KÜÇÜK PRENS: BÜYÜKLER İÇİN BİR ÇOCUK KİTABI

Küçük Prens -orijinal adıyla Le Petit Prince– bugün dünyanın dört bir yanında yaklaşık 250 dil ve lehçede okunan, kutsal kitaplar ve Das Kapital’den sonra en çok satan, Fransa’da 20. yüzyılın en iyi kitabı seçilen, çocuk kitabı olmayan bir çocuk kitabı… Bütün bunların da ötesinde tekstilden züccaciyeye, kırtasiyeden kozmetiğe kadar pek çok sektöre de ilham veren bir ürün, dünyanın en ünlü novellası… Çok katmanlı, yoruma açık ve her okuyuşta başka tat veren modern bir klasik…

Küçük Prens

Kitap ilk olarak 6 Nisan 1943’te Amerika’da Reynal & Hitchcock Yayınevi tarafından Katherine Woods’un İngilizce çevirisiyle yayımlandı. Saint-Exupéry’in eserleri işgal altındaki Fransa’dan kaçtığı gerekçesiyle Vichy Hükümeti* tarafından sansürlendiği için Küçük Prens, Fransa’nın kurtuluşuna dek basılamadı. Küçük Prens, Fransızca olarak ilk defa Kasım 1945’te Gallimard Yayınevi aracılığıyla okurlarla buluştu.

küçük prens

Küçük Prens  yayımlandığı günden beri defalarca sinemaya, tiyatroya, operaya, müziğe ve televizyona uyarlandı. Son olarak da 2015 yılında animasyon filmi gösterime girdi. Türkçeye Ahmet Muhip Dıranas, Tomris Uyar ve Cemal Süreya ile Selim İleri gibi önemli isimler tarafından çevrildi.  2015 yılında kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupéry’nin ölümünün üzerinden yetmiş yıl geçmesiyle kitabın yayın haklarının kamuya ait olmasının ardından yayın dünyasında bir “Küçük Prens patlaması” yaşanmıştı.  Türkiye’de ve dünyada birçok yayınevi farklı çevirilerle, kimileri standart hâle gelmiş özgün kapak tasarımına yeni bir soluk getirerek kitabı yeniden yayımladı.

küçük prens koleksiyoncusu marc probst

Küçük Prens ve Saint-Exupéry hakkındaki anekdotlar bunlarla da bitmiyor.

  • Fransa’da Küçük Prens ve Saint-Exupéry’nin resimleri 50 Frankların üzerine basıldı, yazarın doğup büyüdüğü Lyon’daki havaalanına da “Saint-Exupery” adı verildi.
  • Küçük Prens, Fransa’da 20. yüzyılın en iyi kitabı seçildi.
  • Küçük Prens’in gezegeninin adı B612, gerçek bir astreoide verildi.
  • Japonya’da bir Küçük Prens müzesi, Güney Kore’de ise adına bir köyü bulunmaktadır.
  • Dünyanın en büyük Küçük Prens koleksiyoncusu Marc Probst adında İsviçre’de yaşayan bir adam.
  • Küçük Prens bugün dünyanın dört bir yanında, yaklaşık 250 dil ve lehçede okunan, kutsal kitaplar ve Das Kapital’den sonra en çok satan kitap.

Pilot Yazarın Yetişkin, Küçük Prens İse Genç Hâlidir.

Roman, bir pilotun yaptığı uçak kazası sonucunda ıssız bir çöle düşmesi ve orada Asteroid B612 gezegeninde yaşayıp dünyaya bir süreliğine uğramış olan Küçük Prens ile tanışmasıyla başlıyor. Küçük Prens pilotla geçirdiği süre boyunca ona kendi gezegenini, gülü ile yaşadığı sorunlar yüzünden gezegenini terk etmek zorunda kalışını, Dünya’ya gelirken uğradığı gezegenleri ve kendi gözünden Dünya’yı anlatıyor. Anlatacakları bitince Küçük Prens gezegenine dönmek için hazırlıklara başlıyor ve birden kayboluyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen pilot gökyüzüne her baktığında Küçük Prens’in gezegeninin hangi yıldız olduğunu merak ediyor, hepsine gülümsüyor ve onun sözlerini hatırlıyor.

“Gece yıldızlara bakarsın. Benim ülkem o kadar küçük ki nerede olduğunu göremezsin bakınca. Yıldızım herhangi bir yıldız olacak senin için. Böylece bütün yıldızları gözlemeyi seveceksin. Herkesin bir yıldızı var ve kimseninki birbirine benzemiyor. Yalnız sen, herkesten ayrı göreceksin onları. Onlardan birinde ben oturuyorum, ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin…”

 

Saint-Exupéry‘nin hayatını kaleme alan biyograf Jean-Claude Ibert’e göre onun yaşam felsefesi “eylemin ve gizemciliğin ötesinde, masumluğun ve çocukluğun yeniden bulunması miti”dir. Gençliğinden itibaren çocukluğundan sürgün edilmiş hisseden Saint-Exupéry, onu eserlerinde yeniden yaşatır. Ibert’e göre “Küçük Prens ile Saint-Exupéry, asla yitirmediğine inandığı bu çocukluk dünyasını yeniden yaşatmaktan hoşnutluk duymuştur. Sadece rakamlara, kanıtlara, mantığa inanan budala büyük bir kişi olmasını önleyerek içinde daima yaşattığı çocuğun Saint-Exupéry’nin bir ‘eşi’nden başka biri olmadığı hemen fark edilmektedir.”

Saint-Exupéry, Küçük Prens’teki Bütün Resimleri Titizlikle Hazırlamıştı

Reynal & Hitchcock Yayınevi Küçük Prens kitabını çocuklar tarafından rahatlıkla taşınabilecek, kütüphaneler için uygun boyutlarda tasarlamıştı. Çocukların kolay okuyabilmesi için metin, iri puntolarla basılmıştı. Tek sütun hâlindeki metnin geri kalanını Saint-Exupéry’nin sulu boya çizimleri süslüyordu. Saint-Exupéry, Küçük Prens’teki bütün resimleri titizlikle hazırlamıştı. Bu resimler yalnız metni tamamlayıcı ve yorumlayıcı bir anlatım biçimi olarak değil; Küçük Prens’i, onun gezegenini, gülünü ve tilkisini tanıtmak amacıyla da tasarlanmıştı.

fil-yutan-boa küçük prens

Metinde sıklıkla resimlerden söz eden Saint-Exupéry, çizebildiklerinin ve çizemediklerinin yorumunu yapar, iyi çizemediğine inandığı zamanlarda okuyucusundan özür diler. Altı yaşında iken ormanlar üzerine okuduğu bir öyküden esinlenerek yaptığı çizimler, büyüklerce önemsiz görüldüğü için resim sanatından vazgeçmek zorunda kaldığını anlatır. Yandaki resmi çizip büyüklere gösterdiğinde herkesin bir şapka gördüğünü ama onun boa yılanı tarafından yutulmuş bir fil olduğunu anlamadıklarını büyük bir üzüntüyle dile getirir:

“Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamazlar, onlara durmadan açıklama yapmak da çocuklar için sıkıcı.”

Baobab ağacı küçük prens

Metinde dikkat çeken bir diğer çizim de baobab ağaçlarıdır. Baobaplar, Küçük Prens’in gezegeninde yetişen korkunç bitkilerdir. Cılızken gül fidanlarından ayırt edilemeyen bu bitkilerin her gün büyük bir titizlikle sökülüp atılmaları gerekir, aksi hâlde hızla büyüyen baobaplar her tarafı delik deşik edip gezegeni parçalayabilecek kadar güçlenirler. Küçük Prens, Dünya’yı ziyareti sırasında dost olduğu pilottan baobapları çizmesini ister:

“Çiz ki sizin oradaki çocukların kafasında bunlar iyice yer etsin. Yolculuğa çıktıklarında çok işlerine yarar. Kimi zaman bugünün işini yarına bırakmak sakıncalı değildir ama baobaplar söz konusu olunca felaket eninde sonunda gelir çatar.”

Küçük Prens ve Tilki

Küçük Prens, Dünya’ya ayak bastıktan bir süre sonra çölde bir tilki ile karşılaşır. Tilki, Küçük Prens’in başka bir gezegenden geldiğini ve dost aradığını öğrenir. Piliçleri avladığı, insanlardan kaçtığı tekdüze yaşantısını anlatır Küçük Prens’e. Ondan kendisini evcilleştirmesini ister.

– Yalnız evcilleştirdiğin şeyleri tanıyabilirsin, dedi tilki, insanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkânlardan. Ama dost satan dükkânlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar. Dost istiyorsan beni evcilleştir işte…”

Tilkiyi evcilleştiren Küçük Prens, ayrılık vakti gelince zorlanır. Veda sırasında tilki ile Küçük Prens arasında şu konuşma geçer:

– (Küçük Prens) hoşça kal, dedi.

– Hoşça git, dedi tilki. Vereceğim sır çok basit: insan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. kücük prens ve tilkiGerçeğin mayası gözle görülmez.

Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:

– Gerçeğin mayası gözle görülmez.

– Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır.

Küçük Prens unutmamak için tekrarladı:

– Uğrunda harcadığım zamandır.

– İnsanlar bu gerçeği unuttular, sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeyden sen sorumlusun. Gülünden sen sorumlusun.

– Gülümden ben sorumluyum.

 

Küçük Prens ve Gül

Küçük Prens’in çok sevdiği gülün gerçek hayatta Saint-Exupérynin çok sevdiği eşi Consuleo’yu temsil ettiği söylenir. Consuelo, kitapta yer alan kaprisli gül gibi sürekli korunmaya ve şımartılmaya ihtiyaç duyar.

“Böyle oyalanıp durma, sinirlerimi bozuyorsun. Madem gitmeye karar verdin, çek git o zaman!’ Çünkü ağladığının görülmesini istemiyordu. Öyle gururlu bir çiçekti ki…”

kücük prens- gül

Gezegeninde bıraktığı gülünün bir eşinin benzerinin daha bulunmadığına inanan ve gülüne olan bağlılığını onun eşsiz ve tek oluşuna yoran Küçük Prens, Dünya’da kendini baştan başa güller açmış bir bahçenin önünde bulunca şaşırır. Binlerce gülün hepsinin de kendi gülünün bir eşi olduğunu görür; gülünün eşsiz değil, sıradan bir gül olduğunu fark ederek çimenlere uzanıp ağlar. Ancak tilkiyle tanıştıktan sonra “evcilleşme” konusuna bakışı değişmiş ve gülünün onun için ne kadar önemli olduğunu anlamıştır.

“Siz benim gülüme hiç mi hiç benzemiyorsunuz. Şimdilik değersizsiniz. Ne sizi evcilleştiren olmuş ne de siz kimseyi evcilleştirmişsiniz. Tilkim eskiden nasıldı, öylesiniz. O da önceleri tilkilerden bir tilkiydi. Ama ben onu dost edindim, şimdi dünyada bir tane. Güzelsiniz ama boşsunuz. Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur. Yakınmasına, susmasına hatta böbürlenmesine kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o.”

Küçük Prens ve Yetişkinler

Kitabın çoğu bölümünde, özellikle Küçük Prens’in yurdundan ayrılıp altı ayrı gezegene yaptığı gezilerin anlatıldığı bölümlerde bazı tipik yetişkin yaşam biçimleri eleştirilir. Küçük Prens’in ziyaret ettiği her gezegende sadece tek bir yetişkin yaşar. Küçük Prens onları yakından tanımak, anlamak için onlara sorular sorar. Altı ayrı gezegende yaşayan altı ayrı karakterin altı ayrı uğracı olsa da ortak noktaları içe dönüklük ve yalnızlıktır. Hiçbir şeye, hiç kimseye ve bu yüzden de kendilerine bile bir yararları dokunmaz. Kitap boyunca büyüklere verilmek istenen mesajların en önemlisi ise insanların yaşamları boyunca gereksiz ayrıntılarla uğraşırken asıl güzellikleri ıskalamalarıdır.

Gezegenlerden birinde tanıştığı sarhoş ve Küçük Prens arasında şu konuşma geçer:

“Küçük Prens dizi dizi boş ve dolu şişeler arasında ses etmeden duran sarhoşa sordu: küçük prens- sarhoş adam

– Ne yapıyorsun?

– İçiyorum, diye karşılık verdi sarhoş. Sesi hüzünlüydü.

– Niçin içiyorsun?

– Unutmak için.

Onun durumuna üzülmeye başlayan Küçük Prens,

– Neyi unutmak için? diye sordu.

Sarhoş başını önüne eğerek içini döktü.

– Utancımı unutmak için.

Küçük Prens ona yardım etmek istiyordu ama sarhoş kesin bir sessizliğe gömülerek konuyu kapadı:

– İçmekten utanıyorum.

Küçük Prens iyice şaşırmıştı, oradan uzaklaştı.

‘Büyükler gerçekten çok, çok tuhaf oluyor,’ diye düşündü yol boyunca.”

Antoine de Saint-Exupéry

saint-exupery küçük prensSaint-Exupéry 29 Haziran 1900’de Fransa’nın Lyon kentinde beş çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz dört yaşındayken babasını kaybetti. Okulda pek başarılı bir öğrenci değildi. On iki yaşında uçmaya karşı delice bir tutku geliştirdi. Liseyi bitirdikten sonra pilot olmayı çok istemesine rağmen annesinin isteğiyle denizcilik okuluna gitti. On dokuz yaşında Ecole des Beaux-Arts’ta mimarlık fakültesine başladı. İki yıl sonra orduya çağrılınca eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Askerlik görevini Fransız Hava Kuvvetleri’nde yaptı, Strazburg’da pilotluk eğitimi aldı. Bir süre Paris’te bir ofiste kamyon satıcısı olarak çalıştıktan sonra 1926 yılında Toulouse ve Dakar arasında sefer yapan bir posta uçağında pilot olarak göreve başlayınca uçmaya geri döndü. Uçuş deneyimlerini anlattığı ilk romanı Güney Postası’nı bu dönemde yazdı. Çalıştığı hava yolu şirketinin Arjantin bölge sorumlusu olarak atanınca Arjantin’e yerleşti ve ikinci romanı Gece Uçuşu’nda bu yılları anlattı. Paris’te hayatının aşkı Consuelo ile tanışıp kısa süre içinde onunla evlendi.

1935 yılında hız rekoru kırmaya çalışırken uçağı arızalanınca bir bedevi onu buluncaya kadar ıssız Sahra Çölü’nün ortasında dört gün kaldı. 2. Dünya Savaşı’nda Fransa, Almanlar tarafından işgal edilince komutanların sağlık durumunun iyi olmadığını söylemelerine rağmen askere yazıldı. Fransa, Almanlara yenilince hayatında yeni bir başlangıç yapmak için ABD’ye geçti ve burada büyük ilgi uyandıran Dünya ve İnsanlar ile Savaş Pilotu adlı kitapları kaleme aldı. New York’ta kaldığı bir otelde bir gece ufak tefek çizimler yaparak Küçük Prens’i yazmaya başladı ve dostu Leon Werth’in çocukluğuna armağan etti.

Antoine-de-Saint-Exupéry küçük prens

Keşif uçağıyla Korsika’dan havalandı ve Alman bir pilotun hedefi oldu

ABD’de yaşamasına rağmen aklı devamlı Fransa’daki savaşta kalan Saint-Exupéry, ABD ordusuna katıldı ve yüzbaşı rütbesiyle Kuzey Afrika’ya gönderildi. 31 Temmuz 1944’te görevli olduğu keşif uçağıyla Korsika’dan havalandı ve Marsilya semalarında Alman bir pilotun hedefi oldu. 1944 yılında kaybolan uçağının enkazı, 2000 yılında Marsilyalı bir balıkçının uyarısıyla Atlantik kıyılarında bulundu. Ölümünden altmış beş yıl sonra Hors Rippert adlı Alman pilotun yazarın kullandığı uçağı düşürdüğünü itiraf ederek “İçinde kim olduğunu bilseydim ateş etmezdim,” dediği söylenmektedir.

(Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry, Çev. Tomris Uyar, Can Yayınları, 1995)

* Vichy Hükümeti: İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Fransa’yı mağlup etmesinden sonra Fransa’nın Vichy kentinde kurulan, Almanya’ya bağımlı ülke.

 

Sevgi Ekicigil

www.sevgiekicigil.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)