KÖTÜ ÇOCUK, MARQUIS DE SADE!

“…Rahip Gaudemar, günah çıkarma hücresi önünde oluşan uzun kuyruğu gördüğünde, kendisini yorgunluk olarak hissettiren büyük bir ümitsizliğe düşüyor. Kendisine anlatılanlar hep aynı değil mi? Dünyanın ağırlığı. Bazen kalkıp gitmek istiyor. Günah çıkarma hücresinin önüne, dükkan sahiplerinin yaptığı gibi, üzerinde ‘Kapalı’ yazan bir tabela asmak istiyor.” ( Markiz, sayfa:120 )

TELEVISION PROGRAMME.... Masters of Darkness: De Sade Pictured..Derin bir çaresizliğin içine yuvarlanır, hatta kimi zaman insan oluşumuza lanet ederiz. Bilhassa sevdiğimiz insanların kötücül davranışları bizi dehşete düşürür, isyana sürükler. Kendimizin değil ama etrafımızdaki insanların kötülükleri, dayanılmazdır. Ne yarattığı mucizeler, ne de kurduğu muazzam düzen, Tanrı’ya hayranlık duyulmasının yegane sebebinin bu olduğunu düşünürüm. Sayısız insanın günahlarını ve zihnindeki ahlaksız tasarıları görüyor ve işitiyor olmasına karşın; insandan umudunu kesmemesi…
Tanrı’nın nüfuz ettiği, kendi sabrının engin sularında yıkadığı biriydi Renee-Pelagie de Montreuil… Namı-diğer; Markiz… Marki de Sade’la evlendirildiğinde henüz yirmi birindeydi. Özellikle annesi bu evliliğe fazlasıyla taraftar olmuştu. Ne de olsa, bu soylu ailenin kanına bir de Marki kanı karışacaktı. Marki’nin ailesinin kötü şöhreti, kendi çapkınlıklarının hudutsuzluğu katlanılabilir cinstendi. Hangi soylu beyin metresi yoktu ki! Müstakbel Markiz de, Sade’ı görür görmez yörüngesine girmişti. Bakışlarında, dokunuşunda bir başkalık vardı. Adını koyamadığı ancak damarlarına kadar hissettiği bir şey… O tarifsiz his, Markinin dudağında ıslanan kelimelerle şekilleniyor, somut bir hal alıyordu:

Marquis-De-Sade

“…ama bir anda onun kelimelerindeki imayı işittim. Annemle babamın, yaşlı Kont’un ve hatta duvarın dibinde bekleyen uşakların bile duymuş olabileceği şekilde açık seçik şöyle konuşmuştu: Şimdiye kadar sana yasaklamış oldukları bütün o uygunsuz şeyleri, artık birlikte yapacağız.

Benim yerime bedenim cevap verdi. Evet, dedi. Evet, bunu yapacağız. Yüzüme geçit vermez bir gülümseyiş oturtmayı başarmış olduğumu umuyorum. Konuşması imalıydı. Özellikle de kadınlarla konuşuyorsa, başka türlü konuşamazdı. Yağmur yağıyor diyorsa veya gece serin, diyorsa, bu onun dilinde kaçınılmaz olarak bir ima kazanırdı.
…Marki istese de istemese de imacıydı. O buna mahkum edilmişti. Bazen, onu bundan kurtarabilmeyi arzu etmişimdir. Ama elimden gelmedi.” ( sayfa 35 )
Markiz o günlerde, sevgi dolu bir yuvanın ılık düşleri içindeyken; yaklaşmakta olduğu büyük acılardan habersizdi. Markinin ödünsüzlüğü, dilediği zaman evi terk edip; zehirli soluğunu başka kadınların yanında alışı, bazı dönüşlerinde gömleğine sindiğini gördüğü kan lekeleri ve nihayetinde işkence ettiği kadınların açtığı sayısız dava… Bunlara rağmen, Tanrısal bir kudret ve sabırla, umudunu hiç yitirmedi Markiz. Etrafındaki kimse, Sade’ı Markiz’in gözleriyle görmüyordu. Onun ruhunun hasta olduğunu görmüştü, ona yetmek istiyordu; oysa o ıslah olmaz bir bozguncuydu, büyük bir bozguncu! Tedaviye cevap vermiyordu.
“…Evet, itiraf ediyorum, diye yazıyor birkaç sene sonra karısına, ben bir sefahat düşkünüyüm. İnsanın bu alanda hayal edebileceği herşeyi hayal ettim, ama hayal ettiğim herşeyi hiçbir zaman yapmadım ve asla yapmayacağım da. Ben bir sefahat düşkünüyüm, ama katil ve suçlu değilim.” ( sayfa 300 )
Markiz, aldatıldığı onlarca belki de yüzlerce kadına rağmen; Marki’yi hiç yalnız bırakmayacaktır. Mahkum olduğu yıllar içerisinde dahi, tenine dokunabildiği tek kadın olacaktır Sade’ın… “…Ben daha ilk andan beri onu sevmeye kararlıydım. Ve o buna son derece açıktı. Çünkü her kötü oğlan, kendisini bağışlayacak ve buna rağmen sevecek bir kadına ihtiyaç duyar. Onun için bu bendim. Her zaman ben oldum. Yegane!” ( sayfa 343 )
Marquis de Sade! Sadizmin kurucusu olduğu kabul edilen felsefeci, edebiyatçı ve bozguncu! Ruhundaki öfkeyi, bedeninin emrine vermiş bir yeminli… Tabuları yıkan, bendinden taşan bir sel, bir korkusuz! Düşler prensi, hayatı boyunca ikiyüzlü olmamış, riyaya bulaşmamış bir günahkar! Tek korkusu, can sıkıntısı; buna tahammülü yok… Yorulmak bilmeyen bir savaşçı!
Markiz-Sibylle-Knauss-kolaj3Böylesine bir fenomen, Sıbylle Knauss’un kalemiyle daha da keskinleşiyor. Can Yayınları’ndan çıkan, ‘Markiz’; Marcuse de Sade’ın evliliğini ve eşi üzerinden hayatını anlatan biyogrofik roman niteliğinde bir eser… 355 sayfa olmasına rağmen, okuyucunun elinde kar gibi eriyecek bir kitap! Knauss, 1982’de Yeni Edebiyat Topluluğu ödülüne layık görülmüş, Evas Cousine adlı romanı 2002’de New York Times’ın “Yılın Kitapları” listesine girmiş, 2006’da Saarland Sanat Ödülünü kazanmış Alman bir yazar…Yazar, roman boyunca iki farklı anlatım tekniğiyle karşımıza çıkıyor. Zaman zaman “Tanrı anlatıcı” denilen üçüncü tekil şahıs ağzıyla, kimi zamansa Markiz’in diliyle… Bu dalgalı anlatım, romana akıcılık katıyor, Markiz’in yerine geçtiği pasajlar; okuyucuyu hikayenin anaforuna dahil ediyor.
Roman, her ne kadar politik vurguları birinci plana almamış olsa da; Fransız İhtilalinin öncesi ve sonrasında geçmesi bakımından, tarihsel bir dekor içeriyor. Markinin devrim öncesindeki konumu ve sonrasında şartların onu sürüklediği yer ilgi çekici! Bir başka ufuk açıcı detay ise romanın, dönemin kadına bakış açısını yansıtması…
Sade, üzerine onlarca makale yazılmış, psikolojik incelemeler yapılmış; felsefe ve edebiyatta yer bulmuş bir –izm’in temsilcisi…2000 yılında Türkçeye “Düşlerin Efendisi” olarak çevrilen, Philip Kaufman yönetmenliğinde bir film de çekilmiş. Orjinal adı: Quills… Ülkemizde de Sade’ın felsefi boyutu üzerine kafa yormuş ve bunun toplumsal izdüşümlerini yorumlamış edebiyatçılarımız mevcut:

“… o zamanlar (yıl 1950) Sade’ın kitapları, Fransa’da bile yasak; son derece kötü, son derece eksik baskılarını, ya el altından Seine kıyısındaki sahaflarda bulacaksınız, ya da Maurice Nadeau gibi araştırmacı yazarların düzenledikleri, Sade antolojilerinde verildikleriyle yetineceksiniz. Doğrusunu söylemeli, bu iki yetersiz kanaldan ulaşabildiğim kadarı bile, bu benzersiz yazarın beni allak bullak etmesine yetmişti: Ne müthiş bir hayal gücüydü o, ne gözüpek bir anlatım, ne akıl sır ermez bir kıyıcılık! Hangi kitabına el atsanız, aklın almayacağı bir aşk, şehvet ve dehşet dünyasına düşüyorsunuz; kan gövdeyi götürüyor, ölen de öldüren de mutlu!

… Bu kafa elbette, bütün yöneticilere, yönetilenler üzerinde – işkencenin her türlüsü de dahil olmak üzere – sınırsız haklar sağlıyor; alaturka despotluk rejimleriyle, ilk dünya savaşından sonra Batı’ya egemen olan, totaliter baskı rejimlerinin ( faşizm ya da stalinizm ) hiç de uzağında değiliz artık. Kim ne derse desin, Sadizmin siyasal düzeydeki görüntüsü, tartışmasız Faşizmdir!” ( Attila İlhan, Hangi Seks, Kültür Yayınları, sayfa: 243)
Saygıdeğer okuyucu, bir değil birden fazla kez okunması gereken bu kitap için; tükenmez kaleminizi boş kağıt üzerinde deneyiniz. Zira altı çizilecek çok satır olacaktır!
( Sıbylle Knauss, Markiz, CanYayınları, Çeviri: İlknur İgan, sayfa:355 )
 
Dağhan Dönmez
daghan_donmez@mynet.com

4 Comments

  1. BlackBody says:

    Sefahat düşkünü bir adamın sıradışı yaşamı… Ve bu yaşamda onu hep düşünen karısı Markiz…

    Merak uyandıran bir kitap Markiz.

    “Sadizmin siyasal düzeydeki görüntüsü, tartışmasız Faşizmdir” diye ifade eden Attila İlhan’ın tespiti de çok çarpıcı ve manidardır…

    Teşekkürler, bilgilendirici yazı için.

  2. Jazziz says:

    Marki’in karısı, Markiz ismiyle Renee-Pelagie, nasıl bu kadar ona sadık, aşkla bagli olabiliyor?
    Sade, firsatini buldugu anda karısını aldatirken, karısının kız kardesiyle bile gonul ilişkisine girerken, kocasına gene de bagli. Ikinci cocugunun tohumları, şato hapishanelerinin gorusme odasinda atılıyor. Hapse atilan kocasini kurtarmak elinden geleni yapıyor. Bu surekli kurtarma azminde annesiyle olan entrikalı güç savaşı ve rekabet de var.
    Bu kitaptan müthiş bir dizi çıkabilir ortaya günümüzde.

    • Black Body says:

      Muhteşem Yüzyıl dizisine bile günümüzde sansür uygulanıyorsa, de Sade konulu dizi sadece bir hayal olur ancak…

      Sade’nin yazdığı “Aşkın Suçları” kitabının arka sayfalarındaki Sade biyografisinde, (ss.162.) “…de Sade, karısının da yardıkçılığıyla, baldızı Anne ile ilişkiye girdi.” ifadesi geçmektedir. Bu da düşülmesi gereken bir dipnottur.

    • jazz says:

      Evet Black Body, Markiz Renee-Pelagie, annesiyle sürekli rekabet içinde. Annesine olan hırsıyla aslında Marki’nin her zaman arkasında.
      Bu arada Marki’nin karısını hiç affetmediği bir olay var, Bastille zindanlarında yazdığı kağıtları yakması. Sodom’un 120 günü, Justine gibi yazıları, karısı tarafından yakılıyor. Ancak Marki kopyalarını rulo şeklinde saklamış. Tam o sırada 1789 ‘da patlak veren fransız devriminde öfkeli halk tarafından Bastille hapishanesi yağmalanıyor. MArkiz’in ruloları da halkın arasında uçuşuyor. Seneler sonra bu ruloyu saklayan biri yazıları ortaya çıkarıyor. Bu yazı Sodom’un 120 günü. Yanlış hatırlamıyorsam Justine de Bastille hapisahanesindeki 10 küsur senelik mahkumiyetinde yazdığı bir kitap.

Yorum Yapmasam Olmaz :)