EN İYİ 15 DİSTOPYA ROMANI

Yunanca yer anlamına gelen ‘topos’, iyi anlamına gelen ‘eu’ ve yok anlamına gelen ‘ou’ takılarının birleşimiyle kurmaca bir kavram olarak oluşan ütopya kelimesinin ilk kullanımı İngiliz yazar Thomas More’a aittir.İlk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer”  anlamına gelir.

Her geçen gün kötülüğün egemenliğinin arttığı yerkürede yaşananları ve yaşanabilecekleri öngören 15 distopya romanını sizler için derledik.

İyi okumalar!

En İyi 15 Distopya Romanı

 1. 1984 – George Orwell

1984-george-orwell

 İngiliz yazar George Orwell’in 1949 yılında yayımlanan romanı 1984, kısa sürede kült mertebesine erişmiştir. Distopya türündeki bu roman, “Büyük Birader”, “Düşünce Polisi”, “101 Numaralı Oda”, “2+2=5” gibi çeşitli terminolojileri ve kavramları günümüz lugâtına dahil etmiştir. George Orwell’in kitapları arasında en çok bilinen eserdir.

Romanın adı “Avrupa’daki Son Adam” ismiyle yayımlanmak istenmiştir fakat Orwell’ın yayıncısı başarılı bir pazarlama stratejisiyle kitabın adını Bin Dokuz Yüz Seksen Dört olarak değiştirmiştir.

Roman, II. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan totaliter rejimlere ağır bir eleştiri niteliğindedir ve romandaki alegoriler ve semboller bu totaliter devletleri işaret etmektedir.

 2. Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

 cesur-yeni-dunya-aldous-huxley

“Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir.

Herkes herkes içindir.

Cesur Yeni Dünya”nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda ‘birey yok edilse de süren macerasının’ sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili.

 3. Otomatik Portakal – Anthony Burgess

 otomatik-portakal-anthony-burgess

Karabasan gibi bir gelecek atmosferi… Geceleyin sokaklara dehşet saçan, yaşamları şiddet üzerine kurulu gençler… Sosyal kehanet? Kara mizah? Özgür iradenin irdelenişi? Otomatik Portakal bunların hepsidir. Aynı zamanda hayranlık verici bir dilsel deneydir, çünkü Burgess antikahramanı için yeni bir dil yaratır: Yakın geleceğin argosu “nadsat”ı. Stanley Kubrick’in muhteşem film uyarlaması, yirminci yüzyılın kült eserlerinden biri olan bu romanın şöhretini pekiştirmiştir.

 4. Damızlık Kızın Öyküsü – Margaret Atwood

margaret-atwood-damizlik-kizin-oykusu

Margaret Atwood’un başyapıt niteliğindeki feminist distopyası Damızlık Kızın Öyküsü, bütün distopyalar gibi geleceğe dair bir paranoyayı değil, içinde yaşadığımız gerçeğin ta kendisini dile getiriyor. Erkek egemen muhafazakâr bir rejimin üremeyle sınırlandırdığı, mahrem örtülerin  ardına gizlediği kadın bedenleriyle bize aşina gelen bir gerçeğin.

Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı.

5. Fahrenheit 451 – Ray Bradbury

Guy Montag işini seven bir itfaiyeciydi. On yıldır kitap yakıyordu. Gecenin bir yarısında yola çıkışlarını, alevlerin kitapları yutuşunu hiç sorgulamamıştı. İnsanların korkusuzca yaşadıkları bir geçmişi anlatan o 17 yaşındaki genç kızla karşılaşana dek… Montag’ın hayatındaki bütün yanlışlar doğrularla yer değiştirir o andan sonra. İşini, eşini, yaşayışını yeni bir gözle değerlendirmeye başlar. Önünü alamadığı duyguları onu, asla tahmin edemeyeceği şeyler yapmaya iter. Sansüre, totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biri. Okuyun ve kendinizi yeni baştan kurun.

6. Açlık Oyunları Serisi – Suzanne Collins

aclik-oyunlari-suzanne-collins

Belirsiz bir gelecekteki muzaffer ve baskıcı bir otoriteye karşı aşkın, bilincin, örgütlenmenin ve başkaldırının gerekliliğine dair modern ve  ürkütücü bir destan.

Açlık Oyunları orijinal adıyla The Hunger Games Amerikalı yazar Suzanne Collins tarafından yazılan, 2008’de yayımlanan gençlik romanıdır. Roman, uzak ve belli olmayan bir gelecekte Kuzey Amerika’da kıyamet sonrasında kurulmuş Panem’de yaşayan 16 yaşındaki Katniss Everdeen’nın ağzından anlatılmaktadır. Halk, gelişmiş bir şehir olan Capitol tarafından yönetilmektedir. “Açlık Oyunları” her yıl ülkenin on iki mıntıkasından seçilen 12-18 yaş arası bir kız ve erkeğin tek kişi kalana kadar savaştığı ve capitol halkı tarafından bir görsel şölen gibi sunulduğu bir televizyon programıdır.

 7. Zaman Makinesi – H. G. Wells

zaman-makinesi-h-g-wells

Zaman Makinesi, H. G. Wells’in 1895 yılında yayınlanan bir bilim kurgu kitabıdır. İki kez sinemaya da uyarlanmıştır. Kitap zaman makinesinin kullanıldığı ilk eserlerden biri olduğu için bilim kurgu edebiyatı için oldukça önemlidir.

Zaman Yolcusu (ona böyle hitap etmek daha uygun olur), bize oldukça derin bir meseleyi açıklıyordu. Kırpıştırdığı gri gözleri pırıl pırıldı ve normalde solgun olan yüzü pespembe olmuş, canlanmıştı. Parlak ateş etrafı aydınlatıyor, avizenin gümüş zambaklarından yayılan göz kamaştırıcı ışık, kadehlerimizde  belirip kaybolan kabarcıkları yakalıyordu.

 

8. Sineklerin Tanrısı – William Golding

 sineklerin-tanrisi-william-golding

Sineklerin Tanrısı“, günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. R. M. Ballantyne’ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini göz önüne sermek amacıyla Mercan Adası’ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken “Sineklerin Tanrısı”, daha çok Conrad’ın kısa romanı “Karanlığın Yüreği”ni andırır. Golding’in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı’nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.

9. Körlük – Jose Saramago

korluk-jose-saramago

Adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir kentinde, arabasının direksiyonunda trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen bir adam ansızın kör olur. Ancak karanlıklara değil, bembeyaz bir boşluğa gömülür. Arkasından körlük salgını bütün kente, hatta bütün ülkeye yayılır. Ne yönetim kalır ülkede ne de düzen, bütün körler karantinaya alınır. Hayal bile edilemeyecek bir kaos, pislik, açlık ve zorbalık hüküm sürmektedir artık. Yaşam durmuştur. İnsanların tek çabası ne pahasına olursa olsun hayatta kalmaktır. Roman, kentteki akıl hastanesinde karantinaya alınan oradan kurtulunca da birbirinden ayrılmayan biri çocuk yedi kişiye odaklanır. Aralarında bütün kentte gözleri gören tek kişi olan ve gruptakilere rehberlik eden bir kadın da vardır. Bu yedi kişi, cehenneme dönen bu kentte hayatta kalabilmek için inanılmaz bir mücadele verir. Saramago’nun müthiş bir gözlem gücüyle betimlediği bu kaotik dünya, insanın karanlık yüzünün simgesi.

10. Biz – Yevgeniy İvanoviç Zamyatin

biz-yevgeni-zamyatin

 George Orwell, Aldous Huxley ve daha birçok yazara ilham vermiş olan “Biz”de, Velinimet’in yönettiği Tek Devlet adlı bir yapı karşımıza çıkar. Tek Devlet’te bireyler yoktur, sayılar vardır. Hayat kusursuz eşitlikteki bir denklem gibi, matematiksel bir kesinlikle sürmektedir. İnsanların ilkel tutku ve güdüleri bastırılmıştır. Doğaya bile boyun eğdirilmiş ve Doğa, Yeşil Duvar’ın ardına sürülmüştür. Artık ulaşılacak tek bir hedef kalmıştır: Uzay. Bu hedef de İNTEGRAL adlı uzay gemisinin yapılmasıyla birlikte ulaşılır olacaktır.

İNTEGRAL’in baş mimarı olan D-503, fırlatmaya günler kala fikirlerini kaydetmeye karar verir ve bir günlük tutmaya başlar. Güzel I-330’la karşılaşması ise her şeyi tamamen değiştirir. D-503 zamanla hem Tek Devlet’i hem de kendini sorgulamaya başlar, çünkü eskilerin ‘ruh’ dediği şeyi keşfetmiş ve hayal gücünü kullanmıştır. Hayal gücü Tek Devlet’te bir hastalık çeşididir. 26. yüzyılda geçen “Biz” klasik bir distopya romanı olmasının yanında, bir sistem eleştirisi ve bireysel özgürlük bildirisidir.

11. Demir Ökçe – Jack London

demir-okce-jack-london

1912-1932 arası yılları kapsayan çalkantılı bir dönemde yaşamış insanların ruhsal durumlarının Jack London’ın “Demir Ökçe”de olduğundan daha canlı tanımını başka hiçbir yerde bulamayız: hataları, bilgisizlikleri, kuşkuları, korkuları, yanılgıları, etik kuruntuları, şiddet içeren tutkuları, akıl almaz alçaklık ve bencillikleri gibi. Bu tür konuları anlamak bu aydınlanma çağında bize çok güç geliyor. Tarih bize bunların gerçekleştiğini, biyoloji ve psikoloji de neden gerçekleştiğini anlatır; ama tarih, biyoloji ve psikoloji bu olayları canlı tutamaz.

12. Swastika Geceleri – Katharine Burdakin

swastika-geceleri-katharine-burdekin

En önemli feminist eserlerden biri olarak görülen bu roman, faşizmin tehlikeleri hakkında okuyucularını uyarır.

Şiddet ve hainliğin erkeklere statü kazandırdığı, kadınların damızlık hayvan vasfına indirgendiği bu dünyada herkesin ortaklaşa taptığı tek bir şey vardır: LİDER

1937’de Hitler henüz yaşarken yazılan bu roman, uzun süre unutulmuş ancak 1980’lerde tekrar gündeme gelmişti. “1984” ve “Cesur Yeni Dünya” gibi büyük distopik romanların arasında yer alan Swastika Geceleri en önemli feminist eserlerden biri olarak görülmektedir.

 13. Hayatta Kalma Güncesi – Doris Lessing

 hayatta-kalma-guncesi-dorris-lessing

Nobel ödüllü yazar Doris Lessing’in bu değişik ve çarpıcı romanı bir tür kıyamet öyküsü. Çevre kirliliği, hoyratça kullandığımız doğal kaynakların tükenişi, evsizlerin sayısı artarken sokak çetelerinin kural tanımazlığının kural haline gelişi, dilin yozlaşması ve yoksullaşması, iletişimsizlik, insanların büyük şehirlerden kaçmak zorunda kalışları ve kalabalıkların yerini alan ıssızlık…
Lessing usta ve akıcı anlatımıyla, bütün bu olup bitenlerin görgü tanığı olan, hatta hiç tanımadığı bir çocuk-kadının sorumluluğunu da üstlenen yaşlıca bir kadının ağzından aktarıyor olayları. Yazarın kıvrak dili; insanların çaresiz durumlarda en olmayacak koşullara nasıl ayak uydurduklarını, bu koşullara rağmen yaşanan aşkları ve iktidar kavgalarını, hayata tutunmak için verilen savaşımı, çok etkileyici bir romanda biçimlendiriyor.

 14. Beni Asla Bırakma – Kazuo Ishiguro

beni-asla-birakma-kazuo-ishiguro

Yatılı okul Hailsham’ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez, Hailsham’dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar.

Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma’da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.

 15. Uyandığında – Hillary Jordan

uyandiginda-hillary-jordan 

Romanın kahramanı Hannah Payne, evlilik dışı ilişki yaşayıp kürtaj yaptırdığı için on altı yıl boyunca bir “Kırmızı” olarak yaşamaya mahkûm edilir. Ailesi tarafından reddedilen Hannah’yı, dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı eylemci grupların sığınaklarına uzanan macera dolu bir yolculuk beklemektedir. Çıktığı bu yolculukta Hannah çocukluğundan beri kendisine dayatılmış bütün fikirlerle hesaplaşacaktır. Kürtajın yasak olduğu ve en büyük baskıyı kadınların gördüğü bu totaliter dünyayı Türk okuyucusu çok iyi anlayacaktır.

“Jordan’ın sürükleyici distopyası, Margaret Atwood ve Ray Bradbury’nin karanlık kurmacaları kadar iyi.”
The New York Times

“Uyandığında sadece yılın en iyi kitaplarından biri değil, aynı zamanda distopya türünün bütün gereklerini yerine getiren bir roman. Şimdiden bir 21. yüzyıl klasiği…”
Publisher’s Weekly

(Tanıtım bültenlerinden derlenmiştir.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)