KURDUĞUMUZ HAYALLERE DİKKAT!

Fenni-Edebiyat-seda-uyanıkJules Verne, bilimkurgularında denizaltılardan, uzay gemilerinden haber verirken bizde de bilimkurgu vardı; Ankara’ya girenler röntgen cihazıyla karakterine, kimliğine göre sınıflandırılıyordu. Herkes hayal ettiğine kavuştu; Batı yüksek teknolojiye, biz insanları sınıflandırmaya… ‘Fenni Edebiyat’, bu coğrafyadaki bilimkurgunun izlerini sürüyor.

‘Osmanlı Bilim Kurgusu: Fennî Edebiyat’; kapsamlı bir araştırma olmasının ötesinde, bu kitabın asıl önemi, iddia etmeyip soru sormasından kaynaklanıyor. Yani bizim halk olarak pek de alışık olmadığımız bir şeyi yapıyor! “Acaba Osmanlı’da bilimkurgu var mıdır?” diye soruyor, kitap boyunca da bu soruya cevap bulmaya çalışıyor.

Hasan Rûşenî Barkın, Refik Halit, Abdülhak Hâmid, Yahya Kemal, Behlül Dânâ, Ahmet Mithat, Molla Davudzade Mustafa Nâzım, Celal Nuri gibi isimlerin yapıtlarına bakarsak, 19. yüzyıl sonu ve erken 20. yüzyıl’da, edebiyatımızda bir bilimkurgu kıpırdanması olduğunu ve pek de devam etmediğini görürüz.

O dönem Fennî Edebiyat diye adlandırılan bilimkurgunun edebiyatımıza iyi kötü yansımasının temejules-vernel nedeni Batılılaşma ve Batı ilmini Osmanlı’ya nakletme hevesiyse, özel nedeni de Jules Verne’dir bana göre. Dünya edebiyatını çok yoğun biçimde etkileyen ve dönemin bilimsel gelişmelerine neredeyse öncülük eden Verne, 1875’ten itibaren bizde de çevrilmeye başlanmış ve okurun yoğun ilgisiyle karşılaşmıştır. Tabii ki bilimkurgu yazarı olarak değil; fennî masal yazarı olarak! Genel anlamda Osmanlı uleması bu yeni tarza ihtiyatlı yaklaşırken, “Bu gibi eserler hakâyık-ı fenniyyeyi hikâye suretinde tasvir ettiklerinden tatlı tatlı okunur” (Osmanlı Edebiyatı Numuneleri-1894) diyenler olduğu gibi,  Ahmet Mithat daha da ileri gitmiş, ‘Roman ve Romancılık Hakkında Mütâlaamız’ adlı yazısında, hayal ve hayalî olanla üretilen bir gerçekliği savunduğu için Jules Verne’nin Emile Zola’dan üstün olduğunu söylemiştir.

İLMİN BEŞİĞİ ABD

Konunun bir ilginç tarafı da, Ahmet Mithat’ın ‘Fennî bir Roman Yahut Amerika Doktorları’ adlı yapıtıyla beraber ilk örnekleri verilen Fennî Edebiyat’ın, yüzünü Avrupa’ya değil de ABD’ye dönmüş olmasıdır. Bilimin geliştiği ve yayılacağı yerin ABD olacağı düşüncesi hâkimdir. Benzer biçimde Refik Halid Karay’ın ‘Hülya Bu Ya…’ adlı metni de ‘Bir Amerikalı seyyahın Ankara’ya dair müşehedatı’ altbaşlığıyla yayınlanmıştır ve teknoloji bağlamında yüzümüzü ABD’ye döndüğümüzü gösteren örneklerden biridir.

fenni-bir-roman-yahut-amerika-doktorlari-Ahmet-Midhat-Efendi

Bu dönem ütopyalarında (edebiyata daha çok rüyada geleceğin görülmesi biçiminde yansıyor) Batı sömürgeciliğinin İslam’ın yaygınlaşmasıyla birlikte yok olacağı öngörülüyor. Osmanlı’nın gelecek tahayyüllerinde bile gayrimüslimlerin olmadığı bir ülke hayal ediliyor. Örneğin Hasan Rûşenî Barkın’ın ‘Rûşenî’nin Rüyası’ adlı yapıtında, Haliç’te halkın ahlakını bozan bir mahalle ve kiliseden söz edilir. Gelecekte bu mahallenin kaldırılmış, yerine bir bahçe yapmış olduğunu görürüz. Bahçe de ‘ahfada büyük bir ders tarihini vermek için’ maymun, tilki, kurt, domuz, çakal gibi ‘iğrenç’ ve ‘vahşi’ hayvanlar ile doldurmuştur. Kilisede ise bir zamanlar patriğin oturduğu kıymetli koltuğun üzerine bir engerek yılanı oturtulmuş ve koltuk camekân içine alınmıştır.

Bu açıdan baktığımızda, tarih boyunca karşı kaşıya gelinen ve sürekli savaşılan Hıristiyan Avrupa’nın yerine ABD’nin yüceltilmesi ve gelecek tahayyüllerinde örnek alınması gayet doğal görünüyor.

Uzun lafın kısası, edebiyatın ve bilimkurgunun yol gösterici özelliği burada da karşımıza çıkıyor. Avrupa eksenli Batılılaşma çabalarına karşı Demokrat Parti döneminden itibaren başlayan ve günümüzde hızla ilerleyen ‘Küçük Amerika’ olma özleminin ve politik açılımlarının siyasi-ekonomik nedenleri araştırılırken, Osmanlı fennî edebiyatına şöyle bir göz atmak bile birçok veriyi gözler önüne serebilir.

ago-pasa-nin-hatirati-refik-halid-karayElbette konu hülyalar ve rüyalar olunca, özlemlerin işin içine girmesi de kaçınılmaz olur. Refik Halid Karay’ın ‘Hülya Bu Ya…’ adlı yapıtı başta olmak üzere, birçok metinde geri kalmış Avrupa, ABD karşısında teknolojik olarak alıp başını gitmiş bir Osmanlı ya da Türkiye ile karşılaşırız. Örneğin otomobille şehre gitmek isteyen ABD’li seyyaha rehber güler; çünkü Ankara’da otomobile gerek yoktur, yollar kendiliğinden hareket etmekte, sizi istediğiniz yere götürmektedir.

Teknolojide bu denli ileri giderken maneviyatı bir kenara bırakmamış olmamız da dikkate değer. Polisler şehre giren herkesin röntgenini çekmekte ve ruhun röntgenini çeken bu cihaz sayesinde insanları seciyeli (karakterli) ve seciyesiz olarak ikiye ayırmakta, tahmin ettiğimiz gibi seciyesiz olanları şehre sokmamaktadır.

HERKES HAYALİNE KAVUŞUYOR
Bu tür araştırma kitapları, bir yandan çeşitli çalışmalarda yararlanabileceğimiz bir kaynaktır, diğer yandan kendi tarihimize ve bulunduğumuz konuma bakmak açısından yol gösterme özelliği taşır. Bu değerli kitabı okurken ister istemez edebiyat-hayat çerçevesinde bir karşılaştırma yaptım. Jules Verne ‘Aya Seyahat’te, dünya dışına çıkarken yerçekimini etkisiz kılacak bir hıza ulaşmaktan söz etmiş, ‘Ayın Çevresinde’ adlı romanında ağırlıksızlığın yarattığı etkiyi gerçeğe tıpatıp uyan biçimde anlatmış, uzay gemisinin ateşlenişini ve Pasifik Okyanusu’na inişini ayrıntılarıyla göstermişti. Anlattıkları gerçek oldu. Hatta 1969’da Apollo 11’in indiği yer, Jules Verne’in romanındaki uzay gemisinin indiği yerden sadece birkaç mil uzaktaydı. ‘Deniz Altında Yirmi Bin Fersah’ta, henüz denizaltının ve oksijen tüpünün bilinmediği bir dönemde Kaptan Nemo’nun Nautilus adlı denizaltısıyla tanıştırmıştı bizi.

Jules-verne-kitaplari

Sonra bunların hepsi birer birer gerçek olduğu gibi, bilim ve teknoloji hız kesmedi, uzay teknolojisinden bilgisayar teknolojisine, oradan genetik gelişmelere doğru akılalmaz bir hızla ilerledi dünya.

Demek ki, insan ne yapıp ediyor, hayallerine kavuşuyor. Bizim fennî edebiyatımıza baktığımızdaysa, gayrimüslimlerden arındırılmış bir İstanbul’u ve insanları seciyeli ve seciyesiz olarak ikiye ayırabilecek bir cihazı hayal ettiğimizi görüyoruz. Eh, biz de kendi kurduğumuz hayallere kavuştuk sonunda. İstanbul’daki gayrimüslimler yok denecek kadar azaldı, cihaz icat edemedik ama siyasi olarak insanları dindarlar-tinerciler, alkol içenler-ayran içenler diye sınıflayacak bir mekanizma geliştirdik. O yüzden, kurduğumuz hayallere dikkat etmemiz gerekiyor.

ALTAY ÖKTEM

altayoktem@gmail.com

(Bu yazı 17 Mayıs 2013 Günü Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

3 Comments

  1. elif aydın says:

    Güzel tespitler….

  2. Salih says:

    Bundan 100 yıl önceki hayalgücü > ve şimdi olanlar
    sanırım daha da geriye gideceğiz ..

  3. Atlas says:

    Kurdugumuz hayyellere dikkat etmeden ozgurce herseyi dusunebilme dile getirebilme cesaretimiz olmali. Su siralar yasananlar bu ozgurlukler icin!

Yorum Yapmasam Olmaz :)