GENÇLİK MARŞI (DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ) / ALİ ULVİ ELÖVE

Gençlik Marşı (Dağ Başını Duman Almış)

Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar

Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin

Bu gök, deniz nerede var
Nerede bu dağlar taşlar
Bu ağaçlar güzel kuşlar
Yürüyelim arkadaşlar

Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin

Dağlar taşlar güzel kuşlar
Ya bu insanlar insanlar
Güneş ufuktan bir gün doğar
Yürüyelim arkadaşlar

Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin

Ali Ulvi ELÖVE

Gençlik Marşı’nın hikayesi

Dağ başını duman almış…

Yılmaz Özdil: İzmir Marşı’yla hedefine ulaşan milli mücadelemizin Samsun’dan yola çıkışı, Gençlik Marşı’ydı.

19 Mayıs 1919.
Samsun’a çıkmıştı.
Havza’ya geçecekti.

Arkadaşlarıyla birlikte, ahı gitmiş vahı kalmış hurda bir Benz otomobile bindi, anca bunu bulabilmişlerdi, yola çıktı, asfalt filan yok tabii, tarladan bozma toprak yol, yağmurdan iyice balçık haline gelmişti, bata çıka gidiyorlardı, arka koltukta değil, önde, şoförün yanında oturuyordu, bazen dayanamıyor, çukurlardan kurtulmak için direksiyona müdahale ediyordu, şoför gayrimüslim yaşlı bir adamcağızdı, dedim ya, anca onu bulabilmişlerdi, otomobil zaten haraptı, yarım saat bile dayanamadı, tık diye arıza yaptı, kaldı. İnip beklemekten başka çare yoktu, yaşlı şoför tamir etmeye çalışırken, yol kenarında bi ağaç altına çekilip, işi sabırla oluruna bırakacaklardı.

İşte bu davranış biçimi asla ona göre değildi…

Oturup beklemek, karakterine aykırıydı.

Arkadaşlarına baktı, yürüyebilir misiniz dedi.

Soru sormamıştı aslında, cevap vermelerini beklemeden, döndü, yürümeye başladı.

Mecburen peşine takıldılar, bir saat kadar uzakta Karageçmiş köyü vardı, orada konaklayacak, geceyi atlatacak, sonra tekrar Havza’ya doğru yola çıkacaklardı.

Kafalarında geleceğe dair milyon tane endişe, sessiz sessiz giderlerken, mırıldanmaya başladı…

Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar!

Siz de söyleyin diye seslendi gülümseyerek, yorgunluğunuzu alır, güç verir dedi.

Hep birlikte söylediler.
Bu gök, deniz nerede var
Nerede bu dağlar taşlar
Bu ağaçlar güzel kuşlar
Yürüyelim arkadaşlar!

*

(Efsane beden eğitimi öğretmeni Selim Sırrı Tarcan, yüksek eğitim için gittiği İsveç’te duymuştu bu melodiyi… “Şakıyan üç kız” isimli bir şarkıydı. Jimnastikte kullanabilirim diye düşündü, notalarını kaydetti. Türkçe öğretmeni ve şair Ali Ulvi Elöve’den rica etti, söz yazmasını istedi. Birinci Dünya Savaşı’nın tamamen aleyhimize döndüğü, milletin derin ümitsizlik yaşadığı günlerdi. Ali Ulvi bey bu duygularla, İstanbul Moda’daki erkek öğretmen okulunun denize bakan odasında pencere kenarına oturdu, kareli defterine mavi mürekkeple yazmaya başladı, dağ başını duman almış…)

*

(İlk kez, 1916’da erkek öğretmen okulunun beden eğitimi gösterileri sırasında söylendi. Özellikle gençler tarafından öylesine sevildi, öylesine yüreklendirici bulundu ki, kulaktan kulağa tüm yurda yayıldı. Ezbere bilenler arasında, bu milletin kaderini ve tarihin akışını değiştirecek biri vardı.)

*

Mustafa Kemal…
İnce ince yağan yağmur altında Karageçmiş köyüne yürürken, gülümseyerek mırıldanıyordu.

Her geceyi güneş boğar
Ülkemizin günü doğar
Yol uzun da olsa ne var
Yürüyelim arkadaşlar!

*

Bu sözler, özgürlüğe, bağımsızlığa, cumhuriyete, demokrasiye, hukuka, bilime, sanata, akla mantığa atılan adımların sözleriydi… İzmir Marşıyla hedefine ulaşan milli mücadelemizin Samsun’dan yola çıkışı, Gençlik Marşı‘ydı.

*

Atatürk…
19 Mayıs’ın milli bayram ilan edildiği gün, 1938’de, hastaydı ama yine gülümseyerek şöyle diyordu:

“Anadolu’nun dağ başlarını, tekerleklerine çuval doldurduğumuz kırık dökük otomobillerle aşarken, yanımdaki arkadaşlarıma bu marşı söylemeyi
adet edinmiştim.”

*

(Tarihe kaydolacak müthiş bir iş yapıyorsunuz, gandi mandi saçmalıklarını bırakın, Hindistan’ın özgürlüğü için mücadele etmiyoruz, kendi köklerimizin geleneğine, kendi geçmişimize yaslanın.)

*

Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar!

(Yılmaz Özdil: Sözcü Gazetesi- 16 Haziran 2017)

 

Dağ başını duman almış hikayesini Kâzım Özalp anlatıyor.

Dağ başını duman almış. 25 Mayıs 1919

On Dokuz Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştık. Samsun’dan Havza’ya gidecektik. Mustafa Kemal Paşa kuramsal olarak IX. Ordu Müfettişi idi. “Kuramsal” olarak diyorum, çünkü komuta edeceği birlikler yalnız şeklen vardı. Ben, Kurmay Başkanı, Refik (Saydam) da Sağlık Dairesi Başkanı idi.

Samsun’dan Havza’ya otomobille veya araba ile gidecekti. O tarihte bütün yurtta, ya (T) modeli Ford otomobilleri yahut Almanlardan kalan ünlü Benz otomobilleri vardı. Ford’lar yeni yeni geliyordu. Samsun’da ise bir tane eski Benz’lerden bulunuyordu.

Şoförümüz, Müslüman olmayan yaşlı bir adamdı. Yollar yeni yağmurdan çıkmış, berbattı. Otomobil haraptı. İkide bir duruyor, arıza yapıyor, tekrar yol alıyorduk. Siz, o zamanki bu otuz beş yaşında, muzaffer komutanın hareket canlılığı ve sabırsızlığını tasavvur edemezsiniz. Kendisi şoförün yanında oturuyor, zaman zaman direksiyonu eline alıyordu. Arkada benimle Doktor Refik (Saydam) ve Doktor İbrahim Tali (Öngören) oturuyorduk. 0, şoförün işine karıştıkça yan gözle birbirimize bakıyorduk. Yan gözle diyorum, çünkü bir farkına varırsa hesap vermekten güç kurtulurduk.

Fakat ne olduysa oldu, yan gözle bakışarak anlatmak istemediğimiz korktuğumuz başımıza geldi. Makine bir dönemeçte bir daha kolay kolay harekete gelmeyecek halde durdu, kaldı. Bize yapacak iş, inmek ve beklemekti. Onu yaptık. Bir köşeye çekilerek sabırlı ve işi oluruna bırakarak beklemeye başladık.

Mustafa Kemal Paşa, Havza’ya gidebilmek için bir araç bulmak gereksimini duyarak yanımıza geldi ve Refik Saydam’a gülerek dedi ki:

-“Doktor… Havza’ya kadar yürüyebilir misin?”

Sonunda, yarım saat ilerideki köye gidip, oradan araba bulmayı kararlaştırdık. Hep beraber yola çıktık. Mustafa Kemal Paşa dedi ki:

-“Size, yorulmamanız için bir çare önereceğim. Dağ başını duman almış marşını biliyor musunuz?”

İtiraf edeyim ki orada olanlardan hiçbirimiz bu marşı bilmiyorduk. Bunun üzerine kendi gür ve dinç sesiyle, notasını da tekrarlayarak başladı:

“Dağ başını duman almış,

Gümüş dere durmaz akar.

Güneş ufuktan şimdi doğar,

Yürüyelim arkadaşlar…”

Kendisinden ilk defa, bu marşı Havza yolunda dinledim. 19 Mayıs 1919’da yanında olan mutlulardan biriyim. Rahat rahat söyleyebilirim ki, Mustafa Kemal Paşa, milli mücadeleye başladığının ilk marşını burada söylemiştir. Daha sonra Ankara Halkevi’nde, Gaziantep gecesinde, bir daha bu marşı söyletir ve söylerken gördüm:

“Bu ağaçlar güzel kuşlar

Yürüyelim arkadaşlar…”

derken yeni bir yola çıkmak hazırlığının heyecanını duyardı. Neden bu marşı bu kadar severdi? Doğa güzelliklerini tekrarladığı, o dönemde pek az görülen öz Türkçe olduğu, içinde geleceği ilgilendiren kelimeler ve amaçlar çok olduğu için mi bilmiyorum. Belki bütün bunların hepsi vardı. Çünkü O, doğanın güzelliğine, heyecanına, geleceğe aşık bir adamdı.

Kazım ÖZALP, General

Kaynak: 1- Özalp Atatürk’ü Anlatıyor, Kazım Özalp , General, 1969, Tef. No:12

2- Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Prof. Dr. Utkan Kocatürk. Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara. ISBN: 975-16-1191-1. Sayfa: 132

 

Kenan Doğulu’nun yorumu ile Gençlik Marşı



Yorum Yapmasam Olmaz :)