HAYALGÜCÜNÜN ŞÖHRETİ: NEIL GAIMAN

neil-gaiman
“Ben bir çocukken, yetişkinler bana bir şeyler uydurmamamı söyler ve eğer uydurursam neler olabileceği hakkında uyarırlardı. Şimdiye kadar söyleyebilirim ki pek çok yurt dışı seyahatine ve sabahları çok erken kalkmak zorunda kalmamaya yol açıyor.”
– Neil Gaiman, Smoke and Mirrors
Modern zamanların öykücüleri ve masalcıları denilince akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz Neil Gaiman’dır. Popülerliği öyle noktalara ulaşmıştır ki ona “Edebiyat dünyasının Rock yıldızı” lakabını getirmiştir. Üstelik bütün bu şöhretini ne kimi yazarlar gibi kazandığı ödüllere -ki Gaiman’ın kariyeri Hugo, Nebula, Bram Stoker, Locus ve daha birçok ödüllerle doludur, ne enteresan skandallara, ne sıklıkla kendini televizyon vb. medya organlarında göstermesine borçludur (hatta çoğu Gaiman kitabı sessiz, sedasız, reklâmsız raflardaki yerini alır. Popülerliğinin tek ama tek nedeni, kendisine ölesiye bağlı, çok az yazarın ulaşabildiği bir okur kitlesine sahip olmasıdır. İlginç olan tercümelerde olağan şekilde yaşanan kayıplardan Gaiman’ın hep galibiyetle ayrılmasıdır. Hangi dile tercüme edilirse edilsin Gaiman’ın çalışmaları, etrafında her zaman inanılamayacak derecede bağlı bir hayran kitlesi toplamıştır. Eğer politik konuları tartışmanın zorlu ve çetin olduğunu düşünüyorsanız, herhangi bir Gaiman hayranıyla, Gaiman’ın edebiyatını tartışmayı ve en ufak bir eleştiri getirmeyi deneyin. Şimdi biraz daha her şeyin öncesine gideceğiz ve Gaiman’ın yazma hikâyesi ile birlikte, eserlerine bakacağız. Bu ünün hak edilmiş olup olmadığının kararına sizin varmanızı istiyorum.
1960 yılı, İngiltere doğumlu olan Gaiman’ın ailesi Polonya’ya ve Doğu Avrupa Yahudi kökenlerine dayanıyor. Gaiman ise Yahudi inanışıyla bir bağının olmadığını, bunun ailesinin dini inanışı olduğunu söylüyor. Çocukluğundan itibaren okumaya merak salan Gaiman, en çok kendisini bir çocuk olarak Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisinin etkilediğini söylüyor. Onu yazma serüvenine hazırlayan bir başka eser ise, 7 yaşındayken hediye olarak edindiği C. S. Lewis’in Narnia Günlükleri kitabı. Lewis’in kitabında parantez içi yorumlarla okuyucu ile iletişim kurmasının onu büyülediğini ve o anda gerçek birilerinin kendisi okusun diye kitaplar yazdığının farkına vardığını söylüyor. 1956 da Carnegie Madalyası ile ödüllendirilen Narnia günlükleri gibi, 2010 yılında aynı ödülü aldığında ise şu açıklamayı yapıyor: “Eğer yedi yaşındaki kendinizi mutlu edebiliyorsanız, iyi iş çıkarıyorsunuz demektir – bu tıpkı yedi yaşındaki kendinize mektup yazmaya benziyor.” Gaiman, yine çocukken favorilerinden birinin Alice Harikalar Diyarında olduğunu ve Batman çizgi romanlarını okumaktan keyif aldığını söylüyor. Bu denli renkli ve hayal gücü yüksek eserlerin bugünkü Gaiman’ı şekillendirmesi de kaçınılmaz bir sonuç gibi görünüyor. Gaiman hakkında hayranlık duyulacak şeylerin başında sahip olduğu çocuk ruhunu ve hayal gücünü sürekli (hem de bu dünyada) koruyabilmiş olması geliyor. Okurlarıyla da sıkça yakından ilişki içinde bulunan ve bunun için modern dünyanın araçlarını kullanmaktan çekinmeyen Gaiman’ın tweeter hesabında (@neilhimself) kendisi için şu ifadeyi kullandığını görüyoruz: “er ya da geç büyüyüp, gerçek bir iş edinecek. O zamana kadarsa, bir şeyler uydurmaya ve bu şeyleri yazmaya devam edecek.”
sandman-neil-gaiman

Gaiman yirmili yaşlarına girdiğinde, gazeteciliğin izlerini sürmeye de başlamıştı. Röportajlar yapıyor, kitap tanıtımları yazıyordu. Bunun, yayın dünyasını tanımakta ve ileride kitaplarının yayınlanması için ilişkiler edinmekte önemli olacağını düşünüyordu. Bu ne yazık ki pek çok iyi kalemin akıl edemediği veya yeterli tutkuyu gösteremediği, fakat yayın dünyasında ilerleyebilmek için ise oldukça geçerli bir yöntemdi. Çoğu zaman işe yaramadığı da olurdu ancak Gaiman için az da olsa işe yaramıştı. İlk öyküsünü 1984 yılında Imagine Magazine’de yayınlatmayı başarmıştı. Öykü “Tüy Macera” (Featherquest) adını taşıyordu.

Aynı yıl, onu asıl şöhretine kavuşturan Sandman çizgi roman serisine (Sandman, Türkçesi önce Arka Bahçe Yayıncılık, şimdi ise Laika Yayıncılık tarafından dilimize kazandırılıyor) kadar yol açacak olaylar dizisi de başlamıştı. Victoria istasyonunda tren beklerken, Alan Moore’un yazdığı Swamp Thing (Bataklık Canlısı) adlı çizgi romanın bir kopyasını gördü. Dikkatle okudu. Alan Moore’un çizgi romanlara bu yeni ve yaratıcı yaklaşımı sonrasında hayrete kapıldı ve Gaiman için bu bir kırılma noktası oldu. Kendisine çizgi romanları, diğer öykü anlatma formlarından neden daha fazla sevdiği sorulduğunda şu cevabı veriyordu: “Bu bakire bir alandı. Sandman üzerinde çalışırken, kendimi elime bir pala alıp, balta girmemiş bir ormana dalmış gibi hissediyordum. Roman yazarken acı verici şekilde kendimi, insanların ağzı açık bırakacak denli işler ortaya koyduğu, 3000 yıllık tarihi olan bir şeyde vasat bir şeyler ortaya koyar gibi görüyordum. Ama çizgi romanlarla ise, hiç kimsenin daha önce yapmadığı şeyleri yapabilecekmişim gibi hissediyordum. Hiç kimsenin daha önce düşünmediği şeyleri yapabilirdim.” Belki de kendi yazısına artık yoğunlaşmak içindir, tam bilinmez ama 1987 yılına gelindiğinde Gaiman, “artık İngiliz gazetelerinin istedikleri her şeyi uydurup, gerçeklikmiş gibi yayınlamasından,” dolayı olduğunu söyleyerek gazetecilik kariyerini sonlandırır.

Çizgi romanlarının başarısında, net şekilde anlaşılır bir lisan kullanmasına rağmen, derinlemesine ve göndermelerle dolu vurucu cümlelerinin ve sınır tanımayan hayal gücünün bulunduğunu söylemek doğru olur. Başarısındaki bir başka önemli etken, son derece yetenekli çizer ve sanatçılarla (bkz. Dave McKean, Sam Kieth, Mike Drigenberg vb.) çalışmasıdır. Bir başka faktör, öyküleri satmaktan ve bir pazarlama aracı görmektense, her birini zevkle anlatmaya duyduğu sevgidir. Büyük ses getiren ve dünya çapında büyük bir başarıya sahip olan Sandman serisi 75 sayının ardından sonlandığında bir söyleşide Gaiman, insanların Sandman serisini neden bitirdiğini kendisine sorduğunu belirtiyor ve devam etmesinin zorlamaktan başka bir şey olmayacağını ifade ediyor. “İnsanların yeni sayılara bakımda ‘ne yazık, ben bu seriyi eskiden çok severdim’ demesine yol açacak yeni vasat sayılar üretmektense bitirmeyi tercih ettim,” diyor. Henüz ilk sayısını yazdığında serinin nasıl biteceğini bildiğini söylese de son yıllarda aklına yeni fikirler gelmiş olacak ki 2013 yılında Sandman’in tekrar döneceğinin ve yeni öykülerini okuyacağımızın müjdesini de verelim. Sadece Sandman değil elbette, diğer pek çok gerek kurgusu kendisine ait gerek temeli kendisine ait olmayan çizgi roman serisinin ve tek sayılık grafik romanların (bkz. Black Orchid, Books of Magic, Violent Cases, Midnight Days, Mr. Punch vb.) yazarlığını yapan Gaiman’ın fantezi ve bilim kurgu edebiyatında hem çocuklara hem yetişkinlere verdiği eserlerden de biraz bahsedelim.

panige-kapilma

88 yılında hayranı olduğu Douglas Adams’ın Otostopçu’nun Galaksi Rehberi serisine (Kabalcı Yayınları) ve yazarına yönelik muazzam bir inceleme ve yenileme niteliği taşıyan Don’t Panic (Paniğe Kapılma, Kabalcı Yayınları, 2012) kitabını yayınlar. (Özellikle Disk dünya serisi ile (seriyi İthaki yayınları dilimize kazandırıyor) ünlü ve benim de favori yazarlarımdan olan İngiliz mizahi fantazyasının muazzam kalemi Terry Pratchett ile 1990 yılında birlikte kaleme aldıkları Good Omens (Bir Kıyamet Komedisi, 2007, Salyangoz Yayınları ve Kıyamet Gösterisi, 2012, İthaki Yayınları) ilk Neil Gaiman romanıdır.

yokyer-neil-gaiman

1996 yılında BBC için kısa televizyon dizisi olarak yazdığı Neverwhere’in (Yokyer,İthaki Yayınları, 2012) roman versiyonu gelir.

yildiz-tozu-neil-gaiman

1999 yılında daha sonra sinema uyarlaması da yapılan Stardust’la (Yıldız Tozu, İthaki Yayınları, 2000) fantezi okurunun gönlünde taht kurmaya başlar. Kitabın herkesin anlayabileceği yalın dili, çocuk masallarını her açıdan kıskandıran kurgusu sebebi ile okurlarında aynı zamanda “demek ki böyle de olabiliyormuş, ben de böyle yazabilir miyim ki?” sorusunu sordurarak, yeni kuşağın yazma hevesine de pek çok yönden katkısı olur.

american-gods-neil-gaiman

2001 yılında ise fantezi edebiyatına asıl kalıcı vuruşunu yapacağı ve Hugo, Nebula, Locus ödüllerini süpüreceği American Gods (Amerikan Tanrıları, İnkılap yayınları, 2002 ve İthaki Yayınları, 2011) kitabını yayınlar. Kitap dünya çapında ses getirir. Antik ve modern mitolojik öğeleri, Tanrıları günümüz Amerika’sında yeni bir yaşantıya yerleştirerek durumlarını okuyucuya sayfalarca süren kompleks bir drama yapısıyla aktaran Gaiman, kitaptaki yan karakterlerden birinin (Mr. Nancy) izini süren bir yarı-devam kitabı niteliğindeki Anansi Boys’u da (2005) okuyucusuyla buluşturur. 2013 yılında yayınlanacağı duyurulan The Ocean at the End Of The Lane (Yolun Sonundaki Okyanus) romanı ise merakla beklenmektedir.

Neil Gaiman’ın çocuklara ve gençlere yönelik kaleme aldığı kitapları ele almak ise biraz zorlu. Gaiman’ın kendine ve taşıdığı ruha has kaleminden dolayı, kitaplarını kesin bir çizgiyle gençlere yönelik diyerek sınıflandırmak bir hayli güç çünkü her kitabı yetişkinler için de oldukça cazip ve ilgi uyandırıcı. Çocuk ve gençler için olduğunu bir önceki uyarıyla birlikte söyleyebileceğimiz kitapları arasında başlıca The Day I Swapped My Dad for Two Goldfish, Coraline (Coraline, 2003, ODTÜ Geliştirme Vakfı ve Koralin ve Gizli Dünya, İthaki Yayınları, 2009, kitabın bir de Henry Selick imzalı film uyarlaması bulunuyor), The Wolves In The Walls, Melinda, Odd and the Frost Giants, M is for Magic, The Graveyard Book (Mezarlık Kitabı, 2012, İthaki Yayınları) ve dilimize yeni kazandırılan, Michael Reeves ile birlikte kaleme aldıkları InterWorld (Ara Dünya, 2012, İthaki Yayınları) bulunuyor. Özellikle Ara Dünya sınıflandırma konusunda bir örnek teşkil ediyor. Hem bilim kurgu hem de fantezi unsurları taşıyan kitabın ana karakteri, yön duygusundan mahrum, kendi evinin içinde bile kaybolmayı başarabilen bir lise öğrencisi. Paralel evrenler arasında geçiş yapabildiğini keşfetmesiyle de macera başlıyor. Kitap, bilimsel öğelerde derine inmiyor, karakterler arasında ciddi bir çatışma yaşanmıyor veya herhangi yetişkinlere yönelik bir drama faktörü barındırmıyor. Özellikle genç okuru cezp edecek türden Ama(!) kitap bu haliyle dahi yetişkinleri de kıskacına alacak ve kendilerine bir şeyleri anımsatacak tonlarca unsuru barındırıyor.

mezarlık-kitabi-neil-gaiman

Eleştirmenlerin bir kısmı Gaiman’ın çocuklara yönelik kitaplarının çok fazla korku öğesi taşıdığını söylüyor. Örneğin Mezarlık Kitabında ailesi öldürülen ve mezarlıktaki ölüler tarafından büyütülen bir çocuğun macerasını okuyoruz. Özellikle Koralin ve Mezarlık Kitabında doruğa çıkan bu korku öğelerine karşı Gaiman’ın verdiği cevap çok makul ve haklı. Gaiman bir söyleşide şöyle diyor: “Çocuk edebiyatında her zaman bir parça korku unsuru bulunmuştur. Önemli olan kitabın ne anlattığıdır. Mezarlık Kitabı, hayat ve hayatın yaşamaya değer olduğu hakkındadır. Ben burada sadece korku öğesini değiştiriyorum, benim kitabımda korkunç olan ölüler değil canlılar. Canlıların, ölülerden daha korkutucu olduğunu söylüyorum.” Eğer biraz hafızanızı yoklayıp, kurt tarafından yenilmek üzere olan Kırmızı Başlıklı Kızı, cadı tarafından yenilmek üzere olan Hansel ve Gratel’i ve bunlar gibi tonlarca örneği anımsarsanız, aslında korku öğesinin çocuk masallarının neredeyse değişmez bir parçası olduğunu da göreceksiniz. Bütün bu anti-korku saçmalığı maalesef çağımızın hastalığı ve çocukların ilgisini en çok korku faktörünün çektiğinin, bu nedenle ilk gençlik yaşlarındaki çocukların korku filmlerine müptela olduklarının, zararı dokunmayan adrenalin artışının, genç enerjisini tatmin edebildiğinin ve üstüne yaratıcılığı olumlu yönde etkilediğinin sanırım farkında değiller. Yüzlerce yıl önceki masal anlatıcıları dahi bu gerçeği kavramışken çağımızda bu tip şeylerin, akıl tutulması yaşanır gibi tartışılması ne acı…

doctor whoBütün bu romanlarının, çizgi romanlarının yanında Gaiman aynı zamanda bir senaryo yazarı. Pek çok televizyon dizisinin ve sinema filminin senaryo ekibinde de bulunuyor (bkz. MirrorMask, Beowulf, Babylon 5, Doctor Whovb.). Bir Sandman hayranı olan ve daha sonra dostlukları da pekişen Tori Amos’un şarkılarından da Neil sıklıkla çıkıyor ve el sallıyor. Sevdiğiniz bir yazar hakkında yazmak zor derler ya… O nedenle Gaiman hakkında en sevdiğim şeyi en sona sakladım. Şüphesiz kısa öyküleri! Gaiman’ın farklılığı ve yazım tarzı en vurucu ve belirgin halini kısa öykülerinde alıyor.
Şahsen iki öykü toplaması Smoke and Mirrors ve Fragile Things’in dilimize ne zaman kazandırılacağını deli gibi merakneil-gaiman-kitaplari ediyorum. En ayırt edici faktörlerden biri, eğer bir ya da iki Gaiman öyküsü okuduysanız ve bir yerlerde bir başka Gaiman öyküsüne rastlarsanız, bunun tamamen ona ait olup olmadığını hemen söyleyebilmenizdir. Hayalgücü mü? Evet. Kurgu mu? Evet. Ancak başka bir şey daha var, öykülerinde içinizdeki bir şeyi yakalıyor, öyküleri birden fazla şeyi anlatıyor, öykülerinden bir cümleyi ne çıkarabiliyor, ne de ekleyebiliyorsunuz. Her şey bir anlama bürünüyor. Gaiman’ı iyi bir yazar yapan da bu unsur. Gaiman’ın çalışmalarının yüksek derecede ima ve göndermelerle dolu olduğu biliniyor. Özellikle Viktorya dönemi peri masalları ve kültürüne, William Shakespeare, G.K.Chesterton gibi yazarlara, mitolojik öğelerden fazlasıyla besleniyor. Eleştirmenler tarafından Gaiman’ın kurgusal yapısının, Joseph Campbell’ın karşılaştırmalı mitolojiye yönelik ve mitolojilerdeki ilktip kahraman yolculuğu teorisini sergilediği kapsamlı çalışması The Hero With A Thousand Faces (1949) kitabındaki mono-mit yapısının bir örneğini teşkil ettiğini söylüyor. Gaiman ise bu kitabı okumaya başladığını fakat yarım bırakıp bitirmek istemediğini, bunun nedeninin de bunu yapma yolunun nasıl olduğunu öğrenmektense, kazara bu şablona oturmuş bir şey yarattığının söylenmesini tercih edeceğini belirtiyor. Yaratıcı zekânın, kendi yolunu çözümledikten sonra çökmesinden veya bunun kendi kurgusundaki bir şeylere zarar vereceğinden çekinmiş olmalı. Şu an Amerika’da yaşamakta ve yazmaya devam etmekte olan Gaiman’ın bütün görüşünü Philadelphia Sanat Fakültesindeki diploma töreninde yaptığı konuşmadaki şu cümle özetler: “Ne olursa olsun, iyi sanat yapın.” Gaiman’ın yazını hakkında anlatılacak ve alıntılanacak daha çok şey var elbette ancak bu haftalık yerimizin sonuna yaklaşıyoruz ve Gaiman’dan şu alıntıyla yazıyı sonlandırmak istiyorum: “Hayat bir hastalıktır; cinsel yolla taşınır ve her zaman ölümcüldür.”
NEIL GAIMAN’DAN 8 İYİ YAZMA KURALI
  1. Yaz.
  2. Bir kelimenin ardına bir diğeri ekle. Doğru kelimeyi bul ve yerleştir.
  3. Yazmakta olduğun şeyi bitir. Bitirmen için ne gerekiyorsa yap ve bitir.
  4. Bir kenara bırak. Sanki daha önce okumamışsın gibi oku. Görüşlerine saygı duyduğun ve yazdığın türde şeylerden hoşlanan arkadaşlarına göster.
  5. Unutma: insanlar bir şeylerin yanlış olduğunu veya kendilerinde işe yaramadığını söylediklerinde, neredeyse her zaman haklıdırlar. Tam ve kesin olarak neyin yanlış olduğunu ve nasıl düzeltilmesi gerektiğini söylediklerinde ise neredeyse her zaman hatalıdırlar.
  6. Düzelt. Unutma ki er ya da geç, mükemmelliğe ulaşmadan evvel yazdığın şeyi bırakmak, yoluna devam etmek ve sonraki yeni şeyi yazmaya başlamak zorundasın. Mükemmeliyet, ufku kovalamak gibidir. Hareket etmeye devam et.
  7. Kendi şakalarına gül.
  8. Yazmanın temel kuralı, eğer yeterince kendine güven ve inançla yaparsan her şeyi yapabilirsin. (Bu yazmak için olduğu kadar hayat içinde bir kural olabilir. Ancak yazmak için kesinlikle doğrudur.) Bu yüzden öykünü yazılması gerektiği gibi yaz. Dürüstçe yaz ve yapabileceğin en iyi şekilde anlat. Bir başka, gerçekten önemli bir kural olduğunu sanmıyorum.
 M. Salih KURT
mustafa.salih.kurt@gmail.com

One Comment

  1. Özcan Uzun says:

    Neil Gaiman hayranı biri olarak bu güzel yazı için teşekkür ediyorum öncelikle. Bütün eserlerini inanılmaz bir hayal gücüyle yazan Neil Gaiman’ın başarıya ulaşmaması mümkün değildi zaten. Her yeni eserinden sonra başka yeni eserler versin de okuyalım diye heyecanla beklemek düşüyor bizlere de.

Yorum Yapmasam Olmaz :)