HER HATANIN CANIMI YAKMASINI SAĞLAYACAĞIM

Bir tabak kuzu pirzola. Yanında ızgara sebzeler. Patates, kabak, havuç, domates,biber ve soğan. Arpacık soğanı bulabilirseniz, işiniz daha kolay. Yanında buz gibi bira. Tabağın boş bir köşesine hardal  ve biraz biber salçası. Bütün bunlar bir yemekten daha fazlası, işte hayat hemen önünüzde. O şirin kuzunun kaburga kemiğinin ucundaki kızarmış eti hardala bandırıp ağza atar atmaz enseden ilerleyen, burundan çıkan tatlı acı; pişmanlıklarımız.  Biberin ucundan ufak bir ısırık, tatlı galiba ama değil işte, dil uyuşmasını takip eden göz yaşları; acılarımız. Etleri sıyırıyor, kemikleri bir kenara bırakıyoruz; geçmişin kalıntıları bunlar, gelecek ile kurulan köprü; az sonra karnımız doyacak, keyfimiz yerine gelecek.

biftek-tabagi

Soğuk biradan alınan esaslı yudum, hayattaki ferahlama anlarımız; belki üniversite sınavının hemen sonrası belki yıllık iznin ilk günü. Üzerinde ızgarının izlerini taşıyan yarı pişmiş yarı çiğ domatesin ilk ısırıkta ağzı dolduran tuzlu, tatlı lezzeti; her şeye rağmen aslında güzel olan günlük hayatımız. Ufak küpler şeklinde kesilmiş zeytinyağında kavrulmuş patates, havuç, kabak; durup düşünmesek aklımıza gelmeyecek irili ufaklı yaşanmışlıklar, hepsinin tadı damağımızda, hergün yenileri yaşanıp gidiyor.  Her şey bittikten sonra  tabakta bıraktıklarımızın anlattıkları mezar taşımız: Kemiği iyi sıyıramazdı, yağları yemezdi, acı biberin yarısına kadar geldi ama devamını getirmedi. Asıl büyük numaraysa tabağın ilk hali, her şeyi tüketmeden önceki durumu aklımızın bir köşesinde duruyorsa, ne yaptığımızı bildiğimizin, kendimize olan saygının bir işareti bu. Tabağın içeriğinin kaynağını, pirzolanın geldiği kuzuyu, patatesin, biberin çıktığı toprağı bilebiliyorsak, tanıyorsak, işte bilgelik denilen şeyde o.

Yemek vazgeçilmezimiz. Olmazsa olmaz. Enerji almak, dirençli olmak gibi somut faydaların çok ötesi var yemek ile olan ilişkimizde. Aşçı’da yemeği amacına ulaşmak için kullanıyor Zach. On yedi yaşında işlediği adi ama kanlı bir suçtan ötürü önüne iki seçenek sunuluyor:  Islah evi veya aşçılık okulu. Açşılık okulunu seçiyor. Süper yıldız mertebesine ulaşmış Baş Şef’in, imkanları dahilinde bir rehabilitasyon merkeziymiş gibi görev gören aşçılık okulu. Bahçeden anında toplanan taze sebzeler, ağacından kopartılıp kullanılan meyveler, yapılacak yemeğe göre beslenip yetiştirilen kuzular, domuzlar, tavuklar ve yemek yapmak adına her şey ile donatılmış müthiş bir çiftlik.

İlk günlerde kararını veriyor Zach. Artık bir kaybeden olmayacak. Bu işi öğrenecek. Uzaktan Baş Şef’in parıltılı hayatına – ve manken eşine –  tanık olunca bu kararı iyice pekişiyor. Kendini yemek yapmaya adıyor adeta. Zaten biraz yetenekli bu konuda. Birinci derslerinde minik havuçları doğramayı öğrendikleri sırada etrafındaki bazı çocukların bırakın doğramayı, daha önce havuç görmemiş olduklarının farkına varıyor şaşkınlıkla.

Kuzu pirzolayı iyi kızartırım, koyun kuşbaşıdan – yenecek et koyun etidir – taze soğan, domates ve biber ile harika et sote yaparım ama bu yemekler ile uğraşıyor hatta besleniyorsanız, kusura bakmayın siz önemsiz ayak takımındansınız. Böyle düşünüyor Zach. Kitap boyunca yaptıkları yemeklerde bunu gözler önüne seriyor zaten. Birbirinden değişik, egzantirik yemekler. Çiftliğe pek uğramayan Baş Şef’in bir ziyareti sırasında Zach’ın felsefeside şekilleniyor:  Hizmetten doğan güç. Boyun eğerek güçleniyoruz.

Yeni hayatı ve projesi için emin adımlarla ilerleyen Zach okuldan direk olarak zengin bir evin aşçısı olarak transfer ediliyor. Bir beyefendi, bir hanımefendi ve onların iki kızlarının yanısıra, büyük kızın gerçekçi sevgilisi, evin marangozunun yanısıra,  Zach’ın tedarikçileri romanımızın yeni karakterleridir oluveriyor artık.

Her şey çok hızlı bir şekilde gelişiyor, adeta nefes almadan devam ediyoruz. Zach hedefine kitlenmiş bir halde etrafta olan biteni ve özellikle yaptığı yemekleri detaylı bir şekilde aktarıyor. Açıkçası ilk sayfadan beri bir şey olacak diye beklerken, uzun bir süre olmuyor o şey. Sihirbazın numarasını görmeden önce tansiyonu yükselten ritmik trampet müziği hep arka planda sanki.

asci-wayne-macauleyZach’ın yaptığı bazı yemekler hayal ürünü gibi gelebilir ama değil. Kitap boyunca iki düzine kadar belkide daha fazla kuzu kesiliyor, bazıları hamile, yavruları analarının sütü ile yapılan peynir ile beslenip sonra işleme sokuluyor ve bunun gibi biz sıradan et soteciler için fantastik ama şu günün gücü parayı elde etmeyi ve oynamayı bilen zenginler için sıradan tarifler gelip geçiyor. Ve son yemek geliyor. Açık söylemek gerekirse, sihirbazın numarası etkileyici. Bekliyordum ama bunu değil diyorsunuz. Her şeye rağmen kanımın ısındığı  Zach’ın hayata geçirmek istediği restoran projesi Kaygısızlık’ın  son bölümde tasvir edilmiş hali tek kelime ile nefes kesici. Bu sahneleri usta bir yönetmenin, mesela Stanley Kubrick’in yaratımıyla görmek isterdim.

Son olarak Aşçı’nın en ironik karakteri, ve tabii ki kişisel gözdem, kasap Ray’ın elveda notunu Zach’ın gördüğü anı paylaşmak istiyorum:

“Bu sabah anahtarı çevirdiğimde gördüğüme inanamadım dükkan bomboştu dolaplar boş kasa ve tartılar gitmiş ortadaki ahşap tezgah hariç buzhane boş. Ray eski kasap bıçağını tezgaha bir notla saplamış. Domal yazıyor. “

Ray’ın matrak mesajının manasını ve Zach’ın hayatına nasıl devam ettiğini merak ediyorsanız tek yapmanız gereken Aşçı‘yı okumak.

(Aşçı-Wayne Macauley-İthaki Yayınları-Sf:193)

Cem TOPUZ

4400th@gmail.com

5 Comments

  1. Burjuva says:

    Bu matrak mesajın manasını çok merak ettim doğrusu 🙂 Çok ilgi uyandırıcı!

  2. TCM says:

    arada sırada böyle motive edici mesajlar bırakmak gerek tabii

  3. Özlem says:

    Bi hayli iştah açıcı bir yazı

  4. jazziz says:

    Kimisi kokar dese de yenecek et kuzu etidir.

  5. Melissa says:

    Kafkaslar uzun ömürlüler… Buğday yoktur, tahıl yoktur orada. Esas yedikleri yağlı bütünüyle kuzudur. Kuzu onlar için kutsaldır. Kuzu yeme töreni yapıyorlar. En sağlıklı et kuzu etidir. Kuzu eti, koyun kavurması, koyun kıkırdağı yiyen uzun yaşar. – Canan Karatay

Yorum Yapmasam Olmaz :)