KARANLIĞIN YÜREĞİ

joseph-conrad-1857-1924Emperyalizm üzerine yazılmış romanlardan birinciliğe oynayabilecek nitelikte en düşündürücü yapıt şüphesiz Joseph Conrad’ın kaleme aldığı Karanlığın Yüreği isimli kitaptır. Conrad’ın 1902’de yazdığı bu politik eserin ortaya çıkış nedeni belki de kendisi gibi yazar olan babasının Çarlık Rusya’ya karşı isyanlara destek vermesi sonucu Sibirya’ya sürüldükten dört sene sonra vefat etmesiydi. Ayrıca Condrad’ın yaşam tarzı da bu kitabın ortaya çıkmasında çok önemli rol oynadı.

Conrad hayatı boyunca bir çok ülke gezerek farklı insanlar tanıdı. Uzman bir denizci olarak senelerini deniz yolculukları ile geçirdi. Yapmış olduğu uzun yolculuklar sayesinde tanık oldukları kendisinde derin izler bıraktı. Aylarca süren Afrika seferlerinde insanlığın karanlık, savaşan, doğa karşısında çaresiz yanını gördü. Medeniyetin olmadığı bu karanlık yerlerde batı emperyalizminin insan ve hayvan arasındaki ayrımı ne kadar azalttığını izledi. karanligin-yuregi-joseph-conradTüm nefretini kağıda günce tutarak döktü. Öfkesinin yönü belliydi. Dosdoğru sömürgecilik… Tüm bu yaşananların sonucunda ortaya, okundukça tüyleri diken diken eden roman çıktı: “Karanlığın Yüreği”. Bu baş yapıt ile Batı emperyalizmi de belki en derin eleştiri darbesini almış oldu.

Karanlığın Yüreği ünlü yönetmen Francis Ford Cappola’ya ‘Apocalypse Now’ isimli sinema filmi için de esin kaynağı oldu. Emperyalizm üzerine yazılan en iyi kitaplardan biri Karanlığın Yüreği iken, Vietnam savaşının karanlık iç yüzünü anlatan en iyi filmlerden biri de “Kıyamet”tir. Kıyamet isimli filmi izlerken insanoğlunun yarattığı dehşeti duyumsarsınız. Savaş gerçeği kıyametin koşullarını yaratır. Korku hissiyatı artık her şeyin üzerine çıkar, karanlık bir dalga halinde tüm güzellikleri örter. Artık doğa saf güzellikte değildir. Savaşla kesilen yerli insan kafası ile doludur yeşilliğin üstü. Korkarsınız. Doğaüstü bir kötülük kaynağına duyulan inanç gereksizdir, zira insanlar kendi başlarına her türlü kötülüğü yapmaya muktedirdir sözünü Conrad belki de böyle zamanlar için söylemiştir.

apocalypse-now-kiyamet-francis-ford-coppola

İki yapıt karşılaştırıldığında ilk farklılık olayların geçtiği dönemler olarak kendini gösteriyor. Kitap kolonizasyon döneminin fildişi ticaretinden bahsederken, sinema filmi Amerikan askerlerinin Vietnam savaşındaki hallerini konu ediniyor. Hem kitabın hem de uyarlaması olan filmin en gizemli karakteri Kurtz’dur. Edebiyat ve sinema tarihine en gizemli karakter olarak geçen Kurtz’u Marlow karakterinin içsel yolculuğu ile kendi özüne ulaşma çabası sırasında merak etmeye başlıyorsunuz.

Kitapta Avrupa sömürgeciliğinin acımasız, karanlık, insanlık dışı olduğunu kara adamların haline üzülerek okursunuz. Acının, teslim olmanın ve umutsuzluğun tüm biçimlerine girmiş, loş ışıkta güçlükle seçilen kara insanlar… Marlow’un kendisine aç gözlerle bakan zavallı kara adama sahip olduğu tek yiyecek olan bisküvisini uzatırken, sizin de içiniz burkulur. Dünyanın sömürgeci güçlerine söversiniz satır aralarında. Çünkü medeniyet timsali beyaz adamlar altın ve fildişi uğruna küçümsedikleri, değersiz buldukları kara adamları acımadan öldürdüler. Sömürgeciliğin yuvasında bulunan beyaz adamların içlerinde taşıdıkları şiddet, tutku, şehvet, hırs vardı. Oysa kara adamlar  yavaş yavaş ölmekteydiler, apaçıktı bu. Düşman değildiler, hükümlü değildiler, dünyayla ilgili hiçbir şey değildiler artık. Hastalığın ve açlığın kara gölgelerinden başka bir şey değildiler. Beyaz adamların istekleri, dünyanın içindeki hazineleri söküp çıkarmaktı belki de. Ama amaçları bir kasa hırsızınkinden farksızdı. Nihayetinde kara adamlar acı çekerek, vahşiliklerinin karanlığında çaresiz bir şekilde, amaçsızlıkları ile sonsuzluğa gömülerek ölüyorlardı.

apocalypse-now-kiyamet-francis-ford-coppola2

Bu ölümsüz eserde Kongo’da yaşananlar Batı medeniyetinin kendi çıkarı uğruna istismar edici çirkin gücünü gösterir. Emperyalizm teması ve Marlow’un kendi öz benliğini bulma çabası günümüzün küresel gücü üzerine belki de düşünmenize yardımcı olabilir.

Kitabı bitirince başkarakter Marlow’un Kongo macerasından sonra İngiltere’ye döndüğünde kendisini gene o mezar kentinde bulması gibi siz de yaşadığınız kenti sorgulayabilirsiniz. Birbirlerinden biraz para yürütmek, o iğrenç yemeklerini gövdelerine indirmek, o sağlıksız biralarını içmek, o önemsiz, aptalca düşlerini görmek için sokaklarda koşuşan adamlara kızabilirsiniz. İnsanların yaşam üzerine bilgilerinin sinir bozucu birer yalan olduğunu düşünebilirsiniz. Belki de insanoğlu en karanlık noktalarını keşfedip aydınlanma ve arınma ihtiyacı içindedir. Öyleyse insanlığı kurtarıcı rolünü Marlow’a verelim ve bu eseri okuduktan sonra karanlığımızla yüzleşip aydınlanmaya çalışalım. Hayata kara insanların gözünden bakmaya çalışıp karanlığın yüreğini hissedelim.

1994 seçimleriyle devlet başkanlığına getirilen ve halkını özgürlüğüne kavuşturabilmek için giriştiği savaş sonucunda yaşamının yirmi yedi yılını hapiste geçirmiş Mandela’nın halkına hitaben yaptığı bir konuşmasında dediği gibi:

-Affet ancak unutma!

(Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad – İletişim Yayınları – sf:143)

Yorum Yapmasam Olmaz :)