EDİTÖRÜN SEÇİMİ: 8 MART’A ÖZEL 8 KİTAP ÖNERİSİ

Mart ayı gelince “Dünya Kadınlar Günü”nü anmadan olmaz. 8 Mart yaklaşırken sizin için kadına ve kadın olmaya dair kitaplardan oluşan bir seçki hazırladık.

İyi okumalar!

1. Margaret Atwod – Damızlık Kızın Öyküsü

“Kadın, bunaltıcı düşlerden uyandığı bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık aşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı…” . Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale)- Margaret Atwood . . #damızlıkkızınöyküsü #thehandmaidstale #margaretatwood #sevinçaltınçekiç #özcankabakçıoğlu #dünyaedebiyatı #roman #kitapokumak #bugününkitabı #bookoftheday #livre #kitap #literature #edebiyat #üstopya #yazar #feministdistopya #schnoorcrafts #eskimeyenkitaplar . www.eskimeyenkitaplar.com

Eskimeyen Kitaplar (@eskimeyenkitaplar)’in paylaştığı bir gönderi ()

“Biz iki bacaklı rahimleriz, hepsi bu.”

Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı…

Margaret Atwood’un başyapıt niteliğindeki feminist distopyası Damızlık Kızın Öyküsü, bütün distopyalar gibi geleceğe dair bir paranoyayı değil, içinde yaşadığımız gerçeğin ta kendisini dile getiriyor. Erkek egemen muhafazakâr bir rejimin üremeyle sınırlandırdığı, mahrem örtülerin  ardına gizlediği kadın bedenleriyle bize aşina gelen bir gerçeğin. Anlatılan bizim hikâyemizdir!

 

2. Shida Bazyar – Geceleri Sessizdir Tahran

Geceleri Sessizdir Tahran İran İslam Devrimi’nden sonra Almanya’ya sığınmak zorunda kalan bir ailenin dramını anlatıyor. Shida Bazyar bir ülkenin, bir devrimin, devrim sonrası kendi topraklarından uzaklaşmak zorunda kalan bir ailenin, arada kalmışlığın, var olma mücadelesinin hikâyesine ortak ediyor okuru.

Bazyar ilk romanı Geceleri Sessizdir Tahran’la 2016 Ulla Hahn Ödülü’nü aldı.

“Gerçek bir aile dramını, okurların duygularını sömürmeye kaçmadan, ama güçlü bir empatiyle gözler önüne seren Bazyar, Geceleri Sessizdir Tahran’da günümüzün en önemli sorunlarından göç ve toplumsal uyum üzerine düşündürüyor okuru. ”
-Der Spiegel-

 

3. Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda

virginia-woolf-kendine-ait-bir-oda

“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hâlâ bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı… Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoléon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.”

Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un 1928 yılında kapılarını kadınlara yeni yeni açmakta olan Cambridge Üniversitesi’ndeki kız öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşması üzerine şekillenmiştir. İngiltere’de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmelerinden bir yıl sonra yayımlanan kitap o tarihten günümüze feminizm tartışmalarının locus classicus’u olageldi. Jane Austen ve Charlotte Brontë’den, kadınların niçin bir Savaş ve Barış yazamadıklarına; Shakespeare’in hayali kız kardeşinden bugün de tartışılmaya devam eden kadının yoksulluğu ve namusu başlıklarına, hatta yaratıcılığın doğasına kadar uzanan geniş bir yelpazede kalemini özgürce oynatan Woolf, kadınlara edebiyat alanında bir çıkış yolu gösteriyor.

“Bir kadın eğer kurmaca yazacaksa, parası ve kendine ait bir odası olmalıdır,” diyen Virginia Woolf’un sesi, aradan geçen sekseni aşkın yıla rağmen gücünü ve etkinliğini koruyor.

 

4. Rauda Jamis – Frida Kahlo Aşk ve Acı

rauda-jamis-frida-kahlo-ask-ve-aci

20. yüzyılın popüler ikonlarından ressam, devrimci ve feminist Frida Kahlo’nun eserleri sürrealist olarak tanımlansa da kendisi bu tanımı, “Ben sürrealist bir ressam değilim. Asla hayallerimi resimlemedim. Yalnızca kendi gerçeğimi resimledim” diyerek reddetti. Sanat tarihinde ilk kez bir kadın, yalınlığı ve sakinliği acımasız denebilecek bir içtenlik ve “rahatsız edicilik”le  dile getirdi.

Tablolarının birçoğunda  kendi yüzünden yola çıkan Frida’nın yaşam öyküsü bize, Carol Hanisch’in kült olmuş “kişisel olan politiktir.” mottosunun ne demek olduğunu anlatır. Çünkü o  ruhunu kattığı Meksika devrimini doğum günü ilan eden bir marjinal, hiç doğmamış oğluna isim koyup onunla düşlerinde konuşan bir hayalperest, aldatılan kadın imajına da topluma direndiği gibi direnen bir savaşçı,  tekerlekli sandalyeye mahkûm olduğunda bile ne sanatından ne de hayatından vazgeçmiş, tersine onları daha da yüceltmiş kutsal bir mücadeleci ve Diego Rivera ile yaşadığı aşkta, “senin sevmediklerini de sevdim ben” diyen taraftır.  Durmaksızın ötekileştirilen hayatında kaderine razı olmayı değil, efsane olmayı seçen Frida, ölümü de yaşamı gibi başında çiçeklerle ve her zamanki güzelliğiyle karşılamıştır.

“Bir ressam olarak Frida, Diego’ya hiçbir şey borçlu değildi, yani Diego hiçbir zaman onun hocası olmadı, asla bir resmini düzeltmedi demek istiyorum. Hatta pek çok konuda tersi geçerliydi, çünkü Frida’nın onun üzerinde ahlaksal ve sanatsal olarak güçlü bir otoritesi vardı.”-Alejandro Gomez-

 

5. Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk

tezer-ozlu-yasamin-ucuna-yolculuk

Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.

Tezer Özlü, Türk edebiyatının gamlı prensesi.

Yayınevinin notu: Bu kitap, yazarın Almanca kaleme aldığı “Auf dem Spur eines Selbstmords” (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü’nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.

 

6. Nazlı Eray – Aşkı Giyinen Adam

nazli-eray-aski-giyinen-adam

Nazlı Eray, 2002 Yunus Nadi Roman Ödülü’nün kazanan Aşkı Giyinen Adam’da, tuhaf ve komik dünyalarından birini daha kuruyor: Dürnev Abla’nın tarot kartlarından çıkan Eddie Fisher, Elizabeth Taylor ve Debbie Reynolds; kahramanımızın ve Eddie’nin anıları yüklenmiş koyun kelleleri Peyami ile İdris; şoför Kâzım Efendi’nin çıkardığı gazla dirilen, cinayet kurbanı yaşlı ana-kız; Belligün Pastanesi’nde Mihri Abla’yla birlikte kahve fincanının içinde izlenen Eddie Fisher konseri…

“Doktor Ayberk yaklaşmıştı bana. Yavaşça kulağıma eğilip, ‘Olağanüstü bir şey bu! Bir saattir dinliyorum onu. Hayatından kesitler anlatıyor. Hollywood, Las Vegas; güzel kadınlar; Elizabeth Taylor ile yaşadığı yoğun aşk yüzünden yaşamın bir başka köşesine kayışı; bir iki gecelik kaçamaklar; uzun süreli ilişkilerden kaçması, kadınlara verdiği armağanlar; amfetamin ve kokaine bağımlılığı; bu uçurumdan kurtulmak isterken düştüğü bir paralı tımarhane; sesini yitirişi… Her şeyi anlatıyor. Müthiş bir bellek, olağanüstü bir açıkyüreklilik… Hayatımda hiçbir şey beni bu kelle kadar şaşırtmamıştı, hayretler içindeyim’ dedi.
‘Bir tıp doktoru olarak bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?’ diye sordum.
‘Yorumlayamıyorum. Beni aşan bir şey bu’ dedi.”

 

7.Tomris Uyar – Yaz Düşleri Düş Kışları

yaz-dusleri-dus-kislari-tomris-uyar

“Şimdi bahçede, ayaz – yemiş boş sıraların dışında kuşsuz bir saat kulesi kalmıştı, yapraklarını dökmüş bir atkestanesi, öğrencisiz bir basketbol alanı.
Her mevsimde aynı olan ulu bir çınar. Pusla beslenen bulutlar, kimi zaman aralarında kümelenip yardımlaşarak, kimi zaman tek başlarına kalmayı deneyerek yeni biçimlere değişiyorlardı. Durmaksızın. Bir ara güneş, son bir çabayla bulutların arasından sıyrıldı ama göğe ancak kendini çok andıran bir güneş resmi çizebildi.”
Gündelik hayatın gerçeklerinde yaşayan ve gerçeği değiştirecek düşler kuran insanların öyküleri…
Tomris Uyar, Yaz Düşleri Düş Kışları ile okuyucularını gerçek ile düş arasındaki görünmez köprüden geçiriyor.

 

8. Aslı Erdoğan – Mucizevî Mandarin

Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gelgelelim güzel kadının her donuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarında yığılmış, ölmüş. Bir zamanlar izlediğim Mucizevi Mandarin adındaki bir balenin, eski Çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio’ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir.

Sevgi Ekicigil

sevgiekicigil.com

(Tanıtım Bültenlerinden)

Yorum Yapmasam Olmaz :)