KAFKA’YI ANLAMA KILAVUZU: “BABAYA MEKTUP”

“Çok sevgili baba,
Geçenlerde bir kez, senden korktuğumu öne sürmemin nedenini sormuştun. Genellikle olduğu gibi, verecek hiçbir cevap bulamadım, kısmen tam da sana karşı duyduğum bu korku yüzünden, kısmen de bu korkuyu gerekçelendirmek üzere, konuşurken toparlayabileceğimden çok daha fazla ayrıntı gerektiği için. Ve şimdi burada sana yazılı bir cevap vermeyi deniyor olsam da, bu fazlasıyla eksik kalacaktır, çünkü bu korku ve onun etkileri senin karşında yazarken de ket vuruyor bana ve dahası meselenin büyüklüğü, hafızamın ve aklımın sınırlarını çok aşıyor…”
(“Babaya Mektup” kitabının girişi)
franz-kafka-babaya-mektup
Dünya edebiyatının ikonik ve özgün yazarlarından olan Kafka’nın soyadı sıfata dönüşmüştür… Kafka olmasa “Kafkaesk” diye bir tabir de hiç olmayacaktı. Çünkü Kafka’nın roman ve hikâyeleri belirli bir akım içine girmediği için zorunlu olarak doğmuştur Kafkaesk. Bu da bize Kafka’nın ne kadar özgün bir yazar olduğunu kanıtlıyor.
Kafka için yazmak kendisine özgü olan düş dünyasına bir iç göçtü.  Gerçek hayattan, çevresinden, ailesinden, geçmişinden sıyrılmanın tek yolu, dünyadan kopup kendini tamamen yazmaya vermekti.
Kafka,
 ” yazmak…ölümden bile derin bir uyku..insan bir cesedi mezardan nasıl çekip çıkaramazsa, geceleri beni de masamdan koparıp ayıramaz.
hermann-kafka
diyerek yazma eyleminin kendisi için ne kadar elzem bir ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Yazmaktan alıkoyacağı düşüncesiyle aynı kadınla iki kez nişanlanmasına rağmen evlenmemesi, Milena’ya duyduğu aşk ve ona yazdığı mektuplar, ölümünden sonra tüm yazdıklarının yakılmasını istemesi, hayatı baştan kaybedilmiş bir savaş olarak görmesi Kafka’nın son derece sıradışı kişiliğinin ve karanlık psikolojisinin araştırılmaya ve çözümlenmeye değer olduğunu göstermektedir.
Toplumdaki evrensel yabancılaşma ve çaresizlik duygusunun Kafka’da yeşermesinin en büyük nedeni baskıcı babasıydı. Baba Hermann, oğlu Franz’ı çocukluğundan itibaren belki de farkında olmadan hep küçümsedi. Doğrusu Franz bu küçümseyişi aşmak için elinden gelen çabayı gösterdi. Çelimsiz ve sıska biriydi ancak okulunda başarılı bir öğrenciydi; hukuktan mezun oldu. Sadece okuyarak ve yazarak rahatladığını genç yaşlardan itibaren keşfetti. Fakat tüm bunlar baba Hermann Kafka’nın önemsiz ve değersiz gördüğü uğraşlardı.
babaya-mektup-franz-kafka
Kafka birçok eserinde baba karakterini, ailenin reisi, her şeye gücü yeten ve baskıcı biri olarak tasvir etmiştir. Kafka’nın en popüler eseri “Dönüşüm”de Gregor bir sabah böcek olarak uyanır ve artık hiçbir işe yaramamaktadır. Gregor’un ölümüyle, acımasız bir karakter olan baba, anne ve böcekleşen Gregor’dan tiksinen kız kardeş rahat bir nefes alırlar. Yaşamdan kopmanın verdiği yalnızlık ve gelecekten herhangi bir şey ummamak hissiyatını okuyucunun iliklerine kadar hissettiren bu eserde Kafka, oğluna küçümseyici, utanç ve öfke dolu gözlerle bakan bir baba karakteri yaratmıştı. Kafka’nın sadece sekiz saatte kaleme almayı başararak yazdığı eseri “Yargı”da da, düğünü arifesinde ruhsal açıdan babasına bağımlı olduğunu kabullenmek zorunda kalan ve babasının kendisi için verdiği ölüm kararına isteyerek boyun eğen genç bir adamın hikayesi anlatılıyor. Hem “Yargı” hem de “Dönüşüm” eserlerinde Franz’ın aslında betimlemeye çalıştığı, kendi yalnızlığı ve otoriter baskıya boyun eğişiydi.
Hayatı boyunca bürokrasi ve otoriteye, özellikle babasının baskısına karşı koyamayan ama nefretini yazılarına yansıtan Kafka’nın anlaşılmazlığını anlamaya giden en kestirme yol “Babaya Mektup” kitabını okumaktan geçer. Kafka’nın diğer kitaplarını okumaya başlamadan önce Kafka’yı anlamak için öncelikle bu kitabın okunmasını tavsiye ederim. Bu eserde Kafka, içinde yaşadığı baba-oğul çatışmasını babasına yazdığı bir mektup ile anlatıyor.
Hermann Kafka’nın suçlamaları ile iç dünyasında sonu gelmeyen bir savaşın içinde olan Kafka, 26 Aralık 1911 tarihinde bu hissettiklerini şu satırlar ile günlüğüne geçirir:
Babamın şimdiki çocuklarının ve özellikle de kendi çocuklarının şanslı durumuna bitmez tükenmez imalarda bulunarak kendi gençliğinde çektiği sıkıntıları anlatmasını dinlemek rahatsız edici. Kışlık kıyafetlerinin yetersizliği yüzünden bacaklarında yıllarca cılk yaralar olduğunu, sıklıkla açlık çektiğini, daha 10 yaşındayken, küçük bir arabayı iterek kışları bile köyleri dolaştığını kimse inkâr etmiyor ancak, onun anlamak istemediği, bu gerçek olguları, benim tüm bu sıkıntıları çekmediğim gerçeğiyle karşılaştırmak, kesinlikle benim ondan daha mutlu yaşamış olduğum, bacağındaki yaralar yüzünden tepeden bakma hakkına sahip olduğu, ta en başından beri, onun sıkıntılarını değerlendirmekten aciz olduğumu kabul ve iddia edebileceği ve nihayet tam da bu sıkıntıları çekmediğim için ona sınırsız bir minnet duymak zorunda olduğum sonucunu vermez. Durmadan gençliğini ve kendi ebeveynini anlatsa, zevkle dinlerdim, ama tüm bunları şu böbürlenme ve iğneleme tonunda dinlemek azap verici. Durmadan ellerini çırpıp duruyor: Bugün kim bilir ki bunu! Çocuklar ne biliyorlar! Bunları kimse çekmezdi! Bugün bir çocuk anlar mı bunu!”
Donuşum-franz-kafka
Babaya Mektup’un yazılmasına vesile olan içsel çatışmanın konusu da yine ezici bir otoriteye, babaya, Kafka’nın iç dünyasında bir baş kaldırışıdır. Kafka, 1919 yılında henüz Prag’dayken babasına ayrıntılı bir mektup yazmayı planlar. Mektup yazmak istemesinin nedeni ise baba Hermann Kafka’nın Franz’ın evlilik kararına şiddetle karşı çıkması ve bu sebeple evliliğin gerçekleşmemesidir. Kendi aile kurma girişimi başarısız olan Franz Kafka, babasını bir kez daha aşırı kuvvetli bir karakter olarak görür ve bu olaydan onu sorumlu tutar. Bu mektup, babası ile Franz arasında, utanç verici bir biçimde tıkanmış, acı verici ölçüde sertleşmiş ilişkilere bir açıklık getirmeye hizmet edecekti. Ancak Kafka, mektubu ne postayla gönderir ne de babasına şahsen verir.
Kafka’nın yakın dostu Max Brod’un sayesinde “Babaya Mektup”u bugün okuyabiliyoruz. Çünkü Kafka yazdığı yazıları Brod’a verirken, kendisinin ölümünden sonra tüm yazılarının yakılmasını istedi Brod’dan. Ancak Brod, biyografik olduğu kadar otobiyografik olan “Babaya Mektup”unda bulunduğu Kafka yazılarını yakmak yerine yayınlatmaya karar verir.
      yakın dostu Max Brod ile Kafka
Mektubu eğer kısımlara ayırmamız gerekirse üç bölümden oluştuğunu söyleyebiliriz. İlk bölüm olan mektubun başlarında Kafka, babasının kişiliğinden ve kendi varoluşu üzerindeki etkisinden bahsetmektedir. Söz konusu edilen baba oğul ilişkisi gittikçe baba oğul çatışmasına dönüşür ve bu çatışmanın oğul Kafka üzerindeki etkileri de ikinci bölüm olarak ayrılabilir. Son bölümde ise baba Kafka’ya yönelik olarak uzunca bir süre üstü kapalı sürdürdüğü üslubunu yazar, açık bir suçlama tonuna dönüştürür. Mektubun bu kurgusu sonunda benim zihnimde burjuva toplumunun ataerkil gücü ile otoriter baba figürü arasındaki benzerlik canlandı.
Eğer sıra dışı yazar Kafka’yı psikolojik yönden daha yakın tanımak istiyorsanız “Babaya Mektup” u okuyunuz…

                                                      (Can Yayınları, Franz Kafka, Babaya Mektup)

Yorum Yapmasam Olmaz :)

  1. Kafka çocukluğunda yaşamış olduğu duygu yoğunluğunu düşündürücü bir biçimde eserlerinde ele almıştır. bize sadece onun eserlerini okuduktan sonra düşünmek kalır.. Çünkü şuan ki hayat zaman zaman onun yaşadıkları ile paralellik göstermekte

  2. Baba bir çocuk için en önemli örnek profil dir. Herkes baba olamaz. olacabileceğini ya da olduğunu sanır çoğu zaman… Burada önemli olan baba olarak çocuğa kişilik kazandırırken kişilik gelişiminde özgür olmasını sağlamak ve öz güveni vererek kendini kendisine emanet etmektir.
    Kafka ise babasının baskıları nedeniyle özgüveni hiç olmayan ve kişilik yapısında psikolojik bozukluk olan bir yazardır. İç dünyasında yaşadığı bu baskılar ve sonuç olarak patlama nedeni ile onun bu tarz kitaplar yazmasında büyük etken olmuştur.
    Bence kafka’nın kitapları okunarak bizler geleceğin ebeveynleri olacağımız için yapılan yanlışları ve tarihe kazınan bu hataları evlatlarımıza yaşatmamayı öğrenebiliriz…