gelen çeyiz, ona gelecek yıllarda büyüyecek bir konfeksiyon işi kurma imkanı sağladı. Bu süre boyunca Hermann’ın çeşitli ürünler sattığı dükkanı hep evi ile aynı alandaydı. Kafka bu dükkanda bir süre çalışmıştır. Franz için, çocukluğu ve ergenliği sırasında dışarıdaki dünya ile aile alanı aynı şeydi. Çünkü yaşadığı ev, çalıştığı dükkan, okuduğu lise hep evinden birkaç adım ötedeydi. Daha sonra hukuk fakültesine girdiğinde de kendi şehrini tercih etti. Bunu zorunlu mahkeme stajyerliği takip etti. Daha sonra yarı kamusal bir kurum olan işçilerin kaza sigortası enstitüsünde çalışmaya başladı. 1922’de hastalığından ötürü emekliye ayrılıncaya dek, orada yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde çalıştı.

Baba figürü Kafka’nın eserlerinde temel dürtü ve bilinçaltılardan biridir. “Düşmanlığımızın kökleri çok derinde” dediği babası için Kasım 1919’da, ölümünden dört buçuk yıl önce,  bir dışavurum metni olan “Babaya Mektup”u, yazdı. Babası sert görünüşlü, cevval, iri bir adamdı. Kafka ise cılız ve renksizdi. Fiziksel anlamdaki bu fark bile Kafka’nın babasına duyduğu öfkeyi arttırıyor ve ezilmişlik, aşağılanmışlık hissini uyandırıyordu. Bu, kendisinden utanmasını sağlıyordu. Bu konuda şöyle der Kafka;

O zamanlar her biçimde, cesaretlendirilmeye ihtiyacım vardı. Sonuçta, sırf senin fiziksel varlığınla bile aşağı çekiliyordum. Örneğin, nasıl aynı banyo kabininde soyunduğumuzu hatırlıyorum. Ben orada bir deri bir kemik, güçsüz önemsiz; sen ise güçlü, uzun, heybetli.

Annesi ise babanın otoritesi karşısında pasif kalan ancak Kafka’nın utancını kendi çabasıyla yok etmeye çalışan bir kadındı. Franz 1919’da yazdığı “Babaya Mektup“ta annesinin, kocasının ve oğlunun arasında kalarak içine düştüğü ve çıkamadığı ikileminin farkına vardığını anlatıyordu. Franz’ın temel hedefi babasıydı.

Dönüşüm’deki bir bölüm anne ve babası ile olan ilişkisine dair içinde barındırdıklarını dışarı vurur: Anne Samsa, oğlunun odasından böcek Gregor’u ilk gördüğünde fenalaşır:

Neredeyse tamamen vazgeçmiş gibi, kolları yana açılmış bir halde koltuğa düştü ve kıpırdamadı. Tamamen çılgına dönen Gregor salona gitmeye yeltendi; sonrasından sinirden çılgına dönmüş babası tarafından elmalarla bombalanırcasına odasına geri kovalandı, elmalardan biri, Gregor’un sırtına saplandı.

Daha önce sorduğumuz soruya gelirsek; neden böcek? Çünkü ezilmişliği, çirkinliği, iktidarsızlığı ve dışlanmayı en iyi temsil eden varlık. Çünkü Kafka, babasıyla yan yana durduğu bütün anlarda kendini bir böcek gibi ezilmiş ve çirkin hissediyordu.

Dönüşüm büyük oranda Kafka’nın aile yaşamının da trajedisidir.

Kafka babasına olan korkusunu takıntılı bir hazla besledi. Kafka bu çocuksu bağımlılığı sayesinde, büyümeyi reddederek ve yetişkin yaşamının getirdiği büyük mücadeleleri sırtlamada başarısız olarak bir yazarın hayatı için gerekli olan koşulu, kendine ait alanı yaratıyordu.” diyor Saul Friedlander.

Bir çok eseri kült

Eric Santner, Dönüşüm için,  “Kafka’nın edebi dünyasının en esrarengiz ögelerinden biri şüphesiz iktidarsızlığın kendini aniden muazzam bir güce dönüştürebilmesi, hatta iktidarsızlığın kendini gücün en rahatsız edici özelliklerinden biri olarak göndermesidir.” diye yorum yapar. Bu niteleme sadece Dönüşüm’e özgü değil, bütün Kafka eserlerinde gücünü oluşturan itekleyicidir aslında. Zayıf olanın içinden çıkacak olan, yeniden doğanın gücü.

Franz’ın en eski ve en yakın arkadaşlarından olan Oskar Pollak’la arkadaşlığı üniversitenin son yıllarında kopsa da Kafka, kendisinden bir alt dönemden olan Max Brod’la giderek daha da  yakınlaştı ve onunla hayatı boyunca arkadaş kaldı. Ölmeden önce bütün yazdıklarını ona verdi ve ölümünden sonra hepsini yakmasını söyledi. Ancak Max Brod bu vasiyeti yerine getirmedi ve insanlığın bugün kült eserlerinden olan birçok Kafka yapıtı gün ışığına çıktı.

Max Brod’un yerine getirmediği bu vasiyet hep tartışılır; arkadaşının istemediği bir şeyi yapması ve yapıtları yayımlamasının ahlaki ölçeği nedir? Ayrıca Kafka’nın yazdıklarının Max Brod tarafından sansürlenerek yayımlandığı da söylenmektedir.

Kafka 25 Eylül 1917’de, “Bir Köy Hekimi”ni yazdıktan yaklaşık altı ay sonra ve akciğer enfeksiyonu teşhisi konduktan birkaç hafta sonra günlüğüne şöyle yazar:

Hala ‘Bir Köy Hekimi’ gibi eserler sayesinde geçici bir tatmin yaşıyorum çünkü böyle şeyler, yazabildiğimi kanıtlıyorlar. Fakat mutluluk ancak dünyayı saf, doğru ve değişmez olana eriştirebilirsem gelecek.

Kafka’nın hep geri döndüğü birkaç temel sorun; Utanç yaratan hissizlik ve ahlaki sorumluluklar, karmaşık bir cinsellik, doğrunun kaçamaklığı ve en önemlisi de kötülüklerin olduğu bir dünya ve daha da ötesi, kötü bir dünya düşüncesidir.

Kafka’nın yazılarında o büyük sıkışmışlığı hep hissederiz. Doğduğu ve yaşadığı şehir Prag gibi kapalı, puslu ve gridir. Şöyle der ya zaten Prag için:

Bu iki büklüm olmuş kocakarının pençeleri var. İnsan teslim olmak zorunda kalıyor. Onun iki yanını, Vysehrad’ı ve kaleyi yangına vermek isterdim. Belki ancak o zaman ondan kaçmak mümkün olabilirdi.




Damla Yazıcı

Leave a Comment

Eskimeyen Kitaplar