ÖLÜMÜN BÜYÜSÜNE TAPINAN YAZAR: MİŞİMA!

Bazı yazarlar eserlerinde büyük çarpıcılıklar kurgulayarak okurun aklına mıhlanmayı hedefler, Yukio Mişima ise bunu hedefleyerek bir eser verseydi ve sadece hayatını yazsaydı, aklımıza çakılmak için sanırım ek bir çarpıcılık kurgulamaya pek gerek kalmazdı.

Yukio_MisimaYirminci yüzyıl Japon edebiyatının en önemli temsilcilerinden olan, gerçek adıyla Hiraoka Kimitake, babasının yazar olmasına karşı çıkması sonrası takma adıyla tanınan Yukio Mişima sanatın pek çok alanında özgün eserler vermeyi başarmış, en çok da edebiyatta adını duyurmuş bir entelektüeldi. Onu öykücülüğü, şiirleri, sayısı kırka varan romanları, yazdığı modern “kabuki” ve “no” oyunları (bulmacalarda sorulan haliyle lirik Japon dramı) yazarlığı, yönetmenliği, oyunculuğu ve üç kez Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmesiyle tanımakta yarar var. Zira 1970’de gözler Tokyo’ya çevrildiğinde hem edebiyat tarihinin hem de Japon dünyasının unutamayacağı bir ölüm seremonisinin baş aktörü oldu Mişima.

Mişima 12 yaşına kadar büyükannesi Natsu’nun yanında yaşar ve büyükanne Mişima’nın karakterinin temellerini oluşturan en önemli etmenlerin yöneticisi konumunda olacaktır. Mişima’nın eşcinselliğinin, Japon değerlerinin sözcülüğünün, hayatının ve ölümünün nedenleri üzerinde derine inildiğinde karşımıza büyük ihtimalle büyükanne Natsu çıkacaktır. Samuray geleneğinden bir aileye mensup olan Natsu, evlendikten sonra da ailesinin samuray geleneklerine bağlı kalmıştı. Mişima da yıllar sonra Japonya’nın değerlerinin “modernizm” adı altında çürütülmesine karşı sert bir duruş sergileyerek samuray geleneğini savunmuştur. Hatta bu doğrultuda kılıç ve dövüş ustası olmuştur.

SIRADAN OLANA RED

“Bir Maskenin İtirafları” romanı ile 24 yaşında büyük ilgi gören yazarın Türkçeye kazandırılmış “Bereket Denizi” serisinin dört kitabı: “Bahar Karları”, “Kaçak Atlar” , “Şafak Tapınağı “, “Meleğin Çürüyüşü”; “Dalgaların Sesi” ile  “Bir Maskenin İtirafları”, “Yaz Ortasında Ölüm”dü. İnsan aklını darmaduman edebilen, ayrıntılara verdiği önem ve betimlemeleri ile okuyucuya yeni bir boyut sunan yazarın son olarak Can Yayınları’nın Mişima kitaplığına kattığı Denizi Yitiren Denizci kitabı Seçkin Selvi çevirisiyle okurlarla buluştu.

Bereket-Denizi-serisi-Yukio-Misima

Roman, bir denizci olan Ryuji’nin yıllarca denizlerdeki yalnızlığında kurduğu hayal ve düşüncelerinin, dul bir kadın Fusako’yu tanımasıyla somut, gerçek bir aşka dönüşümünü, giderek  Fusako’nun 13 yaşındaki oğlu Noboru’nun kafasındaki büyük kahraman denizciden, annesini elinden alan sıradan bir babaya evrilmesiyle, bir çocuk çetesi tarafından “ölüm”ü tanımasını anlatır.

Denizi-Yitiren-Denizci-yukio-misimaRyuji kendi halinde yaşayan, denizi izleyip hayaller kuran ve belirsiz bir yaşamda yol alan bir denizcidir. Hayalinde canlandırdığı kadının Fusako olduğu kanısındadır. Evlenmeye karar verir.  Fusako’nun oğlu, Noboru’nun yetişkinlerin aldatıcı, ikiyüzlü ve duygusal dünyasını reddeden ve nesnelliğe inanmış vahşi bir çetesi vardır. Annesiyle evlenerek özgürlük ve umutlarını ölüme terk eden denizci Ryuji, Noboru’nun gözünde büyük bir hayal kırıklığı haline gelir ve annesini böyle biri yüzünden kaybetme fikri ona olan nefretini arttırır. Yalnızlık korkusu ve öfke Noboru’nun çetesini denizci üzerine ölüm planları kurmaya götürür. Kitapta çarpıcı bir başlangıç olan küçük çocuğun annesinin yatak odasını röntgenlemesi, Mişima’nın bazı araştırmacılarca annesine “düşkünlüğü” üzerinden Oidipus komplekslerini ve “ensest” imalarını akla getiriyor. Noboru’nun gözünde bir zamanlar kahraman olan denizcinin bu kahramanlıktan feragat etmesine verilen “ölüm”lü ceza, Mişima’nın gelenekçi yapısının; sıradanlığa karşı tepkisi ise kendi yaşamının özgünlüğünün kitaba yansıması olarak ele alınabilir.

Japonya’da 1963 yılında yayımlanan kitap Lewis John Carlino  tarafından “The Sailor Who Fell from Grace with the Seaadıyla sinemaya da uyarlandı.

The-Sailor-Who-Fell-from-Grace-with-the-Sea-Yukio-Misima

POLİTİK FİGÜR OLARAK MİŞİMA

Mişima, klasik çağ Japon değerlerine, Samuray öğretilerine çok bağlıydı. Bir diğer bağlılığı da Japon İmparatoru’naydı. Ama 124. Japon İmparatoru Hirohito, II. Dünya Savaşı’ndan sonra gücünü güneşten alan tanrısallık mertebesinden feragat ederek onu büyük bir düş kırıklığına uğratmıştı. Mişima güçlü bir Japonya’nın, geleneklerine bağlı, değerlerine sahip çıkarak, güçlü ordusuyla, imparatoruyla dış ülkelerin baskılarına, zorlamalarına ve kapitülasyonlarına karşı dik durarak var olabileceğini düşünerek, idealize ediyordu. Bununla birlikte, döneminin Japonya’sının siyasal kargaşalarını ve eski düşmanı ABD ile antlaşmalarla bağlanmış olmasını tiksintiyle karşılayan bir partizan haline gelmişti.

Marguerite Yourcenar “Mişima Ya da Boşluk Algısı”adlı kitabında Yukio Mişima’nın eserlerini, yaşam felsefesini ve hayatını incelerken yazarın politik görüşü ve tavrı için şöyle diyor:

misima-ya-da-bosluk-algisi-Marguerite-yourcenar“Ülkesinin bozgunundan ve bu bozguna eşlik edip onu izleyen olaylar: Fethedilen adalarda askerlerin ve sivillerin kitlesel kıyım ya da intiharları; yeri geldiğinde zikrettiği Hiroşima; ‘Bir Maskenin İtirafları’nda devasa bir fırtınanın ya da bir depremin sonuçları gibi tasvir edilen Tokyo bombardımanları; çoğu zaman sadece ‘galip adaleti’nin işlediği siyasi davalar; yirmi yaşında bir genç adamın zekası ve bilinçli hassasiyeti tarafından algılanmayan ya da reddedilen şoklardır.”

“Bu meşrutiyetçi, İmparator’a sadakatiyle sağcıdır, mazlum ve aç köylülere bağlılığıyla da solcudur. Hapishanede, sürekli dayak yiyen komünistlerden daha iyi muamele görmekten utanır.”

Mişima ya da Boşluk Algısı kitabının çevirmeni Haldun Bayrı bir dipnotta çok önemli bir noktaya değiniyor;

“Mişima’nın yaşamöyküsü yazarları tarafından sık sık kullanılan emperyalist sözcüğü, faşist sözcüğünden de fazla yanıltıcıdır. Mançukuo Savaşı’na o kadar ilgisiz kalan İsao da, 25 Kasım 1970 tarihli bildirgedeki Mişima da açıkçası emperyalist değillerdir. Meşrutiyetçiler ve aşırı sağ milliyetçileridir bunlar. İmparatorluğun tekrar diriltilmesi ve antlaşmaların yırtılıp atılması düşü gerçekleşmiş olsa, emperyalizmin de tekrar belirecek olması muhtemeldir fakat bizi çerçeve dışına çıkarmaktadır.”




Yukio_Misima-1Askerlikten çürük raporu ile muaf olan ve bu kopardığı şanstan dolayı büyük sevinç yaşayan, o dönemde ülkesi uğruna kendilerini feda eden ve iniş takımları olmayan uçaklarını düşman gemilerinin bacasına ya da makine dairesine doğrultan kamikazelere karşı duyarsız olan bu  adam, yıllar sonra ülkesinin yönetiminin eski düşmanın dümen suyunda ve yedeğinde siyaset izlemeye indirgenmiş olmasını kabul edemeyecek seviyeye gelip, yüz kişilik gelenekçi bir ordu kurup, Samuray yasalarına bürünüp,  Savunma Bakanlığı’nı basacak; ölümü ise siyasi manifestosu olacaktır.

MİŞİMA’NIN ORDUSU

“Kaçak Atlar”ı bitirdiği sıradadır ki Mişima, artık “eylem ırmağı” diye adlandırdığı şeye kapılarak söylediğine bakılırsa, bizzat tespit ettiği sayı olan yüz kişiyi bir araya getirir ve kendi cebinden askeri bir eğitim verdiği Kalkan Derneği’ni (Tate no Kai) kurar.

Liderinin, yani Mişima’nın ağzından bu örgüt şöyle tanımlanır: “Kalkan Derneği bekleme durumunda bir ordudur. Günümüzün ne zaman geleceğini bilmek imkansız. Belki hiçbir zaman, belki de bilakis yarın. Oraya kadar hazır olda kalıyoruz. Sokaklarda gösteri yapmak yok, Molotof kokteylli ya da taşlı kavgalar yok. En son ve en beter ana kadar, eylemlerle şerefimizi tehlikeye atmayı reddediyoruz. Zira dünyadaki en küçük ve ruhuyla en büyük orduyuz.”

UIG-911-16-AA306181 - © - MondadoriUIG

Bu süreçte yazar yavaş yavaş belli yollardan geçerek, bütün övgülere, nefretlere ve çelişmelere eşlik ederek ölmeyi kafasına koymuştur artık.

MODERN ÇAĞDA SEPPUKU

Seppuku; iç organların dışarı çıkmasını sağlayan bir Japon intihar adetidir. Samuray geleneğinde kabahatli olmak, savaşta başarısız olmak, utanç sayılan bir durumun içine düşmek samurayın yaşamı boyunca beklediği ölüme korkunç acılar içinde kendi intiharı ile gitmesini emrediyordu. Seppuku, kişinin hazır olduğu an bıçağı karnına saplayıp sağ-sol hareketleri yaparak diyaframını ve midesini parçalayıp büyük acılar içinde ölüme ulaşmasıdır. Zamanla bu tekniğin verdiği acıyı bir nebze azaltmak üzere, seppuku yapan kişinin en yakın arkadaşına ölümü hızlandırmak için seppuku yapan kişinin kılıçla başını  kesme görevi verildi.

Yukio_Misima-3O sabah Mişima kalktı, tıraşını oldu, üzerinde “insan yaşamı kısa, ama ben hep yaşayacağım” yazan bir notla birlikte “Bereket Denizi” serisinin son kitabını yayıncısına gönderilmek üzere  bir zarfa koydu ve birliğinin üniformasını giydi. Dört arkadaşı (Morita, Furu- Koga, Ogawa, Şibi-Koga) onu yeni alınmış gıcır bir arabayla evinden aldılar. Hepsi ‘Kalkan Derneği’nin üniformaları içindeydi. Savunma Bakanlığı’nı basan bu dört adam bir generali rehin alıp sandalyeye bağladılar. Bakanlıktaki bütün birliklerin dışarıda toplanmasını, yoksa rehineyi öldüreceklerini bildirdiler. Bunun üzerine 800’e yakın insan bahçede toplandı ve Mişima balkondan onlara manifestosunu sundu:

“Biz Japonya’nın refah sarhoşu olduğunu ve ruhsuzluk içinde mahvolduğunu görüyoruz… Ona kendi suretini tekrar göstereceğiz ve bunu yaparak öleceğiz. Sizin için ruhun öldüğü bir dünyayı kabullenirken sadece yaşamanın önemli olması mümkün müdür?..  Ordu kendi var olma hakkını inkar eden o antlaşmayı koruyor… (1 yıl önce yenilenmiş olan Japonya-ABD antlaşmaları) …Japonlar olarak temel değerlerimiz tehdit altındadır. İmparatorun artık Japonya’daki doğru yeri kalmamıştır…”

TARİHİN UNUTULMAZ SAHNESİ

yukio-misimaYuhalamalar, küfürler, alçaltıcı sözler yükselir aşağıdaki kalabalıktan. Mişima yere oturur ve çoktan planladığı, o an için hazırladığı bıçakla seppuku yapmaya başlar. Daha önce kararlaştırıldığı üzere acısına son verecek ve başını uçuracak kişi Morita’dır. Ancak  Morita yaşlarla dolan gözleri ve titreyen elleri ile üç kez denemesine rağmen Mişima’nın başını bir türlü kesmeyi başaramaz ve sadece üç büyük yara daha açılmasına sebep olur. Bunun üzerine kılıcı elinden Furu-Koga çeker alır ve tek vuruşla Mişima’nın acısını sonlandırır. O sırada Morita da yere çöker ve Mişima’nın karnına sapladığı bıçakla o da karnını yararak seppuku yapar. Ancak o kadar güçsüzleşmiştir ki derin bir yarık açmayı başaramamaktadır, bunun üzerine seppuku kurallarınca onun da başı hemen kesilmelidir ve bu görev gene Furu-Koga’ya düşer. Tarih unutulmayacak bir sahneye ev sahipliği yapıyordur.

Ölümü sonrası annesinin “Ona acımayın. Hayatında ilk kez yapmayı arzu ettiğini yaptı” sözleri Mişima’nın duygusal alt yapısını anlamamız açısından önemlidir. O kimine göre bir “deli”, kimine göre ise bir dahiydi. Böyle bir ölümü net olarak açıklayamasak da  Yourcenar’ın şu cümlesi aklıma mıhlanmış belki de en olası açıklama: “Yaşama doymayan varlıklarda ölüm düşkünlüğü sık görülen bir şeydir.”

Ölümünden tam bir yıl önce almayı umduğu Nobel Edebiyat Ödülü’nün güçlü izlenimciliği ve buna bağlı olarak Japon kültünün geçmişe bağlı yansımalarını betimlemekte büyük yer etmiş dostu ve ustası büyük yazar Kavabata’ya gittiğini görmekten ötürü hayal kırıklığına uğradığı öne sürülecektir. Mişima’nın ölümünden bir yıl sonra da Kavabata’nın mutfakta açık bıraktığı gazla intihar etmesi, iradi sonları hep yüceltmiş olan bir kültürde artık bizi şaşırtmamaktadır. Mişima’nın ölümü üzerine yapılan bir araştırma, o ölene kadar Japon edebiyatında intihar eden 10 büyük yazarı ve onların intihar yöntemleri üzerineydi. Ancak Mişima seçtiği yöntem ve eylemde bunu sergileyişiyle herkesi geride bırakmıştı.

(Mişima Ya Da Boşluk Algısı, Marguerite Yourcenar, Can Yayınları, Sf:112)

(Denizi Yitiren Denizci, Yukio Mişima, Can Yayınları, sf: 156)

DAMLA YAZICI

damla.yazici@msn.com

 

Yukio Mişima’nın ölmeden önce yaptığı bir röportajdan..





One Comment

  1. Dexter says:

    Inanilmaz bir hikaye ..

Yorum Yapmasam Olmaz :)