KÜÇÜK İSTANBUL’DAN BÜYÜK İSTANBUL’A KAÇIŞ

Paris’in ortasında bir mahalle; Küçük İstanbul… Ariane Bois, burada yaşayan Yahudi kızın İstanbul’a kadar uzanan hikâyesini, kendi annesinin yaşamından esinlenerek yazmış. Roman, okuru İkinci Dünya Savaşı’ndaki Yahudi soykırımı hakkında düşündürmekten geri durmuyor.

Hannanin-Dunyasi-ariane-boisGöçmenler, yeni ülkelerine vatanlarının, dillerinin sevgisini taşır, yeni sokaklarına taşıdıkları bir renk, bir koku, bir adla damgalarını vururlar. İstanbul, yeni sakinlerinin asıl kasabalarının adlarını hâlâ taşır: Çarşamba, Aksaray… Türkiye’den Avrupa’ya göçenlerin de yerleştikleri kasabada mutlaka turşu, dolmalık lahana, pastırma, baklava, yufka satan bir ‘Türk bakkalı’ vardır.

Ariane Bois, bize Paris’in ortasındaki ‘Küçük İstanbul’u ve bu mahallede yaşayan küçük Yahudi kızı Hannah’yı anlatıyor. Annesi Cecile Romanyalı, babası Hayim Türkiyeli Yahudi olan Hannah’nın ailesinin Avrupa’da yaşamayı seçme nedenlerini de öğreniyoruz: Daha uygar bir ülkede yaşamak isteği. Hannah’ya akşamları Fransız şiirinden örnekler okuyan Hayim, keyifliyken kızına Türkçe isimler takarak eğleniyor: ‘Çiçek’, ‘Hanum’, ‘Lokum’…

Bois, ‘Hanna’nın Dünyası’nı  “İstanbul’a giden trenlerden birindeki küçük kızlardan birine” annesine,  adamış. Yazarın annesi Laura Yahudi kökenli, zengin bir aileden geliyor. Babası Doktor Pierre ise Protestan. Romanı İkinci Dünya Savaşı sırasında işgal edilen Paris’te yaşamış ve kamplarda öldürülmüş Yahudiler’e yazılmış bir ağıt sayılabilir. Bois’in eğitiminin gazetecilik yanında siyasal bilimler oluşu, ‘Çağdaş Tarihte Yahudi Direnişleri’ konusunda master yapmış olması konuyu ne kadar ciddiye aldığını da gösteriyor.

ariane-bois(Bu arada Osmanlı İmparatorluğu’na göçen Yahudiler’i de anan yazar, onların ‘zimmi’ diye anıldığını, ikinci sınıf yurttaş olduklarını söylüyor. Ancak özel bir vergi sistemini de içeren bu yurttaş sınıfı, Osmanlı dönemiyle ilgilidir ve yalnız Yahudiler’i değil Müslümanlar’ın dışındaki tüm ‘kitap ehli’ni kapsar.)

PARİS’TE CIVIL CIVIL BİR MAHALLE 

Hemen hatırlatmak gerekiyor, göçmenler, yoksul değilse de emeklerinden başka güvenceleri olmayan çalışanların yaşadığı semtleri seçerler. Bu yüzden evlerinde sıcak su, bağımsız tuvalet gibi kimi konforlar hep eksiktir. Hannah’nın yaşadığı evde de tuvalet başka kattadır. Ev, Doğulu ailelerin tanıdığı baharatların ve yemeklerin kokusunu taşır.

Mahallede adını kimsenin bilmediği bir Macar çilingir, bir sütçü ve peynirci kadın, müşterinin canlı olarak seçtiği ve seçilenin hemen öldürüldüğü tavukların satıldığı bir avlu, koltukçular, döşemeciler, marangozhaneler, cam cilacılar vardır. Pazarları kızlar süslenip piyasa yapar. Mahalleli haftada bir Türk bakkalından alışveriş eder, dedikodu yapar, yeni gelen mallardan tadarlar. Bazen erkekler, birer kadeh de rakı içer. Bakkalın keyfi yerindeyse çocuklara helva ikram eder. Mahallede (Küçük Türkiye diye anan da vardır bu semti) bir de Bosphore (Boğaziçi) Kahvesi vardır. İstanbul, Atina diye anılan kahveler de… Bu semtte Doğulu’lar (Türkiye, Yunanistan kısaca Osmanlı İmparatorluğu), Levanten Yahudiler, Polonya’dan kaçmış Eşkanazlar (Avrupa Musevisi) ve başka başka uluslardan sığınmacı ve göçmenler yaşamaktadır.

Hannah’nın derdiyse okuldaki aykırı kızlardan Suzon’la arkadaş olabilmektir. Aslında Suzanne olan adı erkeğe benzetilerek Suzon diye anılan hemen herkesin tanıdığı ve biraz çekindiği bu kızıl saçlı kız, çekingen bir çocuk olan Hannah’nın tam zıddıdır.

Tolstoy, Anna Karenina’nın girişinde,  “Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır” der. Hannah’nın ailesinin de öyküsü bu anlamda yalındır. Annesi Romanya’dan Yahudi düşmanlığı yüzünden ayrılmak istemiştir. Görücü usulüyle evlendiği Hayim’in doğduğu şehre, İstanbul’a yerleşip rahat etme düşü kurar. Ailesi de onunla terk eder Romanya’yı. Hayim’se Fransa’ya hayrandır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki değişiklikleri de bahane ederek Fransa’ya göçme kararı alır. Paris’te Cecile dikiş dikmektedir. Bir butikleri vardır. Fransa’nın Almanya ile savaşa girmesi, yükümlülüğü olmamasına karşın Hayim’i savaşa katılması gerektiğine inandırmıştır. Karı koca Hannah anlamasın diye yerel lehçelerle bu konuda tartışırlar.

le-monde-d-hannah-airane-boisHannah, sonunda aynı apartmanda oturmakta olduklarını keşfettiği Suzon’la arkadaş olur. Gitgide samimileşirler. Sık sık birbirlerinin evinde kalmaya başlarlar. Anne babaları da çocuklar yüzünden ahbap olurlar. Hannah’nın babası kendisi gibi gönüllü göçmenlerle birlikte savaşa gider. Fransa, Almanlar’a yenilir. Almanlar işgal ettikleri şehirlerde Yahudiler’e hayat hakkı tanımazlar. Yahudiler toplu olarak gözaltına alınmaya başlanır. Hannah, Fransa’nın öteki ucundaki bir manastırın sakladığı Yahudi çocuklarına katılır. Bir süre sonra rahibeler Hannah’yı ve bazı çocukları evlerine yollarlar. Yahudi çocuklarına sataşmalar artmıştır. Okuldaki gösterilerden çıkarılırlar.

ALTIN BOYNUZ’DA YENİ HAYAT  

Hannah’nın babasının Türk uyruklu oluşu bir süre onları Almanlar’ın saldırılarından ve gözaltına alınmaktan korur. Türkiye hükümeti bu konuda diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Ancak Yahudiler üstündeki baskı, her gün biraz daha artmaktadır. Sonunda Hannah babasının koruduğu Türk pasaportu sayesinde annesiyle İstanbul’a amcasının yanına gider. Babası daha sonra gelecektir. Tamamlaması gereken işleri vardır.

Hannah, İstanbul’daki yeni evlerini Paris’tekinden daha konforlu bulur. Yiyecek bakımından da rahattırlar. Ama babasından hiç haber yoktur. Savaş biter, Paris’e dönülür. Sürgüne giden Yahudilerin evleri ya talan edilmiştir, ya işgal. Hakkını aramaya kalkan Yahudiler “Yahudiler Fırına” sövgüsüyle karşılanmaktadır. Roman, Paris’te Hannah’nın gazeteciliğiyle ve hayatla hesaplaşmasıyla sürer…

Yazar, Yahudi öldürümlerinde Fransızlar’ın payını da soruyor okura. Komşusuna tutuklanacağını haber vermemek ne kadar dostluğa ve ahlaka uygundur? İkinci Dünya Savaşı’nda yaşananlarda kimler suçluydu?

‘Hannah’nın Dünyası’, yalnızca bu sorular ve sınıfsal hesaplaşmalar yüzünden bile okunabilir.

Sennur Sezer

sennursezer@gmail.com 

(Bu yazı 12 Temmuz 2013 Günü Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)