SERT GEÇEN ÇOCUKLUK BOŞLUKLA DOLAN YAŞLILIK

Çağdaş Macar edebiyatının güçlü kalemlerinden Péter Nádas, ilk kez Türkçe’de… Yazar, “Ölümle Baş Başa” adlı öykü kitabında çocukluk ve yaşlılık dönemlerinden kesitler sunuyor. Çocukluğun, çocuk masumiyeti taşımayan biçimde anlatıldığı bölümler dikkat çekiciyken, kendinden yola çıkarak anlattığı yaşlılık öykülerinde ‘boşluk hissi’ görülüyor.

olumle-bas-basa-peter-nadasÖykü severler için keşfedilmeyi bekleyen Péter Nádas’ın öykülerini Gün Benderli, Macarca aslından, Türkçe yazılmış izlenimi veren bir incelikle dilimize kazandırmış. “Ölümle Baş Başa” yazarın 1962-2002 yılları arasında kaleme aldıkları arasından seçilmiş dört öyküsünden oluşuyor. Kitabın ilk üç öyküsünde yaşam, çocukların bakışından ve hiç de çocuk masumiyeti taşımayan sert bir açıdan aktarılıyor. Yazarın 20-24 yaşları arasında ilk gençlik döneminin hemen ardından yazdığı ‘Kutsal Kitap’, ‘Bahçıvan’ ve ‘Kuzu’da biçim-içerik-anlatım arasında ustalıkla kurulmuş bir uyum var. Öykü atmosferini yaratırken Nádas’ın oluşturduğu müzikal tempo da ilginç. Carlos Saura’nın “Kişisel soru yoktur, ancak kişisel cevap vardır” saptamasını da anımsatıyor okuruna. “Büyük öykülerin gizi, gizlerinin olmamasıdır” der Arundathi Roy, ‘Küçük Şeylerin Tanrısı’ adlı romanında. Çünkü büyük öyküler, dinlemiş olduğumuz ve yeniden dinlemek istediğimiz öykülerdir. Nádas’ın yirmi yaşında kaleme aldığı, kitabın ilk öyküsü ‘Kutsal Kitap’ da öyle.

‘ŞİDDETE EĞİLİMLİ’ BİR ÖYKÜ 

‘Kutsal Kitap’ın anlatıcısı Gyurika (anneannesi ona Dojdi diyor), ailesinin üzerine titrediği sağlıksız bir çocuk. Onun fiziksel sorunlarının ardında oluşan içsel açmazları ise öyküdeki kişiler değil, okur biliyor yalnızca. Arkadaşı yok Gyurika’nın. Şiddete eğilimli, ancak üzerine toz kondurmayan ailesi bunu da bilmiyor. Nádas; öykünün girişinde, nasıl bir karakterin gözünden nasıl bir öykü atmosferine konuk edildiğimizi çarpıcı bir sahneyle çiziyor. Köpekleri Meta yalnızca oyun oynamak istiyordur Gyurika ile. Sahne o denli canlı çizilmiştir ki, Meta’yı görürsünüz. Onu seversiniz. Sonra üzülürsünüz, çünkü hak etmediği bir son yaşar Meta. Komşuları olan yaşıtı Eva ile karşılaşmaları, kurmaya çalışıp bir türlü kuramadığı arkadaşlıkları ve Gyurika’nın  Eva hakkında düşündükleri bir anti kahramanla karşı karşıya olduğumuzu daha başından, en kaba hatlarıyla çiziveriyor yazar. Bütün bu yan kişilerin ardından Szidike’nin ortaya çıkmasıyla hem öykünün çekirdeğine hem de Gyurika’nın kurgu kişisi olarak kimliğini daha da netleştirecek bir alana giriyoruz. 17 yaşında bir köylü kızıdır Szidike ve Gyurikalar’ın evine bir hizmetçi olarak gelmiştir. Bu noktadan sonra da şiddet unsuru cinsellik üzerinde yoğunlaşır. Çocukluktan ilk gençliğe geçiş sürecinde Szidike ile cinsel uyanışını fark eden ama bunun tam olarak algılayamayan Gyurika’nın iç dünyasındaki çatışmalar yön verir öyküye. 16 bölümden oluşan ve 70 sayfayı aşkın bu uzun öyküde, yazarın asla taraf tutmamasına karşın sevemediğimiz ve hak vermediğimiz bir kurmaca kişi Gyurika’yı yaratıyor. Her şeye karşın onu anlamaya çalışıyoruz, öykünün gücü de buradan geliyor. Uzak çağrışımlarla da olsa kişilerin kurgudaki çatışmalarıyla Vüs’at O. Bener’in ‘Havva’ öyküsüne bir kapı aralıyor ‘Kutsal Kitap’.

KÖPEKLER SAHİBİNE BENZER 

‘Bahçıvan’ öyküsü, annesini yitirmiş bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Burada da öyküdeki işlevi ve konumu farklı bir köpek çıkıyor karşımıza. Adı yok, siyah tüylü. Bir önceki öyküde olduğu gibi çocuktan değil, çocuk yüzünden babadan şiddet görüyor. “Köpek ilginç bir hayvandır” diyor Nádas, “İnsana benzer, yani kendi içgüdülerinin yasalarından başka hiçbir yasa tanımamak için doğmuştur. Buna rağmen varlığını insanın koyduğu kurallar yönetir ve sınırlar, bu kurallar da köpeğin çıkarı demektir… Köpekler sahiplerine benzemeye başlar. Sınıflar, katmanlar oluşturur.”  

‘Kuzu’, ötekileştirme üzerine sorgulayan ve irdelen bir öykü. ‘Kutsal Kitap’ ve ‘Bahçıvan’da olduğu gibi çocuğun gözünden anlatılıyorsa da, anlatıcı yetişkin döneminden geriye dönüşlerle aktarıyor öyküsünü. Şiddete ve başkalarını (ötekileştirdiklerini) aşağılamaya yönelik eylemlerinde büyüklerin bakış açısının onların üzerindeki etkisini vurgulayan Nádas her şeyi şu cümleyle özetler: “…ve anladım ki sadece başkalarını aşağılayan bir insan aşağılanabilir.” Öykünün içinde bir gölge gibi dolaşan ama bütün ağırlığı omuzlarında taşıyan Roth Amca, etkileyici güçlü bir öykü kişisi. Nádas, yer yer anlatıcısının üzerinden yaşam felsefesini aktarma girişiminde bulunmayı seviyor. Oldukça riskli bu seçim öykünün sınırlarını zorlasa da asla kuru ve didaktik bir anlatıma düşmüyor.

peter-nadas2Kitaba adını veren ‘Ölümle Baş Başa’ ise ‘Kuzu’dan 36 yıl sonra yazılmış ve Nádas’ın ölümle yaşam arasındaki bıçak sırtı üzerinde gidiş gelişlerini anlattığı kendi hikâyesi. Kitaptaki öykülerin diziliş biçimi de ayrı bir kurgu; ilk üç öykü çocuk dünyasının acımasızlığını ve anlaşılamayan kırılganlığını sert bir biçimde gözler önüne sererken son öykü, ölümle burun buruna gelinmiş bir orta yaş sonunu eksen alır. Ölümle burun buruna gelme anında herkesçe kabullenilmiş zaman kavramının yitirildiğini söylüyor yazar: “Ama bunun sonucunda görme, duyma ve düşünme son bulmuyor. Fakat birbirine paralel olarak işleyen bu fonksiyonlar yoluyla elde edilen yeni duyumlar artık bilincin herkesçe kabul edilmiş olan zaman kavramına dizilmiyor. Kâinata zamansızlık hâkim oluyor. Buna boşluk hissi diyebiliriz.” 

Yazarlar öykülerinde okurun doldurmasını istediği boşluklar bırakır. Nádas’ın öyküler arası bıraktığı boşluk ise büyük birer adım atılarak çocukluk ve yaşlılık döneminden kesitler sunuyor. Has öykü okurları ve yazma konusunda kendini geliştirmek isteyenler için “Ölümle Baş Başa” iyi bir seçim.

Cemil Kavukçu
cemilkavukcu@hotmail.com

(Bu yazı 12 Nisan 2013 Cuma Günü Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.) 

Yorum Yapmasam Olmaz :)