GÜNEY AFRİKA’YI BİR DE BÖYLE OKUYUN

“Bir yazar, ülkesindeki insanlar için bir aynayla sürekli dolaşıp durmamalıdır; kendi toplumu ve zamanıyla alakalı daha önce kimsenin düşünemediği şeyleri söylemelidir.”
 
 – Stanislaw Lem
Geçen haftaki Neil Gaiman yazısından bir önceki hafta Babil Balığı’nda Güney Afrika edebiyatına Zakes Mda üzerinden bir giriş yapmıştık. Güney Afrika edebiyatı daha önce de belirttiğim üzere pek çok dili ve türü barındırdığından, incelemesi de bu nedenle hem zor hem de zaman alıcı. Bu sebeple burada yeniden tekrarlanmayacak olacak diğer bilgileri hatırlamak isteyen veya merak eden okurlar için, Aydınlık Gazetesi web sitesinin Kitap Eki arşivinden bir önceki yazıya ulaşmak da mümkün.
hayvanlilar-sehri-lauren-beukes
Tıpkı Zakes Mda gibi eserlerini İngilizce kaleme alan, bu sefer Güney Afrika’nın beyaz bir yazarını sayfamıza konuk edeceğiz: Lauren Beukes. Beukes’un yazım tarzı da içerdiği konular bakımından ülkesini her ne kadar yakından ilgilendiriyor olsa da, ülkesinde yaygın bulunan ne beyaz ne de siyah edebiyatının yaygınlığıyla pek bağdaşmıyor. Eserlerinin çoğunluğunu bilim kurgu alanında veriyor. Benim bildiğim dünyaya açılmayı başarabilen ve inceleme fırsatı bulabildiğim Güney Afrikalı sadece üç bilim kurgu yazarı bulunuyor. Bilim kurgunun sıklıkla mizahi alanında eserler kaleme alan Dave Freer (dikkatli okur için özellikle Slow Train to Arcturus’u tavsiye olunur), özellikle kısa öyküleriyle ses getiren Henrietta Rose-Innes ve nihayetinde dilimize de İthaki Yayınları tarafından Hayvanlılar Şehri (Zoo City) ile kazandırılan Lauren Beukes dışında Güney Afrika kökenli bir bilim kurgu yazarı bilmiyorum. Elbette Afrikanca bilmememe bağlı olarak, bir takım keşif sorunları nedenleri ile karşılaşıyor olma ihtimalimiz de yüksek. Fakat elimdeki Güney Afrika edebiyatına yönelik kaynak kitaplarda da bir başka bilim kurgu yazının izlerine rastlayamadım. Bir yazarın dünyaya açılmasındaki zorlukları tekrar hatırlamakla beraber, bilim kurgu alanında ise bunun neredeyse imkânsızlığa sürüklendiğinin altını çizelim. Örneklemek gerekirse Polonyalı yazar Stanislaw Lem’i hemen her bilim kurgu okuru bilir de, bir başka Polonyalı, en az Lem kadar değerli bilim kurgu yazarı Janusz Zajdel veya Rafal Ziemkiewicz’i herkes bilmez. (Bu vesileyle “Kayıp Rıhtım” edebiyat ekibinin, yeni haberdar olduğum ve Andrzej Sapkowski’nin tercümelerini görmek istedikleri serzenişlerini de hatırlayalım ve selamlayalım.)
 lauren-beukes
1976 doğumlu Beukes, henüz yeni sayılabilecek kariyerinde romancı, gazeteci, senaryo yazarı ve çizgi roman yazarı olarak tanınıyor. Güney Afrika’nın geçmişindeki sıra dışı kadınları incelediği Maverick (2005) kitabının ardından, 2008 yılında siberpunk türünün deha ismi William Gibson’ın da övgüyle bahsettiği ve siberpunk türünün yanı sıra yoğun şekilde distopya öğelerini de barındıran Moxyland kitabını yayınladı. 2010 yılında ise ona 2011 yılında şüphesin en büyük bilim kurgu taçlarından biri olan Arthur C. Clarke Ödülü’nü kazandıran (her ne kadar verildiği yıl, favorim Tim Powers –Declare isimli kitabına dikkat çekmek gerekli- olsa ve Beukes’un ödülü kazanmasına biraz içerlemiş olsam da) ve bu vesileyle de dünya çapında okuyucuya buluşturan Hayvanlılar Şehri gelir. Önümüzdeki yıl yayınlanacak olan The Shining Girls romanı, yazarın gelecek için planları hakkında edindiğimiz tek bilgi.
moxyland-maverickDaha fazla vakit kaybetmeden yeni tercüme edilen kitabına geçelim. Hayvanlılar şehrinin kurgusunda, özetle, bir suç işleyen herkes büyülü şekilde bir hayvanla bütünleşiyor. Bu şekilde cezalandırılan kişilere “hayvanlanmış” deniliyor. Romanın ana kahramanı, Zinzi kardeşinin ölümüne yol açtıktan sonra bir tembel hayvan ile “hayvanlandırılıyor”. Kayıp şeyleri bulmada ustalaşan Zinzi üzerinden bir yandan Güney Afrika’nın derin sorunlarına doğru esasında tam da bir alternatif kurgu (tür ayrımına birazdan geleceğiz) romanının inceleyebileceği bir yolculuğa çıkıyoruz. Kitap sorgulamalar zinciriyle örülü. Bunu kurarken yazar en çok da okuyucunun vicdanını yönlendirmekten bir hayli keyif alıyor. Tembel hayvan seçimi de bu açıdan ilginç bir faktör oluşturuyor. Zinzi’nin yakasını bırakmayan suçunun, vicdanı tembelliğinin veya içindeki durumun daha da derine git gite batmasını temsil ediyor olabilir mi? Hayvanlılar şehri temel olarak Güney Afrika’nın Johannesburg şehrinin Hillbrow kısmından esinleniyor. Tıpkı Güney Afrika’nın yapısı gibi kurgusunda da pek çok türün iç içe geçtiğini ve kaynaştığını görüyoruz. Sistematik çevrede distopya ve bilim kurgu öğeleri taşıdığı gibi, insani faktörleri açıklamada ve imgeler oluşturmada fantastik kurgunun yapısal bütünlüklerine uyum sağlıyor. Romanın işler kurgusu ve düğümleri ise daha çok Noir veya Katı Öykü (Hard-boiled Crime) olarak adlandırılan polisiye-dedektiflik kurgularının yapısına uyum gösteriyor. Özellikle Frank Miller’ın Noir kurguların kahramanları hakkındaki “Noir kahraman, kanla kaplı zırh giyen bir şövalyedir. Alçaktır ve bütün zaman boyunca bir kahraman olduğu gerçeğini inkâr etmek için elinden geleni yapar,” sözünü hatırlayalım. Distopyaların ve Noir türünün karanlık atmosferini harika şekilde bir araya getiriyor, bu açıdan barındırdığı karanlık kimi zaman şiddetli seviyelere varacak alt-konuları sebebi ile aslında romanın neredeyse mükemmel bir çoğunlukla yetişkinlere yönelik olduğunu söylemek mümkün. Yazarın bütün ağır konularını dengede tutarak okuyucuyu yormama gayreti pek çok eleştirmen tarafından (elbette genel okunulabilirliğe pozitif katkı sağlaması nedeniyle) olumlu karşılansa da ben bu açıdan, herhangi bir kurgunun patlamakta olan faktörlerini geride tutmaya veya baskılamaya karşı ben ve birkaç eleştirmen daha antipati besliyor. Tabi ki dünyanın gerçekliğinde, hala linç kültürü yaygınken, siyasi-ideolojik söylevleri de eğer bir kurgusal iş barındırırken nedense siyasetle azıcık ilgili birilerinin dahi çıkıp kurgusal işler hakkında söz söylemeyi kendinde hak gördüğü yaygın bir düzenekte kalemlerin biraz geride durması da kaçınılmaz bir refleks halini alıyor. En azından bu geri çekilişi ve dengelemeyi ana konularında uygulamıyor olması ise cesareti için övgüyü hak etmesinde yeterli. 
Sonuçta yeni pop-kültürün dayattığı sabun köpüğü kurgusal işlerin yanında kaç tane böylesine ciddi konulara değinen bir kitapla karşılaşıyoruz ki? Hayvanlılar Şehri, özenli çevirisi, Freudyen okumalara açık, “hayvanlama” olarak adlandırılan ve paranormal kurguda yeni bir eşsizlik örneği gösteren kurgusu, Güney Afrika’nın ruhsal ve fiziki sorunlarına dikkat çeken yapısı ve yine Güney Afrika’nın katmanında yatan alt kültür öğelerini de sergileyen enfes alternatif kurgusuyla raflarda, okuyucuları bekliyor. Bu hafta da pek yakında, çizgi roman konusunda okurlarımızı memnun edecek bir çalışmanın içerisinde olduğumuzun müjdesiyle ve Arthur C. Clarke’dan bir alıntıyla vedalaşalım: “Ama lütfen hatırlayın: bu sadece kurgusal bir eserdir. Gerçek ise, her zaman olduğu gibi, daha da tuhaf olacaktır.”
Not: Başta Eskimeyen Kitaplar ekibi olmak üzere, geçen hafta yazdığım Neil Gaiman yazısına yönelik göndermiş olduğu yüzlerce e-postadan ötürü, bütün okurlara teşekkür ederim. Hepsini cevaplamaya fırsat bulamasam da hepsini okuduğumun bilinmesini isterim.

M. Salih KURT
mustafa.salih.kurt@gmail.com

One Comment

  1. Anonymous says:

    Kurgusal bir yazın türü… Okunmalı!

Yorum Yapmasam Olmaz :)