İKİ EKSİK PATHOSTAN ÇIKAN POETİK

“Sıkıcı, size eşlik etmediği halde yalnızlığınızdan da mahrum bırakan kişidir.”

– Oscar Wilde

Dehayı ortaya çıkarmada ve tanımada, orta çağdan bu yana belki de en lanetli çağın içerisindeyiz. Delilik artık salgındır. Kullanım ve meta birincil algı aracıdır ve önceliklerin, öncüllüklerin sıralaması da buna göre düzenlenmektedir. Bütün algının darmadağınık halde milyonlarca parçalık bir yapboz olması da yetersizdir. Geçmiş dehaların yarattığı bir sis ve balçık bileklerdedir. Kalabalıktır. Ağzını yeni bir şey söylemek için açmak hayal kırıklığından başka şey getirmez. Zaten söylenmiştir. En iyimser tabloda, sadece denk gelinmemiştir.

kusku-spurious-lars-iyer

Artık yazılacak bir şey kalmadı, neyi değil nasıl yazdığın önemli söylevleri uzar da uzar. Sıkışılır. Ama araya değil, öteye, duvara doğru. Deha artık çıksa da görülmez, duyulmaz. Kokusu kalmamıştır çünkü. Reklâmlarla gaz çıkara çıkara burunlar harap edilmiştir çoktan. Belki kalıtımsal bir hasar veremediysek henüz, sonraki kuşaklara umut bağlamaktan başka elden ne gelir? Görmemek, daha az dikkat etmek, bir yabancı evrende yaşıyormuş gibi duyumsamak belki dehayı yeniden çıkarmak için tek çözümdür. Olmaz. İletişim baskın çıkar. Süperego bile darmadağın etmeye yetmemiştir çünkü. Daha fazla alçı konulmalıdır. Evet, sevgili Céline, cila, cila, cila… (Umarım mezarında ters dönmüşsündür bu satırdan sonra). Yalnızlık -ama yalnızlık derken öze dönüş- yok edilmelidir. Daha fazla iletişim kusulmalıdır. Maske, aman ha, bir an olsun çıkarılmamalıdır. Facebook hesapları en güzel fotoğraflarla bezenmelidir, twitter’da afili aforizmalar sıralanmalıdır, yemek tabaklarına filtre uygulanmalı, her an, her saniye kayıt altına girmeli, her şeye ulaşılmalıdır. Herkes artık şöhrettir Warhol! Ancak kimse gerçekte şöhret değildir. Kusma ve kuşanmadır. Herkes dehadır. Kimse değildir. Herkes ilginçtir. İlginç olmaksa artık en sıradan “ben” deme yoludur. Merhaba, ben Bay İlginç, sizin adınız nedir? Siz de mi İlginç… Memnun oldum. Gözler ve eller dilenir gibi akademilere çevrilir. Deha mı? Yok canım, gerek yok. Akademi denen şey tamamen beton olmalıdır. Canlılık kimin umurunda? Çok fazla gevezelik…

SEN VE SEN

Lars-iyerKitaptan alıntıyla girelim: “Bu bir yetenek, ama aynı zamanda bir lanet de. Dehayı başkalarında tanıyabiliyoruz, ama dahi değiliz.” Lars Iyer’in romanı “Spurious,” “Kuşku” adıyla (buraya koca bir soru işareti) tercüme edildi. Kitabın adını bir kenara bırakarak, kitabın çevirisinin baştan sona kusursuz ve özenli olduğunu, devam kitapları Dogma ve Exodus’un da yayınevinin programında bulunduğunu belirtelim. İlk olarak kendisini ve arkadaşlarını eğlendirmek amacıyla yazmaya başladığı bir internet günlüğüyle başlayan ve roman haline gelen Kuşku’da, yazar, W. ve Lars adında “düşünememekten” muzdarip, akademik iki düşünürün öyküsünü anlatır. Aynı zamanda yazarın kendisi de akademisyendir ve Newcastle Üniversitesi’nde felsefe dersleri vermektedir. dogma-exodus-lars-iyerW. ve Lars’ın öyküsü, dostlukları ve diyalogları üzerine Lars’ın aldığı notlar aracılığıyla anlatılır. Bir yönüyle nihilizmin pençesindeyken, aynı şekilde kendini ve daha da fazla Lars’ı aşağılamayı da ihmal etmeyen W.’nin söylenceleri geniş yer kaplar. Hatta Lars çok az yorumda bulunur. İki şapşal (aptal değil) filozofun, yenilgilerine karşı duydukları öfke ve çaresizlik bütünleştiricidir. W.’nin Lars’ın aklından çıkma -veya tam tersi- bir karakter olduğu izlenimini uyandırır. Ya da yazarın, bir başka gerçeklikte kendisi için öngördüğü iki benlik gibidir.

PATHOS

Farklı yollardadırlar, ister odada kitaplar biriksin, ister mutfağı küf kaplasın, bir sızıntıdan kurtulup güneşi görmek arzusunda, karamsar, kaybedişleriyle yüz yüze ancak hala hayata kahkaha ile gülebilen karakterlerdir. Tekliklerindeki yokluklarının bilincinde, ancak hep bir arada bütün haline gelebilen bir dizi çarktırlar. İngiliz usulü bir mizah, çarkları yağlar da yağlar. Lars Iyer’in çıkış formülüdür belki, düşünce pedallarına ancak W. ve Lars’ın ağırlıkları asıldıkça ilerleyebilmektedir. Yukarı ve aşağı… Mizahın çarklarının arasında kalan bir kara kedinin çığlıklarına da rastlamanız olasıdır. Umursamayın. Muhtemelen Samuel Beckett’tir. Kitapta bazı tekrarlar surat ekşitici elbette. Her pathosa dönüşte, şöyle enseye okkalı bir tokat indiresi geliyor okurun. Olamaz, yine o pantolon… Diğer yandan Béla Tarr ve Kafka sayfaları ziyaret ettikçe kitaba bağlanıyor-um-dum-sunuz-lar. Modern edebiyatın felsefeyle kardeş bu güzel örneğini kaçırmayın derim. Kitaptan son bir alıntı ve veda vakti: “…ve bu sırayla. Çamur, yağmur ve sonsuz…”

Haftaya görüşmek dileğiyle…

(Kuşku, Lars Iyer, Kolektif Kitap, Çev: Elif Ersavcı, 212sf.)

M.Salih KURT

mustafa.salih.kurt@gmail.com

 

Yorum Yapmasam Olmaz :)