PHILIP K. DICK’İN TEOLOJİK DOKUNUŞLARI

“Hiçbir yapı, suni olanları dahi, entropi sürecinden hoşnut olmaz. Her şeyin nihai anlamda akıbeti budur ve her şey buna karşı direnir.”

– Philip K. Dick, Galactic Pot-Healer

Yaklaşık bir buçuk yıla yakın süredir, köşede en fazla adını andığım ve kitabını yazdığım yazarın Philip K. Dick olması bir tesadüf değil. Bu yazıyla birlikte dördüncü kez Philip Dick’i ziyaret etmiş olacağız. Her seferinde yazar hakkında farklı bilgileri sunmama karşın elimde daha tonlarca malzeme var. Aynı bilgileri tekrarlamadığım ve sizleri eski sayıları kurcalamaya zorladığım için üzgünüm. Umarım bu tutum en azından Philip Dick seven ve köşeyi hararetle takip ederek düzenli e-posta gönderen okurun yüzünü güldürür.

KÜLTLERİN ORTAYA ÇIKIŞINA DAİR

Palmer-Eldritchin-3-Stigmatasi6.45 Yayınları, Philip K. Dick’in 1964 yılında yazdığı ve 1965 yılında yayınlanan romanı “Palmer Eldritch’in 3 Stigmatası”nı dilimize kazandırdı. Roman, Philip Dick’in dini öğeler ve teoloji içerisinde gezintilerinin başlangıcında bulunuyor. Dick’in neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğuna yönelik felsefi ve psikolojik keşiflerine bir katman daha ekleyen bu tutum, romanı yazdığı 1964 yılı ve devamında yazacakları için de ilginç bir noktada bulunuyor. Kalemini zarafetten bir karış uzak tutup, hassas konuların üstüne daha fazla vurgu yapıyor. Daha fazla anlaşılmaya yönelik değil elbette ancak kıvrak ve estetik bir tutumla daha geniş kitleleri de hapseden yeni katmanları üst üste bindirmeye muktedir olan yazım tarzını, yoğun, karakterlerini dışa vurmayan bir yapıyla bütünleştiriyor. Teoloji elbette ki araçlardan biri. Hatta rahatlıkla denilebilir ki yazarın aynı yıl kaleme aldığı “The Penultimate Truth,” romanı teolojik bir katmanı içermemesine karşın, yazarın gerçeklik kavramını ele alışı şekliyle “Palmer Edritch’in 3 Stigmatası” ile bir hayli benzerlik gösteriyor. Penultimate Truth romanında –ki roman aslında Dick’in 1953 tarihli “The Defender” adındaki kısa öyküsünden yola çıkmaktadır- insanlar büyük sığınaklarda tutulmakla, aslında yıllar önce bitmiş olmasına karşın, yukarıdaki dünyada 3. Dünya Savaşının hala sürdüğü yalanı insanlara dayatılmaktadır. Penultimate-Truth-philip-k-dickPalmer Edritch’in 3 Stigamatası’nda ise küresel sıcaklığın yükselmesi sonucunda yaşanılamaz hale gelen dünyanın (hatta Antarktika artık bir tatil mekânıdır) dışındaki yakın gezegenlerde koloniler bulunmakta ve insanlar bu kolonilerde, son derece zor koşullarda yaşamaya zorlanmaktadır. İnsanlar bu koşullardan kaçışı yasadışı halisünatif bir uyuşturucuda ararlar. Uyuşturucu aynı zamanda deneyimleri paylaşmaya yol açmakta ve bu paylaşılan halüsinasyonlarla kültler ve inanışlar ortaya çıkmaktadır. Sanal ve alternatif gerçeklik kavramı, Dick’in pek çok çalışmasında olduğu gibi kimyasal maddelerle ilintilidir ve sanal dünyanın içindeki sanal dünyayla, bir başka deyişle bir rüyanın içinde görülen rüyaya ait katmanlarla örtülüdür. Gerçekliği, halüsinasyonlar arasında masaya yatırırken panele yerleştirdiği din kavramı, Dick’in sonraki çalışmalarında da karşılaşılacağı üzere gnostisizmle de yakından ilişkilidir, diğer yandan kullandığı metaforlar kısmen ezoterik kısmen geniş çerçevededir.

SEFALET VE PARANOYA

philip-k-dick2Yine sıklıkla ziyaret ettiği halüsinasyon kavramı düşünüldüğünde, Dick’in paranoyalarıyla boğuşan, bir yandan dünyaya tutunmaya çalışan gerçeklik arayışının kendi yaşantısındaki konumu da dikkate alınmalıdır. Öyle ki uzunca bir süre boyunca yazdıkları anlaşılmaz bulunmuş, ötekileştirilmiş ve farklı anlamlarda sorgulanmıştır (döneme ait ve Dick’i sadece bir şizofren olarak ele alan inceleme yazılarına internet aramaları sonucu ulaşmanız mümkün). Anlaşılamamış olmak yeterince kötü değilmiş gibi, 50’li yıllarda tam zamanlı olarak yazmaya başladığında, her hafta FBI ajanları tarafından ziyaret edilip sorgulanıyordu. Komünizm korkusu yaygındı –hatta FBI ajanları Dick’in sakal boyunu ölçüp not ediyorlardı. Zamanında bir türlü anlaşılamamasına karşın Dick’in paranoyalarıyla boğuşan ve çıldırmaya yatkın zihniyle günümüzün dünyasının ortada bir yerlerde buluştuğunu görürüz. Yazdığı dönemde tuhaf, öteki ve gerçekten uzak bulunan pek çok şeyin gerçekliğe nasıl yayıldığını sıkı Dick okurları çok iyi gözlemleyebilir. İmkânsız zannedilen görüntüleme, dinleme ve pratik hayata dair teknolojileri de barındıran pek çok veri, günlük hayatımızın içindedir. Psikolojiye yaptığı katkı ve keşifleri tekrarlamamıza ise gerek yok. Palmer Eldritch’in 3 Stigmatası bir yönüyle yazarın kariyerinde maddi açıdan da önemli bir noktadır. Androidler_Elektrikli_Koyun_Dusler_Mi-philip-k-dickDick’in yazarlıktan en fazla kazandığı ve nefes alabildiği dönemler için 1965 ve 1968 yıllarının arası işaret edilir –ki o dönemde bile kazancı aylık olarak, şimdiki parayla yaklaşık 1500 Türk Lirasına denk gelmekteydi. Ölümünden sonra gerek Hollywood gerek diğer bilim kurgu yazarları tarafından kıyasıya sömürülen yaratıları, hayatı boyunca kendisine yeterli hiçbir gelir getirmemiştir ve beş parasız şekilde hayata gözlerini kapamıştır. Adını tüm dünyaya yayan ve “Android’ler Elektrikli Koyun Düşler Mi?” (6.45 Yayın, Do Androids Dream of Electric Sheep?) romanından yola çıkan “Blade Runner” (1982) isimli filmin gösterime girmesine aylar kala hayatını kaybetmiştir.

AKLIM NEREDE?

Özellikle 50’li yıllarda maddi durumu tam bir felaketti. “Golden Man” öyküsünün giriş kısmına yazdığından öğrendiğimiz kadarıyla, bir evcil hayvan dükkânına giderek sadece hayvanların tüketimine sunulan at etinden mamalarla aylarca beslenmek zorunda kalmıştı. Yine aynı giriş yazısında ise bu yoksulluğun zor olmakla birlikte, mutsuzluk getirmediğini aksine hayatının en mutlu yılları olduğunu yazar. Yoksulluğun kişiliği güçlendirmediğini, bunun bir efsane olduğunu, ancak sizi iyi bir muhasebeci haline getirmeye yaradığını söyler. Yirmi yılı aşkın kariyerinin ardından 70’li yıllarda ekonomik durumu bir kez daha felaket sınırlarında dolaşmıştır. Robert-HeinleinHatta Dick’in zıt kutbunda bulunsa da bir başka önemli bilim kurgu yazarı Robert Heinlein’ın Dick’e bir daktilo almayı teklif etmesine yol açacak bir yoksulluk söz konusudur. Bu yıllarda Dick’in akıl sağlığı da tehlikeli sınırlarda dolaşmaktadır. Uzaylı bir hayat formu tarafından (Dick bu varlığa “Valis” adını vermiştir) uykusunda ziyaret edildiğini ve antik Roma’ya zaman yolculuğu yaptığından bahsetmeye başlamıştır. “Valis” romanının temelinde de çılgınlığının oluşturduğu bu gnostik görü yatar. Hatta o yıllarda evine giren keşler yüzünden, neo-nazi bir komplonun kurbanı olduğuna inanmasından, FBI’a Polonyalı bilim kurgu yazarı Stanislaw Lem’i suçlayan komplo mektupları yazmasına kadar, sancılı bir süreçten geçmiştir. Diğer yandan şu anısı da ilginçtir: Dick, bir gün Valis’in sesini radyoda duyduğunu, Valis’in kendisine oğlunun hayatının teşhis edilmemiş bir fıtık yüzünden tehlikede olduğunu söylediğini aktarır. Gerçekten de Dick oğlunu hastaneye götürür, fıtık teşhis edilir, oğlu ameliyata alınır ve hayatı kurtulur. Ona deli, şizofren, paranoyak, bilim kurgunun peygamberi, yüzyılın psikoloji kâşifi ve sayısız isim takabilirsiniz. Göz ardı edilmemesi gereken, Dick’in bütün bunlar sayesinde sanatını yapabilmiş olmasıdır. Dick’in üzerinde çalışan ve işe yarayan şey, katışıksız kendi hayatıdır.

Bir başka Dick kitabının tercümesi raflarla buluşuncaya kadar şimdilik ara vereceğimiz Philip K. Dick sohbetimize ilerleyen zamanlarda devam etmek ve…

Haftaya görüşmek dileğiyle…

(Palmer Eldritch’in 3 Stigmatası, Philip K. Dick, Çev: Gonca Gülbey, 6.45 Yayın, 330sf.)

M. Salih KURT

mustafa.salih.kurt@gmail.com

One Comment

  1. DexteR says:

    Kendinin bu kadar ünlü olacagini bilmemek ne kadar da kötü bir durum Dick icin..

Yorum Yapmasam Olmaz :)