ÖZDEMİR ASAF KİMDİR?

Özdemir Asaf Kimdir?

Özdemir Asaf’ın Doğumu ve Çocukluğu

Gerçek adı Halit Özdemir Arun olan şair, Mehmet Asaf ile Hamdiye Hanımın çocuğu olarak, ikiz kardeşi Neire Özgönül Arun’dan bir gün önce, 11 Haziran 1923’te Ankara Hacıbayram’da dünyaya geldi.

Özdemir Asaf doğduğu evi şöyle tanımlamıştı:

“resimleri eski kitaplarda kalacak kafesli cumbalı evlerden biridir.”
(Asaf, 2006: 42)

Şairin babası Mehmet Asaf Bey, Şebinkarahisar mutasarrıfı iken, abisi Saip Bey tarafından, Acıbadem Dörtyol’da karşı köşkte yaşayan Hamdiye Hanım‟la evlendirilmek üzere İstanbul’a çağrılır. Şairin annesi Hamdiye Hanım, bu köşkün ortanca kızıdır. Hamdiye Hanım‟ın babası, Rize Büyükdere’den gelerek İstanbul’a yerleşen Şabanoğlu Mustafa Bey’dir.

Şairin anne-babasının evlenme hikâyesi, Özdemir Asaf’ın kızı Seda Arun tarafından şöyle anlatılmaktadır:

“Dedem Mehmet Asaf Bey, babaanneme ipek mendilini yollar. Babaannem Hamdiye Hanım bu nazik evlenme teklifini, başından kopardığı saç tellerini boncuk iğnesine geçirip mendilin üzerine A ile H harflerini üst üste, altına da o günün tarihini işleyerek nezaketle geri göndererek kabul ettiğini bildirir. Mendili alan Asaf Bey İstanbul‘a gelir; evlenirler.”

(Asaf, 2010a: 17)

Mehmet Asaf Bey, Mekteb-i Mülkiye mezunudur. Anadolu‟nun çeşitli köşelerinde öğretmenlik yapmış; Özdemir Asaf’a göre kolay bir yaşam seçmemiştir.

Mehmet Asaf Bey, Cumhuriyet‟in ilan edilme hazırlıklarının yapıldığı ve Özdemir Asaf‟ın doğumuna denk düşen yıl, bizzat Atatürk tarafından Ankara’ya çağrılır. Atatürk, Mehmet Asaf Bey için: “Söyleyin Asaf‘a Ankara‘ya gelsin. Şûra-yı Devlet‘i kuracağız” der.

Böylece aile, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1922’nin sonlarına doğru Ankara’ya taşınır. O sırada Hamdiye Hanım hamiledir. Hamdiye Hanım ilk ve tek doğumunda bir kız, bir erkek çocuk dünyaya getirmiştir. Erkek çocuğa, Halit Özdemir; kız çocuğa, Neire Özgönül adı verilir.

Özdemir Asaf çocukluğunun 7 yılını Ankara’da geçirir. Şair, çocukluğuna dair hatırladıklarını, Ça adlı kitabında anlatır. Onda, çocukluğundan kalma; bahçede kırdığı damacananın, komşu Fatma Hanım‟ın, beş yaşında alınan bisikletinin ve bir kır gezisinde ormanda kayboluşunun izleri vazgeçilmezdir. Şaire göre bu izler onun yaşam öyküsüdür.

Asaf, Ça kitabında bu çocukluk anılarını şöyle tarif eder:

“Albüm adıyla şiir diye yazdığım şu satırları buraya alışımın nedeni, onun daha çok yaşam öykümü anlatması olsa gerek. Kendime göre şiir saymadığım ama anılarım adına da vazgeçemediğim.” (Asaf, 2006: 33)

Cumhuriyet kurulmuştur. Özdemir Asaf’ın babası Mehmet Asaf Bey, 1927 yılında Şûra-yı Devlet azası olur. Fakat 1930 yılında hastalanır. Damar sertliği nedeniyle beyninde damar çatlaması olur ve aynı yıl ölür.

Halit Özdemir, yedi yaşındadır ve yıllar sonra kaleme aldığı anılarında babasına teşekkür eder:

“Adamcağızın sefahati damar sertliği neticesinde beyninde damar çatlaması olmasa gerek. Belki bir şeyler yapacaktı, ama vakti olmamış. Babama şükür beni Cumhuriyet ile yaşıt etmiş.”

(Asaf, 2006: 38)

Bunun üzerine aile Hamdiye Hanım’ın baba evi olan İstanbul’a geri döner.

(Özdemir Asaf daha sonraları “Diyalog” şiirinde babasının ölümünden bahsedecektir.)

Annesi Hamdiye Hanım, ikiz kardeşi Neire (Özgönül) ile beraber tekrar İstanbul’a dönen Özdemir Asaf’ın hayatı tamamen değişir. İstanbul’a taşınan ailede, annesi Hamdiye Hanım tüm sorumluluğu üstelenerek Acıbadem’de babasına ait köşkte, Özyuva Biçki Dikiş Kursu’nu açar. Bu arada Soyadı Kanunu çıkmıştır. Hamdiye Hanım saf, arı, temiz anlamına gelen Arun soyadını seçer.

(Özdemir Asaf daha sonraları “Kişiye Özel” şiirinde o yıllarını konu alacaktır.)

Özdemir Asaf’ın Öğrencilik ve Gençlik Yılları

Mehmet Asım Bey’in ölümünden sonra Atatürk’ün, İsmet İnönü’ye verdiği “Asaf’ın çocuklarını bir okula yerleştirin” emriyle eğitim hayatına başlayan Asaf, ikiz kardeşi ile beraber eğitim hayatına başlar.

İkiz kardeşi Özgönül, Kadıköy Yeldeğirmeni’ndeki, Saint Euphemie isimli Fransız okuluna; Özdemir Asaf ise Fransız Erkek Lisesi’ne kaydolur. Fakat kısa süre sonra okulu kapanır.

Özdemir Asaf, Dün Yağmur Yağacak adlı öykü kitabında bulunan O Ara Ne Oldu adlı biyografik hikayede, bu okuldan ayrılışı üzerine aşağıdaki satırları yazar:

“Okul dönüşü evlerimize gitmeden önce orada burada oynar, dövüşür, bitkin eve dönerdik. Çok iyi hatırlıyorum. O ara ne oldu; unutmuşum. Hocamız mı gitti, gelmedi. Mektep mi yıkıldı. Yoksa ben mi bir gün kaçtım okuldan… Bulamıyorum.”

Galatasaray Lisesi’ne parasız yatılı olarak, kaydolur. Fakat geçirdiği bir akciğer rahatsızlığı nedeniyle bir yıl devamsızlık yapınca, parasız yatılılık hakkını kaybeder. Özdemir Asaf, daha sonra Kabataş Erkek Lisesi’nin parasız yatılı sınavını kazanır ve o liseden 1941-1942 yılında mezun olur.

Gençlik yıllarını İstanbul’da geçiren şair, liseden sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt olur. Fakat üniversite hayatı pek kolay geçmez.

Şair üniversite yıllarını hiç de rahat geçirmediğini o yıllarda yazdığı bir mektupta şöyle ifade eder:

“Lise ötesi, üniversite yıllarını kapsıyor. Masalımsı öykülerdi. Gezmeler, tozmalar, giysiler, arabalar, kotrolar, tatiller… Paralı, pullu, gösterişli bir kesit. Hiç öyle zamanlar içinde yaşamadım. Ko‘madı bana.” (Asaf, 2006: 24)

Özdemir Asaf, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuduğu yıllar ilk aşkı Sabahat Selma Tezakın ile tanışır.

Özdemir Asaf ilk aşkına bu notu yazar:

“Sabahat;

Sana mektup yazmaya lüzum kalmayacak olan zamanları düşünmek; seni daima görebileceğim günleri hatırlamak; bana verdiği sarhoş edici, çıldırtıcı heyecanlı zevkleriyle senin yakınında bulunmak tehlikeli olabilecek derecede beni sevindiriyor…” (10 Nisan 1944)

Hukuk fakültesinde okuduğu sırada notlarla ilgili yapılan bir haksızlık, Özdemir Asaf’ın hukuku yarım bırakmasına neden olur. Sadece 2 yıl okuyabilen Özdemir Asaf’ın, Sabahat Tezakın ile olan beraberlikleri de böylece sona erer. Sabahat Hanım’ın babası Mustafa Tezakın, iki gencin evlenmesi için fakültenin bitirilmesini şart koşar. Hukuk Fakültesinden ayrılmak zorunda kalan Özdemir Asaf, İktisat Fakültesi’ne kaydolur. Fakat burada da ancak üç yıl okur. Daha sonra o dönemde yalnız iki yıl olan Gazetecilik Enstitüsü’ne başlar. Ancak bu okulu da bitiremez. Özdemir Asaf, Sabahat Hanım’a duyduğu aşkı bir türlü bastırmaz. Asaf’ın ince hastalığa tutulmasından korkan aile büyükleri, Sabahat Hanım’ın babasını evliliğe onay vermesine ikna ederler.

Kız isteme merasimi öncesi  Özdemir Asaf Sabahat Hanım’a mektupta yazar:

“Sabahat:
……….
Size yazmam icab etti. Çünkü: Ailem sizi istemeye karar vermiştir. Uzun zaman mücadele edip, hakim olduğum malum bazı şeyler bir buhran anında itiraf edildiler de onun için…
…Eğer başkasını sevmiyorsan veya söz vermemişsen seni pek çok herkesten fazla mesut etmeye çalışacak kadar seviyorum. Ve kendimde bazı vasıfların bulunmadığını bilsem hiç böyle bir teklife yanaşmazdım. Pek yakında kendime parlak ufuklar arayacağım. Yeterki beraber olalım….” (Asaf, 2010a: 35)

Böylece Özdemir Asaf, 14 Eylül 1946 yılında ilk evliliğini Sabahat Selma Tezakın ile yapar. 

İş hayatına erken atılmak zorunda kalır. Ama yarıda bıraktığı yüksek öğrenime duyduğu özlem hiç eksilmez. 

Ankara Piyade Okulu’ndan eşi Selma Tezakın’a yazdığı 5 Eylül 1948 tarihli mektup, bu tarz cümleler içermektedir:

“…Eğer Macidi görürseniz söylersiniz; Yolu düştüğü zaman İktisat Fakültesi kalemine bir ara uğrayıp benim durumum hakkında Kâmuran hanımdan bilgi edinir. Kâmuran hanıma sorması iyidir çünkü diğerleri işi baştan savmacıdır, derin uğraşıp öğrenmeden ezbere konuşurlar. Malum ya! Bu senenin şebekesine (indirim belgesine) yarım mühürlü olsa dahi sahip bulunuyorum. Araya yeni bir tedrisat yılı girerse hakkımı kaybetmek mevkiine düşebilirim. (numaramın 2453 olduğunu belki unutmamıştır.) Çalışmama engel teşkil etmemek üzere fakülteye devam etmek istiyorum. Bazı bakımlardan bana faydalı olacağına kanaat getirdim. Sonra galiba 6 dersin 3‘ünden geçmiş vaziyetteyim. Belki de önümüzdeki sene bir üst sınıfa devam etmek fırsatını da
yakalamış olurum…”

(Asaf, 2010a: 165)

Özdemir Asaf’ın Olgunluk Çağı, İş Hayatı

Özdemir Asaf’ın edebiyat camiasındaki ismi ilk olarak Servet-i Fünûn/Uyanış Dergisi’nde 1939 yılında yayımlanan bir çeviri ile duyulmaya başlar.

Servet-i Fünûn Dergisi’nde kendi edebi kimliğini bulan Asaf, Yahya Kemal ve Necip Fazıl’dan etkilendiği pek şiir kaleme aldı.

Oktay Akbal o günleri aşağıdaki satırlarla anlatır.

“Servet-i Fünûn Dergisi’nde Özdemir‘e derginin orta sayfasını ayırmıştık, orda kısa kısa yazılar, takılmalar yazıyordu. Bir yandan da şiirler… Kendisine imza olarak Özdemir Asaf adını hepimiz birlikte kararlaştırmıştık. Daha önceki Özdemir Özdem, Özdemir Yasaman, Özdemir Arun imzalarını bir yana attı.” 

Afyon, Çankırı, Burdur, Kastamonu, Ankara gibi birçok şehri dolaşan şair, Mart 1948-1949 yılları arasında askere gider. Askerliği Gelibolu’da, sonra Ankara Piyade Okulu’nda ve Erzurum’da geçer. 

Edebi kimliğine uymayan pek çok işte de çalışan Özdemir Asaf, bir süre sigorta prodüktörlüğü de yaptığı o günleri, Dün Yağmur Yağacak adlı öykü kitabında bulunan, Garıdan Gadı biyografik hikayesinde şöyle anlatır.

“Sigorta prodüktörlüğü yaptığım yıllar hayatımın hareketli çağlarına rastlamıştır. Para kazanıyordum. Gençtim. Fakat gözüm parada değildi. Başka isteklerim vardı. İnsan tanımak, değişik günler yaşamak, yer görmek isteyordum. Bu yüzden boyuna geziyor, cebime giren paraları yalnız yeni çevreler yaratmak için harcıyordum. İyi bir sigortacı olamadım. Ama işi yaptığım sıralarda gördüklerim beni doyuruyordu…”

Özdemir-Sabahat çiftinin ilk ve tek çocuğu Seda, Acıbadem’deki büyük ve kalabalık köşkte, 26 Haziran 1947‟de doğar. Şair, İstanbul dışında görevde iken eşine yazdığı mektuplarda, sık sık kızına özlemini dile getirir.

Askerliğinin Erzurum dönemi oldukça zorlu geçer. Askerliği sırasında eşi Sabahat Hanım’a bir mektup kaleme alır. O mektupta aşağıdaki satırlara yer verir.

“Erzurum yolu 3,5 gündür kapalı gibi bir şey. Şimdi bu mektubu halen 4 tane kalan mumun yanan beşincisinin ışığında yazıyorum. Tekerlekli vasıtalar işlemiyor. Gaz gelmemişti, bugün geldi yarın dağıtılacak. Ancak kızaklar işliyor. Fakat o da çok üşütüyor, ayakları donuyor insanın. Birçok yerlerde inip yürünüyor. Bir defa gittim de biliyorum.”

Şair ayrıca “Mum” adlı şiirinde de Erzurum’daki askerliğinden bahseder.

Özdemir Asaf askerde iken, kayınpederi Mustafa Tezakın vefat eder. Bu ani ölüm, birçok şeyi olumsuz yönde etkiler. Çünkü itibarlı bir tüccar olan Mustafa Tezakın, askerden dönüşünde damadına matbaa açma sözü vermiştir. Bu sözü Sabahat Selma yerine getirir. Babasından kalan son para ile Özdemir Asaf‟a destek olur.

“Hayatımı bir düzene sokmalıyım diye helâda bir karara varmıştım. Matbaa mı açacağım; açayım… Büro mu kuracağım, kurayım.. Üç beş kuruş elimegeçsin de Yüksek kaldırım‘da her gün üzerlerine biraz daha toz konan kitapların içinde bir şeyler arıyayım…” (Asaf, 2006: 37)

sözleriyle bu konudaki huzursuzluğunu dile getiren şair, nihayet 1950 de matbaasını, Sanat Basımevi adı ile açar. Ancak Kazanç ön plânda değildir. Matbaa, edebiyatçıların bir araya geldiği bir lokal vazifesi görmektedir.

İşleri ve özel yaşamı kötüye giden Özdemir Asaf, bir grup sanatsever ile 1954 yılında yurt dışı seyahati yapar. Kendisi, bu seyahati şöyle anlatır:

“1954 yılında Amerika‘nın Doğu kıyı şehirleri ile Küba, Kanarya Adaları üzerinden bir Atlantik turu yaptım.”

(Oğuzcan, 1971: 136)

Edebiyat matinelerindeki davranışları ile kadınlar arasında popülaritesi artan Özdemir Asaf, aynı yıl Yıldız Moran ile tanışır. Özdemir Asaf‟ı, “renkli, yepyeni, pırıl pırıl, bambaşka bir dünya, olağanüstü bir insan” olarak niteleyen (Asaf, 2010a: 28) Yıldız Moran, Türkiye‟nin ilk kadın fotoğraf sanatçısıdır. İkilinin arkadaşlığı, Özdemir Asaf evli olmasına rağmen, Sabahat Selma‟nın kuşku ve sitemleri eşliğinde, 1962 yılına kadar devam eder.

Özel hayatında bunlar yaşanırken, Özdemir Asaf 1955‟te Yuvarlak Masa Yayınları‘nı kurar. şiir kitaplarını art arda yayımlamaya başlar.

Bu arada Özdemir Asaf, hayatına üç kadının aşkını sığdırmaya çalışmaktadır. Bu kadınlardan üçüncüsü, şairin edebiyat matinelerini noktaladığı ünlü şiiri, “Lavinia”nın ithaf edildiği Mevhibe Bayat‟tır. Mevhibe Beyat 1958-1959 yıllarında Güzel Sanatlar Akademisi‟nde okurken, Mücap Ofluoğlu‟nun da rol aldığı “Julie” adlı oyunun giysilerini çizer. (Ofluoğlu, 1985: 265) Mevhibe Beyat, sanat çevrelerinde boy gösterdikçe, ona aşık olan insan sayısı da artar.

İlhan Selçuk, Özdemir Asaf‟ın Mevhibe Beyat‟a olan aşkını şöyle ifade eder:

“Lavinia‘ya aşıktı Özdemir… Kral Latinus‘un kızıydı Lavinia; Vergilus‘a göre Roma yakınındaki on üç sunaklı tapınağıyla ünlü Lotuinium kenti Lavinia‘nın onuruna kurulmuştu. Özdemir sevdiği kız için uzun yıllar dillerde dolaşan ―Lavinia şiirini yazdı.”

(Oral, 2009: 8)

Haluk Oral ise Lavinia‟nın hikâyesini işlediği yazısında, Oktay Akbal ile İlhan Selçuk’un da Lavinia‟ya aşık olduğunu yazar. (Oral, 2009: 9-10)

Nitekim, Mevhibe Beyat ilk evliliğini İlhan Selçuk ile yapar.

Altıncı hislerinin etkisinde, kocasından beklediği ilgiyi görmeyen Sabahat Hanım, 1958 yılında İsveç‟e gider. Kızı Seda Arun bu gidişi, “gizli bir terk ediş”, (Asaf,2010a: 29) olarak niteler.
İsveç‟e yolladığı mektuplarından birinde eşine, Mevhibe Beyat ve Yıldız Moran için “senelerdir süren hikâyeler” diyen Özdemir Asaf, kızı ve sanatı ile dolu yaşamında içkiye daha fazla yer vermeye başlar. Mücap Ofluoğlu, şairin bu yıllarda “Kulis” adlı bara sıkça takıldığını (Ofluoğlu, 1985: 203) ifade ederken; Şair, bu dönemde eşine gönderdiği bir mektupta hiç içki içmediğini söyler.

Sabahat Selma araya mesafe koymaya çalışırken, Özdemir Asaf, kazanılan bir arazi davasının parası ile İsveç’e gider. Kızları Seda, İstanbul’da hastadır. Anne Türkiye’ye dönmek isterse de aksine baba İsveç’e gider. Çift, bir Avrupa turu yaparak 1959’da İstanbul’a döner. Çiftin arasında, Özdemir Asaf’ın yok etmeye çalıştığı uzaklık, 1961 yılında boşanma ile biter.

Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalışan Asaf, 1962’de Türkiye’nin akademik eğitim almış ilk kadın fotoğrafçısı Yıldız Moran’la ikinci evliliğini yapar.

Ece Ayhan’a göre; “Özdemir Asaf‘ın şiirindeki dönemeçte eşi Yıldız‘ın belirleyici etkileri söz konusudur” (Süreya, 1996: 47).

Çiftin 1962’de Gün, 63’te Olgun, 66’da Etkin adlarında üç erkek çocuğu olur. Yaşamında çocuklarının yeri çok büyük olan şair, oğullarının yanlış söylediği kelimeler üzerine denemeler kaleme alır, kızına mektup yazarak öğütler verir.

Çevresi tarafından hayatı boyunca nazik, hayata her zaman duygu dolu gözlerle bakan birisi olarak nitelendirilen Özdemir Asaf, Türk Edebiyatçılar Birliği temsilcisi olarak 1959’da Belçika Milletlerarası Şiir Bienali’ne, 1966’da Makedonya Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak Yugoslavya’da Şiir Kongresi’ne katıldı.

Çevirileri ve şiir kitapları yayımlanmaya devam eden şair, matbaasını ve Yuvarlak Masa Yayınları’nı 1970’de kapattı.

1971 yılında ise, Bebek‟te ünlü “Şimdi-Biblio Bar”ı açar. Bar, o dönemde, sanat dolu sohbetlerin yaşandığı nezih bir mekândır.

Nitekim Ece Ayhan şair için; “Bebek‘in en büyük şairiydi” (Süreya, 1996: 47) derken, belki de bu mekâna ve mekânda Özdemir Asaf‟ın tavırlarına vurgu yapmaktadır. Giriş kapısında:

Bana ıslak bir bez verin
Dünyanın tozunu alayım

dizelerinin yer aldığı bu bardan, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Jak Deleon şöyle bahsetmektedir:

“…Özdemir Asaf‘ın Bebek‘teki yerine giderdik. Şimdi yerinde yeller esen bu ―odacık‖ ağaç duvarlı sıcacık bir yüreği andırırdı. Doğru ya, Özdemir‘in o eşsiz barı hep taze budanmış çam ve yaşlı şarap tüterdi…Boydan boya kitap rafları, duvarlarda şiirler ya da dizeler, eski bir gramafon, birkaç plâk, kunt masalar ve çift kişilik kalın koltuklar. Bar mı? Ne gezer, belki biraz ―bistrol, azıcık ―pub ve çokça Özdemir…”
(Deleon, 1995: 113-114)

Özdemir Asaf’ın Ölümü

Şairin çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bıraktı.

Çocukken geçirdiği akciğer rahatsızlığı 1979’da tekrarlayan Özdemir Asaf, 1980 aralık ayı başında, Vakıf Gureba Hastanesi’nde tedavi görmeye başladı.

Hastane odasında, birçok sanatçı dostunun ziyaret ettiği şairin beyninde, tümör de tespit edilmiştir. Müjdat Gezen’e “Beynimin içi gökyüzü gibi, her yanı sarmış meret” diyen şair, Gezen’e göre ölümle dost olmaya başlamıştır. (Gezen,1981: 63)

Son anlarında bile espri yeteneğini kaybetmeyen Özdemir Asaf, “Benim kafam herkesten farklı, içinde kanser var” (Pesen, 1981: 64) derken de yine kendine özgüdür.

28 Ocak 1981’de, 58 yaşındayken Bebek’teki evinde hayata veda eden Özdemir Asaf’ın cenazesi, isteği üzerine Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.

Özdemir Asaf’ın eserleri

Şiir:

  • Dünya Kaçtı Gözüme (1955),
  • Sen Sen Sen (1956),
  • Bir Kapı Önünde (1957),
  • Yuvarlağın Köşeleri (özdeyişler-etika, 1961),
  • Yumuşaklıklar Değil (1962),
  • Nasılsın (1970),
  • Çiçekleri Yemeyin (1975),
  • Yalnızlık Paylaşılmaz (1978),
  • Benden Sonra Mutluluk (ö.s. 1983).
  • Ölümünden sonra tüm şiirleri, Bir Kapı Önünde ve Yalnızlık Paylaşılmaz (1982) adı altında iki kitapta toplandı.
  • Lavinia: Aşk Şiirleri (ölümünden sonra, 2002),

Özdemir Asaf’ın 92 şiirinin İngilizceleri Yıldız Moran’ın çevirileriyle, To Go To: Poems adlı bir kitapta (1964) yayımlandı.

Deneme:

  • Özdemir Asafça (ölümünden sonra, deneme, 1988). 2001’de Adam Yaymları’ndan ayrı kitaplar olarak çıktı.
  • Ça (deneme, 2002),

Öykü:

  • Dün Yağmur Yağacak (ölümünden sonra, öykü, 2004),

Etika:

  • Yuvarlağın Köşeleri (1961)

Mektup

  • Sana Mektuplar (2010)

Kendi Çevirileri

  • Hiçbir Kadın Bana Hayır Demedi (Pittigrilli) (1945)
  • Reading Zindanı Balladı, (Oscar Wilde) (1968)
  • Hidim (2011)

Şiirlerinden Çeviriler

  • To Go To (1963-Yıldız Moran)

Özdemir Asaf’ın Özel Fotoğrafları

 

 

 

 

Kaynak: Gökay Durmuş – Doktora Tezi

Leave a Comment