KÜTÜPHANENİZDE YER AÇIN, BEKLENEN OLDU

Antoloji: (isim, edebiyat) Seçki – Türk Dil Kurumu sözlüğünden

“Antoloji” veya Yunanca aslıyla ανθολογία (antolojya) veya Latince Florilegium, günümüzde edebiyat anlamında, biri tarafından seçilen ve bir araya getirilen edebi eserlere ve pasajlara verilen isimdir. Dilimize de “antoloji” ve “seçki” olarak yerleşen kelimenin hem Yunanca hem de Latince asılları ise “toplanıp bir araya getirilen çiçekler” anlamını taşır; bir bakıma, “buket” veya “demet.” Ne kadar güzel değil mi? Elbette buketin Fransızca, demetin ise Rumca kökenleri bulunduğundan Türkçeye geçişi esnasında “seçki” kelimesinin kullanımı, “demet” veya “buket” kelimesinin ise tercih edilmeyişi tartışılabilir. O tartışmayı dilin uzmanlarına ve akademisyenlere bırakalım.

OKUR PUSULASI OLARAK ANTOLOJİLER

İyi bir editörün elinden çıkan antolojilerin, günümüzde, özellikle okur odaklı faydalarına değinmemek olmaz. Her şeyin daha hızlı ve topluca üretilebildiği bir çağda, geçmişten gelen birikimi de göz önüne alırsanız, artık okur olarak işimizin hiç de kolay olmadığını, yazılı her metni okumaya ve incelemeye kimsenin ömrünün yetmeyeceğini, bu nedenle belirli alanlarda özel inceleme ve araştırma yapan insanlara ihtiyaç duyduğumuz gerçekleriyle karşılaşırız. Antolojilerin birinci yararı elbette bu yöndedir. Belirli bir alanda, yetkin bir el tarafından, pek çok eser arasından seçtiklerini, bir çiçek demeti halinde önünüze sunarlar. Bir birikime ve göze ulaşmanızı kolaylaştırırlar. Okur odaklı ikinci yararı, sunulan demetin içerisinden bir eseri ve/veya yaratıcısını merak etmenize ve devamını araştırmanıza olanak sağlamalarıdır. Yani bir bakıma bizlere “tanışma” fırsatı armağan ederler. Daha nadir olarak da bazen öyle antolojiler gelir ki kelimelerle tam üstüne basamazsınız, etrafında dolaşamazsınız, bütün varlığı tek vücuttur, onlarca olgunun tek olguluk özetidir sanki… Kimlik ve canlılık sahibidir. Ancak bu şekilde editörler yüzyılda birkaç kez yetiştiklerinden, antolojilerin sayıları da oldukça azdır. babil-kitapligi-Jorge-Luis-BorgesYeni bir ufkun işaretçileridir. Okurun kütüphanesinin değişmez parçalarıdır. Ne münasebet, efendim? Süs olarak dursun diye değil elbette, tekrar tekrar açıp yeni bir şeyi keşfetmek için.

Örnekleyelim: Jorge Luis Borges’in Babil Kitaplığı (La biblioteca de Babel) öyküsünden yola çıkarak, aynı isimle ve öncülüğünde sürdürülen antolojiyi (Dost Kitabevi seriyi dilimize kazandırıyor) okumadan önce okur farklıdır, okuduktan sonra farklıdır. Derler ki bir kişinin kütüphanesine bakarak, deneyimleri ve birikimi hakkında bilgi edinebilirsiniz. Okuduktan sonra her okur bilir ki bu antolojiyle karşılaşmamış ve her yönüyle ele almamış herhangi biriyle öykücülüğün belirli yönleri üzerine yapılacak bir tartışma veya sohbet, nafile bir çabadır. Gel gelelim, bu şekilde özel antolojilerin sayısı oldukça sınırlıdır. Elbette kendi içlerinde eksiklikleri de mevcuttur ve gelişmeye müsaittirler…

BEKLENEN OLDU

Beklenen oldu, nihayet Türkçe tercümesiyle, kitaplıkların vazgeçilmez parçalarından biri olacak değerli bir antoloji daha raflara giriyor. Grafik Kanon’dan bahsediyoruz şüphesiz. 2. cildi de tercüme edildi ve Kolektif Kitap tarafından okurlara sunuldu. Uyarı: Yazı aslında burada bitti, yazının bundan sonrası Grafik Kanon’u henüz duymamış, ne olduğunu merak etmekte olan okur ve ek birkaç kitap tavsiyesini yakalamak isteyen, köşenin düzenli okuru içindir.grafik-kanon1

Toplamda 3 ciltten oluşan dev antoloji Grafik Kanon, özetle medeniyetin ilk çağlarından günümüze kadar geçen sürede, dünyanın dört bir ucundan yazılı ve sözlü edebiyattan seçme eserlerin, birbirinden farklı tarzları ve çizimleriyle yine dünyanın dört bir yanından çizerlerle buluşturan bir antoloji. Yaklaşık beş yüzer sayfadan oluşan üç dev cilt boyunca Gılgamış Destanı’ndan başlayarak 190 edebiyat eseri yüzden fazla sanatçının uyarlama, anlatım ve imgelemesiyle karşılaşıyor. Sadece çizgi-roman sanatçılarının değil, grafik tasarımcıların, ressamların da uyarlamaları göz dolduruyor. Çizgi-roman uyarlamaları ağırlık taşıyor şüphesiz, ancak bunun yanı sıra öykü, şiir ve söylencelerin, tablolara, illüstrasyon ve kolajlara farklı tarzlarda aktarımı antolojiyi görsel bir şölene çeviriyor. Bir kitapçıda fırsat bulabilirseniz, özellikle 1. ciltte Mevlana’nın Yedi Öğüt’ünü uyarlayan Öğünç Ersöz’ün çalışmasını ve 2. ciltte Maxon Crumb’ın E. A. Poe için yaptığı çizimleri inceleyiniz. Antoloji, editörü Russ Kick’in tercihleri doğrultusunda bir edebiyat tarihinin kısmen izini sürmesinin dışında, asıl değerini, farklı tarzlarda çalışan sanatçıları bir arada okuyucuya tanıtma şansı yarattığı için kazanıyor. Sanatçıların uyarlamalarının bir kısmı antoloji için özel olarak ilk kez yapılmışken, bir kısmı daha önceki çalışmalarını kapsıyor. Okurun herhangi bir sanatçıyla karşılaşıp, diğer işlerini de merak ederek yönlenmesi oldukça muhtemel. Aynı şekilde herhangi bir şekilde daha önce karşılaşmadığı bir edebiyat eserinin de devamını veya yazarının diğer çalışmalarını merak etmesine yol açıyor. Antolojide bulunan eserler üzerindeki bilgi derecenize göre her iki şekilde de yararlanabileceğiniz gibi, sadece uyarlamaların keyfine varmanız da mümkün.

METİN SEÇİMİ VE SANSÜR

Antolojide yazılı edebiyatın dışında sözlü halk edebiyatı da yer buluyor. Uyarlamalar için hiçbir türe indirgeme ve sınırlama söz konusu olmaması da ayrı bir artı olarak karşımıza çıkıyor. İnsanların aklına çizgi uyarlama dendiğinde ilk olarak öyküler, masallar ve destanlar gelir. Ancak Grafik Kanon çizgiyi çekmiyor, şiirlerin, yazıtların, söylencelerin de uyarlamalarıyla çok yönlü bir edebiyat lezzetini sunma gayretini taşıyor. Elbette kimi öyküler, antolojiye dâhil edilmek için oldukça uzun olduğundan, zaman zaman özetleme grafik-kanon2veya eserin tamamından bir pasajın seçilmesi yoluna gidiliyor. Metinlerin orijinalinden ise hiçbir şekilde sapmaya yer verilmiyor. Antolojiye dâhil edilen her eserin öncesinde editörün kısa takdim yazısı bulunuyor –ki pek çok açıdan oldukça bilgilendirici. Bu yazılarda, eserin neden tercih edildiği, hangi tercümeden ve kaynaklardan faydalanıldığı bilgileriyle beraber sanatçı tercihi, sanatçının kendisi ve çalışması hakkında bilgiler de bulunuyor. Daha önce sansürlenmiş versiyonları daha çok bilinen pek çok eserin sansürlenmemiş versiyonları tercih ediliyor. Elbette sansürün yanı sıra daha önce herhangi bir düzenlemeden geçen eserlerin neden düzenlendiği ile alakalı tam bir bilgi bazen eksik kaldığından, düzenlemeye uğramayan versiyonların tercih edilmesi bazı eserler için tartışma konusu olabilecektir. Ancak bu genel tutum, antolojinin bir kimliği halinde bulunduğundan ve çoğu metnin aslıyla karşılaşmanın şüphe götürmez şekilde deneyimli okura daha doyurucu bir serüven sunacağının bilinciyle, genel anlamda doğru tercih yapılmış gibi duruyor. Örneklemek gerekirse, Dostoyevsky’nin Raskolnikov’undan bu yana edebiyatta vicdanıyla en fazla boğuşan, Mark Twain’in unutulmaz karakteri Huck Finn’i konu alan Huckleberry Finn’in Maceraları, ilk kez sansürlenmeden Twain’in yazdığı haliyle uyarlanıyor. Twain kitabı yazdığında, dönemin dilini kullanıyordu ve dolayısıyla “zenci” kelimesi sıklıkla geçiyordu. Günümüzde ise İngiliz dilinde “zenci” (nigger) hakaret sayılan bir kelime olduğundan uyarlamalarda sansürlenmiştir.

190 eseri, yazarları ve sanatçıları listelememiz yer nedeniyle elbette imkânsız. Kısaca değinirsek, Mayaların Popol Vuh’u, Tevrat’tan, Yeni Ahit’ten dine yönelik metinlerden, Konfüçyus’tan, Mevlana’dan, Homeros’dan, 1001 Gece Masallarından, Gılgamış ve Mahabharata gibi destanlardan, oyunlardan, otobiyografik yazılardan, günlüklerden, şiirlerden, öykülerden, roman parçalarından, Shakespeare’den, Voltaire’den, William Blake’den, Marry Shelley’den, Grimm Masallarından, Jane Austen’den, Poe’dan, Lewis Carroll’dan, Charles Dickens’tan, Oscar Wilde’dan, Nietzsche’den, Rimbaud’dan, Tolstoy’dan ve daha nicelerinden oluşma bir antoloji bu. Sanatçıları ise Will Eisner’dan Tori McKenna’ya, Elizabeth Watasin’den Andrzej Klimowski’ye geniş ve rengârenk bir yelpazeyi barındırıyor. Giriş yazısında şöyle diyor Russ Kick: “Gayet bariz bir fikir gibi görünüyordu ama daha önce kimse bunu yapmamıştı: Romanlar, kısa öyküler, şiirler, tiyatro oyunları, otobiyografiler, konuşmalar, mektuplar ile bilimsel, felsefi ve dini metinlerin dâhil olduğu, yüzyılları, ülkeleri, dilleri, türleri kapsayan devasa, tuğla gibi bir kitap yaratmaktı amacım.” Kolektif Kitap’ın tercüme için birden fazla (şu ana kadar on) tercümana her bir uyarlamayı bölüştürmesi ise antolojinin ruhuyla kaynaşıyor.

BİR DEVİN DOĞUŞU

Russ-KickAntolojinin editörü Russ Kick, bir gün bir kitapevinin çizgi roman reyonunda dolanırken, Franz Kafka’nın Dava’sının Mairowitz ve Montellier tarafından yapılmış uyarlamasıyla karşılaşır. Elbette Russ Kick, bunu açıkça ifade etmiyor ancak, belirli tarihlere kadar çeşitli edebiyat eserlerinin çizgi roman uyarlamaları ne yazık ki tam bir fiyaskodur. Çoğunlukla sadece çocukları edebiyatla tanıştırmak üzere üretilmişlerdir, edebi metinleri basitleştirmişler, yer yer çocuklar için sansürlemişler, çizgi-roman sanatının estetik ve derinliğinden bihaber şekilde hazırlanmışlardır. Daha da kötüsü yıllar boyunca bu tip kötü uyarlamalar sebebiyle çizgi-roman sadece çocukken ilgilenilebilecek, ancak çocukların okuyabileceği bir sanat olarak görülmüştür. Özetle çizgi-roman sanatının imajına en az süper kahramanlar kadar (hepsi değil elbette, derinliksiz ve basit kurgulu olanlarından bahsediyorum), hatta daha fazla zarar veren şey kalitesiz uyarlamalardır. Russ Kick, Mairowitz ve Montellier’in uyarlamasından bir hayli etkilenir ve son yıllarda oldukça fazla iyi uyarlamanın yapılmış ve yapılmakta olduğunu fark eder. Çizgi-roman ve uyarlama ilişkisini, çizgi-romana artan ilgiyi, yıllar içinde başkalaşımların ve ilk-tip örneklerin yarattığı soru ve analiz ihtiyaçları için, şiddetle önereceğim kitap Aaron Meskin’in editörlüğünü yaptığı, pek çok sanatçı ve akademisyenin yazılarından oluşan “The Art of Comics: A Philosophical Approach”tır (henüz tercümesinin bulunmaması büyük bir kayıptır, çizgi roman çevresinde şekillenen felsefi sorunlara eğilen ilk antolojidir ve özellikle kitabın beşinci bölümünde konu edinen, görsel ve metin arasındaki ilişkiye yönelik görüşler çarpıcıdır). Russ Kick bu keşfinin ardından, hiç kimsenin şu ana dek bu uyarlamalardan, yapılmamış olanları da sipariş vererek bir antoloji çıkarmadığını fark eder. Olan olmuştur artık, kendisiyle aynı vizyonu paylaşan bir yayıncı bulur ve Grafik Kanon’un ilk adımı atılmış olur.The-Art-of-Comics-A-Philosophical-Approach

Üçüncü cildinin de tercüme edilmesiyle tamamlanacak olan serinin, üçüncü cildinde bizleri, Umberto Eco’nun “Foucault  Sarkacı”ndan, George Orwell’in “1984”üne, Sigmund Freud’un “Rüyaların Yorumu”ndan, Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünyası”na, Jack Kerouac’ın “Yolda”sından Hermann Hesse’nin “Siddharta”sına daha onlarca harika uyarlamanın beklediğini hatırlatalım. Yıllar boyunca saklanıp korunacak, tekrar tekrar keşifler için açılacak bu muazzam antolojiyi, belki büyük bir risk de alarak okurlara sunan (baskı kalitesi ve tercümelerin de oldukça başarılı olduğunu ekleyelim), henüz yeni sayılabilecek bir yayınevi olmasına karşın tam anlamıyla yayıncılık dersi veren Kolektif Kitap’a okurlar olarak ne kadar teşekkür etsek az. Umut belki… Ülkemizde de bu kadar yetişmiş ve yetenekli görsel sanatçı varken, sadece Türk edebiyatına yönelik görsel bir antoloji de bir gün hazırlanır mı dersiniz? Güzel olmaz mıydı?

Haftaya görüşmek dileğiyle…

(Grafik Kanon Cilt 1 ve 2, Antoloji, Kolektif, 482 ve 500sf.)

M. Salih KURT

mustafa.salih.kurt@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)