MOZART: FİLARMONİNİN YOKSUL ŞÖVALYESİ

İlk bestelerini beş yaşında yazmış, altı yaşında Saray Konserleri’ne başlamış, on dört yaşında ilk operasını sahnelemiş ve yine o yaşta Papa’dan Şövalye nişanı almıştı. Milano seyircisi onu “il cavaliere filarmonico” (Filarmoni Şövalyesi) diye çağırıyordu. O, Mozart’tı.

Mozart

On sekizinci yüzyıl Avrupa’sında İngiltere ve Fransa uluslaşma sürecinde önemli adımlar atmışlar ve devletlerini büyük ölçüde merkezileştirmişlerdi. Böyle bir siyasi ortamda artık derebeylerin otoriteleri kırılmış, tüm taşra, merkeze belirgin bir itaat gösterir hale gelmişti. Böylece bu ülkelerde en önemli saraylar Londra ve Paris’teki kral sarayları olmuş, dolayısıyla sarayın ihtiyaç duyduğu müzisyenler de kendilerine en çok bu iki kentte iş bulabilmiş ve kendilerini bu sayede geliştirebilmişlerdir. Oysa aynı yüzyıl içerisinde İtalya ve Almanya’da henüz ulusal birlik kurulamamıştı ve iki ülke de minik prenslikler halindeki örgütlenmelerini merkezi ve ulusal bir devlete dönüştürmeyi ancak on dokuzuncu yüzyılda başarabileceklerdi. Çok küçük pek çok prenslikten oluşan bu topraklarda İngiltere ve Fransa’nın aksine yalnızca ulusal başkentlerde değil, her prenslik şatosunda bir saray orkestrasına ihtiyaç duyuluyor ve bu orkestralar aynı zamanda siyasi iktidarın bir göstergesi olarak da görüldüğünden önemseniyordu. Bu durum da hem saray orkestraları arasında bir rekabete yol açıyor hem de çok daha fazla sayıda müzisyen için bir geçinme ve gelişme ortamı yaratıyordu. İşte bu yüzden on sekizinci yüzyıl müziğinde Alman ve İtalyan besteciler ön plana çıkarken, İngiliz ve Fransız besteciler yeterince başarı sağlayamamışlardır. Bu dönemin en ünlü müzisyenleri olan Bach’ın Leipzig, Mozart’ın Salzburg ve Beethoven’ın da Bonn gibi taşra kentlerinde çok verimli yapıtlar verebilmelerinin nedeni de işte bu ademi merkeziyetçi yapıdır. 

AVRUPA’YI FETHEDEN ÇOCUK

Wolfgang Mozart 1756’da Salzburg’da, Salzburg Sarayı’nda saray besteciliği ve aynı zamanda Saray Şapel’inin maestro yardımcılığını yapan bir babanın oğlu olarak doğdu. Babası Leopold Mozart’ın Keman üzerine kaleme aldığı kitap da uzun yıllar boyunca Avrupa’da temel başvuru kaynakları arasında sayılmıştır. Dolayısıyla küçük Wolfgang’ın büyük yeteneği keşfedilebilmek için uygun bir aileye sahipti.  Kısa parçaları dört yaşındayken klavsenle kusursuz şekilde çalmaya başlayan Mozart, beş yaşında ilk bestelerini verdi. 

 Mozartın-kucukluguOnun bir “harika çocuk” olduğu artık anlaşılmıştı fakat Salzburg bu deha için çok küçük ve periferide bir yerdi. Mozart’ın dünyaya açılması gerekiyordu. İşte bu noktada babası devreye girdi ve küçük Mozart bir harika çocuk olarak neredeyse tüm Avrupa’yı babasıyla dolaşarak tüm saraylarda konserler vermeye başladı. İlk olarak altı yaşında Münih Sarayı’nda konser veren Mozart, aynı yıl içerisinde Viyana Sarayı’nda İmparator tarafından kabul edilmiş ve çok başarılı geçen konserinin ardından İmparatoriçe ise Mozart’a pek çok hediyeler vermişti. Ertesi yıl Almanya’nın pek çok kentinde konserlerine devam eden Mozart, Paris’te Fransa Kralı’na çalmış ve burada dört yapıtı basılmıştı. Sekiz yaşında ise Londra’da İngiltere Kralı’na üç konser vermişti. Salzburg’a dönüş yolunda Mozart çağrılar üzerine Hollanda’da konserlerine devam etmiş, bunu İsviçre’deki konserler izlemiştir. Bu dönemin neredeyse pek çok Avrupa gazetesi günlerce Mozart’ı yazmış, Avrupa bu küçük harika çocuktan bahsetmiştir. Fakat tüm bu konser trafiği Mozart ailesinin ülkeler arası seyahatlerinde ve konaklamalarında harcadıkları parayı karşılamadığı için, çocuk Mozart’ın büyük yeteneği maddi imkansızlıklar yüzünden yeniden baba Mozart’ın daimi işinin olduğu kente, Salzburg’a sıkışıp kalacaktır. 

 İLK BAĞIMSIZ MÜZİSYEN

Mozart

On dört yaşında Viyana Sarayı için yazdığı ilk operası Salzburg’da sahnelenen Mozart, aynı yıl Roma’da Papa’dan Altın Mahmuz Şövalye Nişanı almış, Bologna’da da ünlü Accademia Filarmonica’ya kabul edilmiş, Milano’da sahnelenen bir başka operaya imza atmıştır. Mozart bu başarılı İtalya yılının ardından ikinci adı olan Theophilus’i İtalyanca çevirisi olan Amadeus (Tanrı’nın Sevdiği) olarak kullanmaya başlamış ve o tarihten itibaren Wolfgang Amadeus Mozart olarak anılmıştır. Fakat bunca yeteneğine ve şöhretine rağmen Mozart bir türlü bir Avrupa Sarayı’nda daimi bir iş elde edememiş ve bu nedenle de her başarılı turnesinin ardından yine zorunlu olarak Salzburg’a dönmek zorunda kalmıştır. 

 Salzburg’da yirmi üç yaşında Salzburg Prensi’nin orgculuğuna atanan Mozart, Salzburg’da iyice mutsuzdur, yeteneği burada kabul görmemekte, yemeklerde uşaklarla aynı masaya oturtulmakta, sıradan bir saray hizmetkarı olarak algılanmaktadır. Mozart babasının itirazlarına rağmen Salzburg’daki hazır işinden istifa eder ve Viyana’ya giderek burada kendisine riskli bir yol seçer. Mozart’tan önce hiçbir besteci bir saraya bağlı olmaksızın, yalnızca serbest çalışarak geçinmeyi denememiştir. Bu anlamda Mozart bağımsız bir müzisyenin ilk örneği olarak Viyana’ya taşınır ve bu isteğinin bedelini de yaşamının sonuna değin para sıkıntısı çeken bir deha olarak öder fakat ödülünü de o güne değin yazılmamış, yazılamamış ve sonra da yazılamayacak olan muazzam besteleri yaratarak alır. Peşpeşe Zaide, Saraydan Kız Kaçırma, Figaro’nun Düğünü, Kadınlar Böyle Yapar ve Sihirli Flüt gibi olağanüstü operalar yazacaktır. Yığınla borç içinde, otuz beş yaşında hayata gözlerini kapattığında geride 600’den fazla yapıt bırakmış olan Mozart’ın, o dönemin her yoksulu gibi toplu bir mezara gömüldüğü için mezarının nerede olduğu bilinmemektedir. 

mozart-hakkında-kitaplar

 İKİ MOZART PORTRESİ

Ülkemizde geçtiğimiz ay içerisinde iki adet Mozart biyografisi birden yayınlandı. Yapı Kredi Yayınları’nın yayınladığı “Mozart – Tanrıların Sevdiği” Michel Parouty tarafından kaleme alınmış. Derli toplu bir şekilde yazılmış bu biyografinin içerdiği nadir bulunan resimler ve baskı kalitesi, yapıtı diğer Türkçe Mozart biyografilerinden bir adım öne çıkarıyor. Bununla birlikte Can Yayınları’ndan ikinci baskı olarak çıkan ve Aydın Büke tarafından yazılmış olan “Mozart Bir Yaşamöyküsü” daha kapsamlı ve daha iyi kurgulanmış bir metin.

Yalın ALPAY

yalin@yalinalpay.com

( Bu yazı 15 Şubat 2013 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.) 

Yalın Alpay’ın diğer Çivi yazıları için

Yorum Yapmasam Olmaz :)