MÜZİĞİN MATEMATİKÇİSİ B-A-C-H

Çığır açan her dahi gibi Bach da kendi yaşamını ve mutluluğunu, yapıtlarını yaratmak için paramparça etti. Yaşamı yalnızca bir müzik; varlıkları ve duyguları da uyumlulaştırılması gereken farklı sesler olarak gördü. Dahinin yaşamı, ‘Bach, Son Füg’de…

johann-sebastian-bach

Dünya tarihi için Fransız İhtilali gibi çok önemli bir siyasal gelişmeyi simgeleyen 1789 yılında, Almanya’da bir turnede olan Wolfgang Amadeus Mozart, turne sırasında Leipzig kentine uğramış ve bu kente uğramasının şerefine kendisi için, St. Thomas Kilisesi korosunun seslendirdiği bir moteti (müziksiz çok sesli ilahi) dinleme şansını bulmuştu. Bu konserin görgü tanığı olan bir yazarın aktardığına göre, koro daha birkaç ölçü seslendirmişti ki, Mozart yerinden sıçradı: “Bu da nedir?”

Müzik sona erdiğinde Mozart heyecanla ‘Singet Dem Herrn Ein Neues Lied’ isimli motetin bestecisini sormuş ve bu muazzam yapıtın bestecisinin 1750 yılında hayatını yitirmiş ve son 23 yılını Mozart’ın bu besteyi dinlediği St. Thomas Kilisesi’nin Kantoru (koro şefi) olarak geçirmiş olan Johann Sebastian Bach olduğunu öğrenmişti. Besteciden haberi olmayan Mozart derhal bu bestenin ve Kantor’un diğer çalışmalarının notalarının kendisine gösterilmesini istedi. Notalar geldiğinde onları etrafına, iki eline, dizlerine ve en yakın sandalyelere yayarak kâğıtların başına oturdu ve görgü tanığı yazar Rochlitz’e göre her şeyi unuttu. Bach’tan geri kalan tüm ayrıntıları incelemeden yerinden kalkmadı.

SEÇMELERİN 4. YEDEĞİYDİ 
Ölümünden yüz yıl kadar sonra dünyanın en iyi bestecilerinden biri olarak genel kabul gören ve günümüzde de çoğu müzik insanı tarafından dünyanın en iyi müzisyeni olarak kabul edilen Bach, kendi yaşamı sırasında pek de anlaşılamamış ve yeterince takdir edilememiş bir sanatçıydı. Yaşamı maddi ve manevi güçlüklerle geçen Bach’tan mirasçılarına muazzam bir nota arşivinden başka pek bir şey kalmamıştır. Bu nedenle ciddi bir yoksullukla yüzleşen Bach’ın dul eşi, yalnızca  40 taler gibi çok düşük bir ücret karşılığında, Bach’ın ölümünden iki yıl sonra onun bazı müzik eserlerini satmak zorunda kaldı. Bach’ın kaybolan pek çok bestesinin yanında şanslı olan satılmış yapıtlar, bu sayede günümüze kaldı. Ne yazık ki Bach da çoğu büyük sanatçı gibi, gerçek değeri yaşadığı dönemde anlaşılamamış ve yapıtlarına gereken ilgi ve övgü gösterilmemiş bir dâhi olarak yaşadı.

Çağdaşları tarafından değerlendirilemeyen Bach, son yirmi üç yılını geçirdiği Leipzig kentindeki St. Thomas Müzik Okulu’na müdürlük, St. Thomas Kilisesi’ne de Kantorluk seçmelerine başvurduğunda, başvuran adaylar arasından yalnızca dördüncü yedek olarak seçilebilmiş ve ancak önünde yer alan kişilerin bu görevleri kabul etmemesi sayesinde bu unvanlara sahip olabilmişti. Dönemin Leipzig Başkonsülü bu atamayı “En iyilerine sahip olamadığında, vasatlarla yetinmek gerekir” şeklinde yorumlayarak Bach’ı vasat bir müzisyen olarak niteliyordu. Ölümünün hemen ardından da St. Thomas Müzik Okulu Kurulu Bach için “İyi bir öğretmen değildi” açıklamasını yapacaktı.

FEDAKÂRLIĞIN ACI SONUCU 
Çığır açan her dâhi gibi Bach da kendi yaşamını ve kendi mutluluğunu, kendi yapıtlarının yaratılması için parçalamayı seçti. Yaşamı yalnızca bir müzik; varlıkları, kavramları ve duyguları da uyumlulaştırılması gereken farklı sesler olarak gördü. Peşinden koştuğu, kendisine yüce gelen bir amacı vardı ve bu amaç için her şeyini her gün yeniden feda etti. Bu yüzden de bilimsel yöntemlerle çalışan bir romantikti. Ailesini, sevdiklerini ve en çok da kendi yaşamını ihmal etti ve bütün enerjisini dünyayı müzik olarak kavramsallaştırmaya adadı.

Müzik yeteneği inanılmazdı fakat onun başarısının asıl parçasını, tüm yaşamını eşsiz müzikler yaratmak için varoluşunu yok sayarak kendisini çılgın bir takıntıyla notalara hapsetmesi oluşturdu. Bunun bedelini de kendi yeteneğinin, çalışkanlığının ve fedakârlığının çok altındaki meslektaşları tarafından kabul görmeyerek, yoksulluk çekerek, çevresine ve ailesine sonu gelmeyen sorunlar ve acılar yaşatarak ödedi.

MÜZİK, MATEMATİKTİR  
Bach’ın en önemli yapıtlarını bestelediği Leipzig’de doğan ve üniversiteye burada devam eden ve Bach, Leipizig’e taşınmadan hemen önce ya da aynı tarihlerde bu kenti terk eden Almanya’nın en önemli filozoflarından Leibniz, “Müzik ruhun, gizli aritmetik alıştırmasıdır” demişti. Bu Bach için de böyleydi. O, kendisine ilham gelmesini bekleyerek, kendisini duyguların kolaycı esrimesine bırakarak, düşünmeksizin, planlamaksızın üreten bestecilerden değildi. Müziği matematikle, matrislerle örüyor, her şeyin sayılardan ibaret olduğunu düşünen ve yıldız hareketleri ile müzik arasında matematiksel ilişkiler kuran Pisagor’a, müziğin aritmetikle birlikte öğretilmesi gerektiğini söyleyen Platon’a benziyordu.

johann-sebastian-bach-notalarMüziği armoni bilgisi ve matematikle tasarlarken, bir yandan da kullandığı bu iki araç sayesinde bestelerine sözdizimsel mesajlar katıyordu. Alman notalama sisteminde B-A-C-H harfleri, bu sıralamayla büyük bir basitliğe ve derin bir güzelliğe sahip olan kromatik (yarım tonlardan oluşan ses dizisi) motif Si bemol – La – Do – Si bekâr notalarına denk düşmektedir. Bach, ismini oluşturan bu harflerin alfabedeki sıra sayılarını da işin içine katarak dili, matematiği ve müziği bir araya getiriyordu. Bu harflerin alfabetik sıraları olan 2 – 1 – 3 – 8 rakamları toplandığında 14 sayısını veriyordu ve bu sayı, Bach’ın ön isimleri olan Johann ve Sebastian’ın ilk harflerinin alfabetik sıraları ile kendi isminin harflerinin alfabetik sıralarının toplamı olan 41’in tersiydi. Böylece Bach, Si bemol – La – Do – Si bekâr temasının bulunduğu 14 notalık 41 ölçü besteleyerek matematik ile müzik arasında ne kadar derin bağlar kurduğunu gösteriyor ve bu yolla kendi ismini yapıtlarına matematiksel-müzikal bir alfabeyle yerleştiriyordu.

Walther’a ithaf ettiği, 14 ölçü uzunluğundaki bir kanonunda her sesi, Walther’in harflerinin alfabetik sıralarının toplamı olan 82 nota içerecek şekilde düzenliyor, bu sayıyla, kendi isminin harflerinin toplamı olan 41 sayısının iki katını elde ederek, Walther’in, kendisinden iki kat değerli olduğuna vurgu yaparak onu övüyordu.

Yaşamının son üç yılında çoğunlukla Son Füg (Die Kunst der Fuge) isimli bestesi üzerine çalışan Bach, tamamlanmış kısımları bir saat kadar süren fakat bitiremeden hayata veda ettiği bu çalışmasında Si bemol – La – Do – Si bekâr temasını belirgin şekilde kullanmıştır. Son Füg’ü oluşturan kontrpuanlardan 4, 8, 11 ve 18’de B-A-C-H teması kendisini gösterir. On dört füg ve 4 kanondan oluşan bu yapıt, çoğu müzik insanı için Bach’ın başyapıtı sayılmaktadır.

Bach’ın iç dünyasına yolculuk
Bach-son-fugBach’ın yaşamının kesitlerini aktarmayı ve yaşamının tarihsel ilerleyişinden çok, bu büyük müzisyenin iç dünyasını kestirmeyi hedefleyen ve bir yandan da onun son yıllarının büyük çalışması olan Son Füg’ü inceleyen küçük fakat etkili bir kitabı, Fransa’nın en önemli yayınevlerinden Gallimard yayınlandı. Armand Farrachi’nin kaleme aldığı, Bach, Son Füg adlı bu eseri Türkçe’ye kazandıransa Can Yayınları oldu.

Kitap, yapıt vermenin zor olduğu biyografi alanında, Stefan Zweig’in kaleme aldığı biyografilerin lezzetine benzer bir tat içeriyor ve kronolojiye boğulmuş bir yaşam öyküsü yerine, zihinsel bir öyküleme yaparak, Bach’ın iç dünyasına, onun dünyayı kavrayış biçimine dair girişimlerde bulunuyor.

Yalın Alpay
yalin@yalinalpay.com

(Bu yazı 11 Ekim 2012 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

One Comment

  1. Çakal says:

    Aydın Buke’nin de Bach isimli bir biyografi kitabı var kabalcı yayınevinden… Okunmaya değer. Yazı için teşekkürler. Çok aydınlatıcı olmuş.

Yorum Yapmasam Olmaz :)