İNSANİ ÖYKÜLER!

franz-kafka-1

“Kendini insanlığa bakarak sına. Şüphe edeni şüpheye, inananı inanca götürür bu.”
-Franz KAFKA
Bir yazar düşünün ki, ölümünden  sonra tüm yazdıklarının yakılmasını istesin! Oysa eski Yunan’dan bu yana, sanatçının ruhsal kimliği tartışıla gelmiş; yaratılarıyla, ilahi güce meydan okurcasına ölümsüzlük peşinde olduğundan dem vurulmuştur. Gel gelelim, bu yazar için yazma eylemi belki de bir kaçış planıydı…
Kafka’dan bahsediyorum. Kitapçıda bakışlarımı parlak ciltler arasında gezdirirken, beni demirleten, insiyaki elimi kitaba atıp; arka kapağını çevirten adamdan…Kaçış planının sahibinden…Arka kapaktaki şu tek cümlelik tasarım, Kafka’ya yaraşır cinsten: “Yarı kedi yarı kuzu, garip bir hayvanım var.” Tuhaf değil mi? Arka kapak yazıları, çoğu zaman size kitabın kabasını aldırır. Satın alma güdüsünü tetikler veya tersi yönde etki eder.
hayvan-oykuleri-franz-kafka

Fakat Altıkırkbeş Yayınlarından çıkan “Hayvan Öyküleri”nin arka kapak yazısı, zihninizde sadece cevabının ne olduğunu hiç mi hiç kestiremediğiniz sorular uyandırıyor. Tıpkı Kafka gibi… Kitabı okurken, kendimi içten içe şu soruyu sorarken yakaladım: “İnsan niçin kendini bir köpek yerine koyup, sayfalarca; köpeğin gözünden hayatı anlamlandırma çabasına girişir?” Kimi kitaplar vardır ki, koca bir külliyatın ip uçlarını taşıdığından okunur, kimileri yazarın olağanüstü yazım tekniğinden, bazıları ince bir işçilikle değindiği temalardan… Kafka okumak ise, bir ruhu anlamaktır. Çünkü Kafka’nın ruhu -belki de kitaplarından bile- çözümlenmesi zor; usta gözlere muhtaçtır.

İlginç bir tesadüftür ki, Hayvan Öyküleri’ni okuduğum günlerde elime Scott Hicks’in yönettiği “Shine” filmi geçmişti. Film, Avustralyalı piyanist David Helfgott’un hayat öyküsünü anlatıyor. Müziğe tutkun bir babanın oğlu olan Helfgott, baba tarafından adeta yarım kalmış bir hayalin tamamlayıcısı olarak görülüyor ve yaşamı bir projeye dönüşüyor. Filmin bir sahnesi benim için çok çarpıcıdır: Müziğe olan yeteneğinden ve kazandığı ödüllerden dolayı fark edilen genç Helfgott, sanat cemiyetinin olduğu bir baloya katılır. Ünlü bir yazarla tanışan genç adamın bir adım arkasında babası durmakta ve fısıltı halinde verdiği suflelerle çocuğu tıpkı ipleri olan bir kukla gibi yönetmektedir.
Müzik dehası David Helfgott, kazandığı onca başarıya karşın; bu dominant elin gölgesini hep tepesinde hissedecek, hayatı bu zinciri kırmakla, tekrar başladığı yere dönmek arasında sarmal bir çaresizlik içinde sürecektir.
babaya-mektup-franz-kafka
Bir şiirimde şu dize geçer: “…
çocuk, yaşını izlemektir başka ten üzerinden…” Yaşını bir diğer beden üzerinden izlemekle kalmayıp, yaşamaya da kalkan ebeveynin çocuğu olma durumu, başka bir dehada daha göze çarpar. Kafka! Birlikte olduğu kadınlarda dahi babasının müdahalesiyle karşılaşan, yıllarca istemediği halde bir sigorta şirketinde çalışan Kafka’nın, 1919 yılında kaleme aldığı (o tarihte yayınlanmamış olsa da) Babaya Mektup  adıyla dilimize çevrilen eseri, bu psikolojinin bir dışavurumudur. “Onunla hiç konuşulmaz zaten, hemen insanın üzerine gelir dersin hep, oysa o kişinin aslında üzerine geldiği yoktur; sen kişiyi meseleyle karıştırıyorsun; senin üzerine gelen meseledir ve kişiyi dinlemeden meseleyi derhal bir karara bağlarsın; ondan sonra sana söylenenler seni ancak daha da sinirlendirir; asla ikna etmez. O zaman da yalnızca şöyle konuşursun: Bildiğin gibi yap, benim için fark etmez. Yetişkin bir insansın; sana öğüt verecek halim yok. Ve tüm bunları öfkenin alttan alta tınlayan o hırıltılı korkunç sesi ve mutlak bir mahkumiyet kararıyla söylersin.Bugün bu ses karşısında, çocukluğumdaki kadar titremeyişimin biricik nedeni, çocukluğun o katıksız suçluluk duygusunun, yerini kısmen ortak çaresizliğimizin sezgisine bırakmış olmasıdır.”
(Babaya Mektup, Can Yayınları, sayfa:24)
Kafka, epigraf cümlesinde olduğu gibi kendini insanlığa bakarak sınamıştır hep. Bu uzaktan bakış, aslında dahil olamamanın da bir sonucudur. Babasıyla ilişki biçimini “ortak çaresizlik” olarak tanımlayan Kafka’nın eylemsizliğinin sebebi, belki de bu cümlede gizlidir. Bundan dolayı yazmak, bir kaçış planıdır. Gerçek hayattan, hayal kırıklığı dışında karşılık göremeyen bu yalnız adam, yazı yoluyla kendi kurduğu hayatta soluğunu hissetmiştir. Gerçeküstücü hikayeler, birinci tekil ağızdan yazılan hayvan öyküleri, muazzam hayal gücü hep insanlığa ve onun yaşadığı o kımıltısız, acı dolu hayata uzaktan bakışın ürünüdür. Çaresizliği kabullenişin… Kim bilir?
donusum-franz-kafka
Ancak gerçeküstücü bir yaklaşımla yazılan bu öyküler, asla gerçek hayattan sonsuz bir kopuşun ifadesi değildir. Kopuş, yalnızca yazarın kendisine aittir. Aksine yazılan öyküler, okuyucuyu daha çok hayatın gerçek yüzü ile temas ettirmekte ve çarpıcı izler bırakmaktadır. Yine bir hayvan öğesi olan “böcek” kullanılarak yazılan “Dönüşüm”, Kafka’nın yaşadığı hayatın psikolojisini gözler önüne serecek türdendir. Hatta, edebi çevrelerde Dönüşüm’ü;  köklerini tamamı ile yaşamın kendisinden besleyen Dostoyevski ile paralel çizgide kabul eden görüşlere rastlamak mümkündür:
 “Dostoyevski kahramanının zihninde yarım asır öncesinden kıpırdar durur Kafka’nın böceği. Ama Dönüşüm’deki hatlarına en çok Yeraltından Notlar’da yaklaşır. Çünkü “ne bir kahraman ne de bir böcek” olabildiğinden yakınıyordur; yeraltı adamı. Madem kahraman olmamıştır, hiç değilse böcek olabilmelidir. Madem siz beni bir böcek gibi görüyorsunuz, diyor gibidir; alın işte ben sizin sandığınızdan daha iğrenç, daha aşağılık, daha zararlı bir böceğim. Notlarında bu gönüllü gerilemeyi bile başaramadığını anlatır yer altı adamı: Sevgili okuyucularım, sizin dinleyip dinlemek istemediğinizi bilmem, ama şimdi size niçin bir böcek bile olamadığımı anlatmak istiyorum. Şunu bütün ciddiyetimle belirteyim, pek çok kez böcek olmayı istedim. Ne yazık ki buna bile erişemedim.” ( Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, sayfa:26)
Hayvan Öyküleri” kitabına dair birkaç satır okumak istediğinizi duyar gibiyim. Ancak ben bu kitabı sıradan bir fabl kitabı gibi değil, Kafka’yı anlama yolculuğunda  bir köşe taşı olarak okumanıza taraftarım. Puzzle’ın parçası niteliğindeki bu kitap, birçok hayvan öyküsünden teşekkül ediyor. Özellikle “Yuva” ve “Bir Köpeğin Araştırmaları” üzerine hayli düşünülmesi gereken öykülerden… Kitabın sonundaki, “Kafka’nın Günlüklerinde Hayvanlar” ve M.Kamil Utku’nun kaleme aldığı “Kafka’nın Hayvan Metinleri Üzerine” başlığını taşıyan bölümler, kitabın içeriğini zenginleştiriyor.
aforizmalar-franz-kafka

Ferit Edgü, Kafka’nın Aforizmalar olarak Türkçeye çevrilen kitabının önsözünde, “Kafka, içinde yaşadığı dönemin, o dönemin olaylarının değil, gelmiş geçmiş tüm zamanların toplumsal mekanizmalarının yarattığı yalnızlığı, anlamsızlığı betimlemiştir. Kuşkusuz karanlık bir tablodur bu. Bu karanlık tabloyu aydınlatan ise, Kafka Güneşi’dir.” Der. Saygıdeğer okur, bilhassa içinde yaşadığımız coğrafyada, insanların ayrıştığı, kutuplaştığı şu günlerde; bırakınız karşısındaki insanı dinleyip,anlamayı, bir hayvanla dahi özdeşleşebilen Kafka’nın Güneşi, gözünüzü mü alacak yoksa sizi aydınlığa mı çıkaracak bilinmez…

(Franz Kafka, Hayvan Öyküleri, Altıkırkbeş Yayın, Çeviren:Yekta Majiskül, sayfa:175)
Dağhan Dönmez
daghan_donmez@mynet.com

 

Yorum Yapmasam Olmaz :)