NIETZSCHE AĞLADIĞINDA

“Her yazarın iki türlü eseri vardır. Bir yazılmış, bir de yaşanmış olanı.”

der Fransız yazar Paul Gruth.

Tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi psikolojik romanı Nietzsche Ağladığında için -kahramanlarının gerçek hayatlarından kesitler sunması ve bunu kurguyla birleştirerek âdeta yeni bir kurgusal gerçeklik yaratması nedeniyle-  “hem yazılmış hem de yaşanmış” bir romandır demek yanlış olmasa gerek.

nietzsche-agladiginda-irvin-D-YalomYazarının kitabın sonuna eklediği açıklaması bir yana, kahramanların aynı dönemde yaşadığı gerçeği, okuyucuyu düşündürtüyor. Sözleri (“Beni öldürmeyen şey güçlü kılar.”) ve fikirleriyle hâlâ yaşayan filozof Nietzsche’nin duygu dünyasına ve kitaplarındaki sözlerin arkasında yaşadığı hayata tanıklık etme şansı buluyor okur, sayfaların arasında gezinirken.

Nietzsche, Sigmund Freud ve onlara nazaran daha az anılan ancak psikiyatri ve terapi konusunda zamanın  önde gelen doktorlarından Dr. Breuer arasında geçen konuşmalar acaba gerçek mi yoksa kurgu mu?” sorusu okurun ağzına bir tutam bal çalıyor diyebiliriz. Bu kitabın özellikleri saymakla bitmez. Okuru kendinden alan ve ancak son sayfasında kendine getiren, tüm zamanlara -geçmiş, gelecek ve şimdi- hitap eden kült bir eser, “Nietzche Ağladığında”.

Anlar vardır hani; insanın kendini aradığı, hisler karşısında kelimelerin yetmediği, kendine bile açıklamakta zorlandığı, anlamadığı…

Bir gün karşısına bilinmeyen bir ‘kendi’sinin çıktığı…

Hep kontrol altında tuttuğu düşüncelerin altında yatanları,  yaşadıklarını, hissettiklerini ya da hissedemediklerini -kısacası kendini-  tanımadığını anladığı…

Kendisiyle yüz yüze geldiği…

Nietzsche Ağladığında o anların romanıdır diyebiliriz.  Düşünsel, tarihsel ve hatta biyografik roman niteliklerinin tümünü içeren ve okuyucuyu içine alan, kendini sorgulatan bir kitap.

19. yüzyıl Viyana’sında geçen kitap, ünlü düşünür irvin-D-Yalomfelsefeci Nietzsche ile ünlü psikiyatrist Sigmund Freud ve Josef Breuer’i içine alan, hikayelerini anlatan ancak tüm bu isimlerin üstünde yer alan, edebiyat üstü bir roman. Keza yalnız edebi olarak değil, psikolojik roman olarak da başarılı.

Roman; insanlığın yüzyıllardır aslında birbirinin aynı olduğunu, aynı hislerle yaşadığını ancak her bireyin kendi yaşamı, hayatı ve yapısına göre farklı eşikte hissettiği bir duygu zincirinin halkası olduğunu vurguluyor. Her okurun bittiğinde farklı yorumlayacağı kitap, aynı zamanda “ümitsizlik” kavramına varoluşsal bir bakış açısı da sunuyor. Bu kitap tavsiye listemin ilk sıralarına girmeyi başardı. Benim gibi kitabı hâlâ okumamış psikolojik, felsefi romanlara ilgi duyan edebiyatseverler için okunması zorunlu bir eser.

 

 

Friedrich-Nietzsche“Bugün bana doğru zamanda ölmenin ne demek olduğunu anlatın.”

“Yaşarken yaşayın! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman ölüm, taşıdığı dehşeti yitirir! İnsan doğru zamanda yaşamazsa asla doğru zamanda ölemez.”

“Bunun anlamı nedir?” diye sordu Josef Breuer düş kırıklığıyla.

“Kendinize sorun, Josef: Yaşamınızı tamamlayabildiniz mi?”

“Soruya soruyla cevap veriyorsunuz Friedrich!”

“Siz de cevabını bildiğiniz sorular soruyorsunuz”, diye karşı çıktı Nietzsche.

“Cevabını biliyorsam size neden sorayım?”

“Kendi cevabınızı bilmekten kaçmak için!”

Breuer durakladı. Nietzsche’nin haklı olduğunu biliyordu.

 

(Irvın D. Yalom , Nietzsche Ağladığında, Ayrıntı Yayınları, s.278)

Hande Yavşan Güvendik

Yorum Yapmasam Olmaz :)