MUNRO KARTLARINI AÇTI OKUMA SIRASI SİZDE

Bir Alice Munro öyküsünde karşınıza ne çıkacağını bilemezsiniz.

Kartlarını teker teker açar yazar ve her kart öykü bittiğinde anlam kazanır. Belirsizliklerin kol gezdiği Munro’nun öyküleri iki kitapla karşımızda… 

alice-munroAlice Munro’nun öyküleri olağan akışındaki yaşamın sürprizleri gibidir. Beklenmedik, çarpıcı ve geri dönüşsüz bir serüvenin kilit noktasını bir anda gözler önüne seriverir. Hayatın kendi düzenindeki rutinini kırıp parçalayan, yerleşik sisteme başkaldıran, anlatısını çift sesli söylemle aktaran Munro, şaşırtıcı, içine kolay girilemeyen ama girilince de çıkılamayan sarsıcı bir öykü dünyası kurar. Katherine Mansfield nasıl İngiltere’nin Çehov’u olarak görüldüyse Alice Munro da Kanada’nın Çehov’u olarak görülür. Bu, Munro’nun Çehov gibi yazdığı anlamına gelmez kuşkusuz. Yazarın, insana özgü olanı en doğal biçimde anlatması, derin gözlem gücü, öykülerinin bir ileti kaygısı taşımadığı gibi belirgin bir ahlak dersi vermemesinden kaynaklanır bu yakınlık.

Munro, polisiye öyküler yazmaz, ancak kurgulama tekniğinde polisiye örgüleri kullanır. Öykü açıldığında karşılaştığımız kişi ve olayları izleyeceğimizi düşünür ve kendimizi onların götüreceği bir sona hazırlarken ummadığımız kişilerle karşılaşırız. Onların hikâyeleri metnin içinde serpilip gelişmeye başlar. Bu adacıklar hem kopuşu hem de bağı temsil eder. Öykü süresi ilerlerken zaman, mekân ve kişileri savurup başka bir yöne sürükler. Kopuş gerçekleşmiştir. Ne var ki, uzaklaştığı her nokta ana damara bağlanacaktır. Metnin aydınlanması o küçük hikâyelere gizlenen nesneler, durumlarla sağlanır. Öyküyü kimin omuzlayıp finale taşıyacağını kestiremeyiz. Böylece değişik kişilerin öyküleri aynı şemsiye altında toplanır ve bir bütün oluştururlar. Şemsiyenin omurgasını oluşturan telleri de öyküdeki zaman sıçramalarının köprü ayaklarına dönüşür.

Öykü kişileri kendi yaşam yolunu, o yolun yönünü radikal kararlarla değiştirirken onları anlatan kişiler tarafsız bir hatta savunmasız bir seyirciden farksızdır. İzlerken olayların içine girmiş ama müdahaleden bütün bütüne uzaklaştırılmış bir seyircidir bu. Anlatan, okuyucuya o şemsiyenin altındakini gösterir. Korunmak için ayrılmış bu bölgede dış etkilerin şiddeti güvenliğe perdelense de dışarıda kalmaktan çok daha sarsıcıdır.

KARİYERİNİN DÖNÜM NOKTASI 
On üç öykü kitabının dışında bir de roman yazmıştır Munro. 1998’de yayımlanan ‘Çocuklar Kalıyor’ yazarlık kariyerinin dönüm noktasını oluşturan yapıtlarından biridir. Sekiz öyküden oluşan Çocuklar Kalıyor, 390 sayfalık oylumuyla alışılmış öykü kitaplarından ayrılır. Öykülerin gittikçe kısaldığı, çok kısa öykünün yaygınlaştığı günümüzün hız çağında Munro oldukça uzun yazıyor. Ancak hiçbiri uzunmuş ya da uzatılmış gibi gelmiyor; saçılmıyor, hantallaşıp sarkmıyor. Bunları novella olarak da nitelendiremeyiz. Çünkü öykünün uzunluğunu- kısalığını belirleyen sayfa sayısı değil; dilidir, temposudur. Öykü kısaldıkça nasıl daha zorlaşırsa, uzadıkça da yazarın metin üzerindeki hâkimiyetini tehdit eden rizikolar çıkar ortaya.

cocuklar-kaliyorYazarın ‘Çocuklar Kalıyor’ kitabındaki ilk öyküsü ‘İyi Kadının Sevgisi’ dört alt başlıktan oluşuyor. İlk bölümde, Jutland’da kırda dolaşmaya çıkmış üç oğlan çocuğu nehre uçmuş bir otomobil görür. Bu bölümde, aracın içinde boğulmuş göz doktoru Willens’i, kazayı gören çocukları, onların ailelerini, kasabadaki Cumberland Dükü Birahanesi’ni, birahanenin müdavimlerini, komiser Tervitt’i ve diğerlerini tanırız. Sıra dışı bir ölümden söz eder yazar, ama ölen kişiyi gösterdikten sonra cinayet ya da intihar bilmecesinden doğan merakı tetikleyecek, onun etrafında gelişecek olayları anlatmak yerine kasabadaki sıradan hayatı detaylandırır. Yazar bizi öyküsünün atmosferine yerleştirmiştir. Metin, güvenin aynı zamanda tekinsizliğin ortamıdır. Güven, anlatan kişinin sözünü ettiği her durumu güçlü bir gözlemle, hayatı bütünüyle kavrayan bir bakışla yansıtmasından kaynaklanır. Okurunu bu sakin ortamın içine dahil etmeyi başarır başarmaz yönünden sapar. Böylece öyküyü estetik yolla tedirgin edici bir noktaya taşır.

İkinci alt başlıklı ‘Kalp Yetmezliği’ne geçince başka bir öyküye girmiş gibi oluruz. Kişiler yenidir ve ilk bölümde okuduğumuz hiçbir şeyden söz edilmez. Bölümün sonundaki kısacık bir cümle her şeyi değiştirir. Munro yapacağını yapmıştır. Yine de öyküyü kimin ve nasıl finale taşıyacağı belli değildir. Kartlarını tek tek açar yazar. Başta birbiriyle ilintisi yokmuş gibi görünen her kart öykünün tamamlanmasıyla anlam kazanır. Belirsizliklerle olasılıkların kol gezdiği, bağlantıların kesinliğinin ortadan kalktığı bir anlamdır bu. Yazar şüphenin tohumlarını atıp boy vermesini sabırla beklemiş, yeşermesini izlemeyi ya da hasat almayı okuruna bırakmıştır.

KADIN ODAKLI ÖYKÜLER 
Munro’nun öyküleri kadın odaklı; anne-kız, kız-anne-torun, karı-koca, baba kız üzerine kurulur. Bunlar kültürlü, sanatsever, kitap okuyan, Wirginia Woolf, James Joyce, Tennesse Williams üzerinde konuşup tartışan kadınlar.

bazi-kadinlarCortes Adası öyküsündeki ‘Küçük Gelin’ yazar olmaya çalışır örneğin. “Bazı Kadınlar” kitabındaki ‘Öykü’ adlı metninde de yazar olan Christine’in öyküsüne yer verilir. Munro’nun söz konusu bu iki öyküsü feminist edebiyat kuramcılarından Elaine Showalter’ın 1920 sonrası kadın yazınıyla ilgili sözleri ışığında değerlendirilmeli. Showalter, kadın edebiyatında üç dönem tespit eder. Erkek değerlerini içselleştirdikleri, buna karşı çıktıkları ve sonunda kadın olarak kendi dünyalarını yazdıkları dönemleri tanıtır. Munro, erkeklerin egemen görüşünden geriye kalanlarla değil, tecrübelerinden yola çıkarak kendisini keşfetmek üzere yazan kadınları anlatır. Genel değerlerle kadın mahrem kültürünü içinde gösteren, dolayısıyla her iki alanın dilini çözümleyen çift sesli Munro’nun öyküsünde yazıyla direnmeyi tercih eden kişileri bulmak eşsiz bir okuma deneyimidir.

Çocuklar Kalıyor’daki ‘Cakarta’ öyküsü birbirine zıt yapıda Kath ve Sonje’nin arkadaşlıkları üzerinedir.  Aşk, cinsellik, sadakat, sevgi, bağlılık, evlilik, çocuk konuları bu iki arkadaşın bakış açılarından irdelenirken onların eşleriyle dört karakterin öyküleri 30-40 yıllık sıçramalar ve geri dönüşlerle Munro’nun şemsiyesi altında serpilip gelişir. İlk öyküde olduğu gibi burada da karakterlerden biri öne çıkacak ve öykü üzerinde hâkimiyetini kuracaktır.
Öyküsünü tamamladıktan sonra geriye çekiliyor ve “İşte,” diyor Munro, “Hayat dediğin bu, hepsi bu işte.”

Cemil Kavukçu

cemilkavukcu@hotmail.com 

(Bu yazı 15 Şubat 2013 Cuma Günü-Aksam.com.tr ve Aksam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)