HEP GENÇ KALACAĞIM

Muhterem Okur,

Selamlarınıza bilmukabele selam ve muhabbet arz eder, afiyetlerinizi dilerim. Neler yapmaktasınız merak etmekteyim. Bana soracak olursanız  neler yaptığımı,     biraz canım sıkılmaklıdır. Valide’nin hiç hesapta olmayan hastalığı benim de elimi kolumu bağladı. Günlerim genellikle koşuşturmaca ile geçiyor, kendime fazla vakit ayıramıyorum. Pek mühim birşey değil, en büyük hastalığımız bu olsun deyip, şükrediyorum.  Fakat, her  fena şeyin bir  başka      nokta-i nazardan enteresan tarafları olabilir değil mi?  Ben de   kitaplara       verdim  kendimi.   Dur bak anlatayım.

kurk-mantolu-madonna

Sabahattin Ali Bey ile biraz geç tanıştım, hata benim kabul ederim. Aslına bakarsanız, Kendisini müfredata koymayanlar kadar, müfredat dışına çıkmayan edebiyat hocalarının da bu hatada payı var. Neyse, Onlar göstermediyse kendim de bulabilirdim. Geç olsun, güç olmasın, ilk İçimizdeki Şeytan ile karşılaştım.  Bu nasıl bir “Bizi Bize anlatmaktır” diye hayretler içinde kalmış, ilk önce yukarıdakilere sonra kendime kızmıştım.
Yalın dili ile kıvrak zekası beni bir hayli etkilemişti. Kürk Mantolu Madonna malumunuz, şimdilerde herkesin elinde. Son olarak ta Kuyucaklı Yusuf ’u almıştım elime. Yusuf ‘un girişindeki yağmur altında geçen sahne ne kadar sinematografiktir öyle! İşte Sabahattin Bey’in bütün romanlarını okuduktan sonra, kızmaklığım hüzne dönüştü. Kendisi gibi bizim toplumumuzun içini okuyan bir dehanın yaşadığı dönemde ne kadar az anlaşıldığını görmek beni hüzne sevk etti, bu adam resmen abuk subuk bir nedenden ötürü kaybedilmiş biriydi.
                                         Sabahattin Ali
Okur, beni çok iyi bilmezsin. Şu aslı astarı olmayan dünyada insancıkların uğraştığı işlere akıl sır erdiremem. Hani nerdeyse bazen kendime dert edinirim bu durumu. Mecmualarda, gazetelerde gördüğüm fenalıklarda bile, yazılanın dışında, neler olmuş olabileceğini merak ederim. Hal böyle olunca, başkasının mektubunu, günlüğünü okumakta pek hoşuma gider. Hem romanı değil de, kişisel evrakını okumak, sevdiğin takdir ettiğin adamı kendine daha yakın hissettirmez mi? Sen söyle Okur?
kürk-mantolu-madonna -kuyucaklı-yusuf-hep-genc-kalacagim
Hep Genç Kalacağım adlı eseri  ilk gördüğümde ne yalan söyleyeyim bir kıpırdanma oldu içimde. Sabahattin Bey’in 1931 – 1948 seneleri arasındaki mektuplarının hepsi bu kitap içinde bir araya getirilmişti. Hemen aldım. Bu kitapta şunları bulacaksın: Yalnızlık. Sürgün. Hayatın yaşanılan çağdan bağımsız olarak, aslında ne kadarda birbirine benzediği gerçeği. Özlem. Umut. Memlekette olup biten. Aynen hayat gibi, memlekette olan bitenin de az çok nasıl birbirine benzer olması, yıllardır. Sabahattin Bey’in kişiliği ile ilgili ipuçları. Dedim ya yakından tanımak için ne güzel bir fırsat.
Okur, daha fazla anlatmak isterim ama gördüğün gibi bu eserin tek bir konusu yok. 17 senelik bir dönemi  pek muhterem bir şahsın ve çevresinin mektupları vasıtası ile okumak hoşluğu. Şimdi yatmak üzere odama çekileceğim. Valide’nin yatmaklığından dolayı yetişmesi lazım birçok işlerle yüklüğüm. Hani ben böyle karışık işleri beceremem, daha uzun yazmak istersem de bu seferlik vakit bulamıyorum.
İki gözüm, şimdilik bu kadarla iktifa ediyorum. Gözlerinizden öper, yorumlarınızı, imkanı olduğu ilk fırsatta gönderirseniz sevinirim.
                                                                                                            M. Cem Topuz
(Hep Genç Kalacağım, (Bütün Yapıtları) -Sabahattin Ali-Yapı Kredi Yayınları / EDEBİYAT / Mektuplar)
Cem Topuz
4400th@gmail.com

2 Comments

  1. Anonymous says:

    Çok değişik bir tarzda yazı olmuş. Okurken sanki sadece bana hitaben yazılmış gibi hissettim. Yazıyı gözlerinizden öper…diye sonlandırmanızda okuyana çok keyif veren bir ifade olmuş.

    Acaba bu mektup seri olarak mı devam edecek?

    Sevgili Cem Bey validenize acil şifalar diliyorum. Yazılarınızın da devamını bekliyorum.

Yorum Yapmasam Olmaz :)