SİDDHARTHA “BİR HİNT DESTANI”

Okuduğum en etkileyici romanlardan biri Siddhartha. Herkesin kendinden bir parça bulacağı insanın yaşamın anlamını ve ötesini görme, bilme, anlama ve içselleştirme dürtüsünün hikayesi. Siddhartha- baş kahramanımız- her ne kadar Buddha gibi bir prens ve bir Brahman ( Hint felsefesine göre; hem içkin hem de aşkın olan, hem evrende ve hem de kendisinde var olan en yüksek varlığa kendisiyle birleşmenin nihai ve en yüksek hedef olarak addedildiği dünya ruhu. -*bkz.Vikipedia) olsa da içindeki insani boşluğu dolduramadığı için kendi dünyasından çıkıp insanların (Brahmanlara göre çocuk-insan’ların) arasına karışıyor. Peki aradığını bulabilecek mi?

siddhartha-hermann-hesse-“Bir hedef bulunuyordu Siddhartha’nın önünde, tek bir hedef: Arınmış olmak, susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi…” Syf. 24

Siddhartha bir prens olarak meditasyonunu yapan; hani günümüzde ideal bir ruhun yapması gereken her şeyi yapan biri. En yakın arkadaşı ise onun gibi bir Brahman oğlu olan Govinda. Govinda Siddhartha’nın tüm arayışlarında ortak ve her zaman destek. Siddhartha’nın hedefi içindeki o giz’e yani tümüyle saf dışı bırakılmış Ben olmayan Öz’e ulaşmak. Özellikle şu karmaşık dünyamızda hangimiz özümüze ulaşmak için çabalamıyoruz ki? Bizi aşağı çeken egomuzu, bitmeyen tatminsizliğimizi öldürmeyi istemiyoruz?. Açıkçası ben bu konuda çalışmışımdır, hele bu zamanda o kadar çok kafa karıştırıcı ve ruhsal öğreti var ki. Ama kitabın sonunda da anlaşılacağı gibi aslında olay çok basit, gerçekten basit, basit yaşamak ve ne yaşıyorsak, acı çekiyorsak da hepsi bizim yaşamamız gerekenler sadece.

Gel gelelim Siddhartha babasını dinlemeyip kabilesinden ayrılıp Samana’lara (çileciler) katılmaya karar verir. Uzun yıllar Samana’ların arasında oruç tutmayı, doğru nefes almayı ve daha birçok öğretiyi öğrenir. Fakat Siddhartha yine mutsuz olur çünkü öğrendiği en önemli şey;  hiçbir şey öğrenemeyeceği olmuştur.

“ İnanıyorum ki bizim “öğrenme” dediğimiz şey gerçekte yok. Tek bir bilgi var, dostum, bu da dört bir yandadır, bu da Atman’dır, benim içimde, seninde içindedir bu da, her varlığın içindedir.”  syf 29  

Bunu anladıktan sonra boş boş dolaşan ve arayışta olan Siddhartha Buddha(Gotama) ile karşılaşır. Onun öğretisini ve konuşmalarını dinler. Yalnız öğreti de bir boşluk bulur. Onu şu sözleriyle açıklar Buddha’ya; “…Senin Buddha olduğundan hedefe, binler ve binlerce Brahman’ın, Brahman oğlunun uğruna yollara döküldüğü hedefe ulaştığından kuşku duymadım. Ölümden kurtulmanın çaresini buldun. Kendi aramaların sonunda, kendi izlediğin yolda, düşünerek, meditasyonla, bilip kavrayarak, ilhamla sağladın bunu. Öğretiyle değil! Ve- ben böyle düşünüyorum, ey ulu kişi- kimse öğretiyle kurtuluşa ulaşamaz…” Syf 43.  Siddhartha’nın bu bilgisine yaşadığım, uymaya çalıştığım öğretilerde, olumlamalarda bende ulaştım. Yani insan bir şeyi taklit ettiğinde onun ulaştığı noktaya ulaşamayabilir ve bu da çok daha büyük bir düş kırıklığına uğratabilir insanı. Hiçbir öğretiye körü körüne bağlanmamak gerekiyor. Ama yine her insanın öğrenmesi için bunu da yaşaması gerekli, kendisi görmesi gerekli. Bence de ulu bir kişiden alınan öğretiyle ulu olunamaz. Her insan bir ve tektir.    

buddha-japonya

Siddhartha bu konuşmadan sonra Buddha’nın öğretisinde kalmak isteyen arkadaşı Govinda’yı geride bırakarak kendi arayış yoluna devam eder. Birden aklına düşünceler gelmeye başlar, aslında böyle öğretiler öğrenmeye çalışır, kendi benliğiyle savaşırken kendi kendinden korktuğunu ve kaçtığını fark eder. Artık kendini parçalayıp yıkıntıların ardından giz aramaktan yorulduğunu anlar. Bende bu duruma geliyorum yavaş yavaş, kendi içimle kavga ederek veya değiştirmeye çalışarak aydınlanamayacağımı anladım. Hangimiz bazen kendi içsel arayışlarımızın içinde kaybolmayız ki bazen? Kabul etmek zor olsa da Siddhartha da bunun farkına varmıştı. Dünyaya ilk kez geliyormuş gibiydi sanki, kuşların ağaçların dünyanın ne kadar gizemli olduğunun farkına varmıştı. Yeniden doğmuş ve hayatı yeniden en başından yaşaması gerekiyormuş gibi hissetmişti. Ve bir şeyin daha farkına varmıştı Siddhartha; “ Ne var ki, bu öz-beni gerçekten bulamamıştı bir türlü, çünkü onu düşüncelerin ağı ile yakalamaya çalışmıştı….Öğrenilen bilgelikler de, bir düşünceden sonuç çıkarma ve yeni düşünceler üretme becerisi de öz-ben değildi…” Syf 55 . Peki Öz-ben neydi? Ne akıl ne duygular öz-benlikle alakalıydı. Öz-benlik işte tam da akıl ve duygunun arasında kalan, derinden gelen o gizli sesti.

Ve genç Brahman, artık Samana olmaktan da çıkıp çocuk-insanların dünyasına katılmaya karar verdi. Tüccarlığı, hırsı, egoyu, parayı, şehveti ve tutkuyu öğrendi burada. En büyük öğretmeni güzel yosma Kamala idi. Ona tutkuyu, şehveti, kendi bedenini tanımayı öğretti. Ve farkında olmasa da bu Brahman oğlu git gide küçük gördüğü çocuk- insanlara benzemeye başladı. Kumar oynamaya, lüks davetlere gitmeye, insanlar paralarını almaya ve gittikçe bilgeliğini kaybetmeye başladı. Bir gün içindeki sesin o gizli sesin sustuğunu, yetmediğini, çocuk-insanlardan biri olduğunu ve artık bu dünyayı da terk etmesi gerektiğine karar verdi. Ve bir akşam bahçesini, Kamala’yı, işini, evini her şeyini bırakarak ormana doğru yola koyuldu yine. Aradan uzun yıllar geçmişti ormana gelmeyeli, geri dönmek de istemiyordu artık o zevklerin dünyasına. Ormanda ilerlerken yıllar önce şehre uzanmak için bir kayıkla karşıya geçtiği ırmakta buldu kendini. Ölmek istedi bir an, sonra kalbinden gelen sesi duydu tekrardan. Demek ki özü ölmemişti sadece saklanmıştı ondan.  Ve anlamıştı ki o kadar bilgi, o kadar oruç, o çileli yıllar onu hep ruhani yapma amacına yönelikti. Hep insanlardan farklı ve ruhani biri olmuştu. Yani kendini bütünden ayırmıştı. Ama bu ruhaniliğin, bu kibrin içine sinmişti bu sefer de. Ben’i öldürme yanılsaması burada başlamıştı.

Hermann-Hesse-Irmağa baktığında, burada yıllar önce kayığı ile şehre gitmesi için onu karşıya geçiren yaşlı Vasudeva ( Sankritçe “Irmak Tanrısı”)  ile yaşamak istediğini anladı. Ve Siddhartha orada kaldı, ırmağı dinlemeyi, kayığı kullanmayı öğrendi. Böylece yıllar geçti,yaşlandı… Bir gün Kamala ve yanında genç bir oğlan ile karşılaştı. Buddha’nın ölümü için karşı kıyıya geçmek istiyorlardı. Tanıdı Kamala’yı yaşlı adam. O da Siddhartha gittikten sonra Gotama öğretisine sığınmıştı. Ve hamile olduğunu söyleyemeden gitmişti genç adam. Şimdi hayat onları tekrar karşılaştırmıştı, oğlunu göstermişti babasına. Peki bundan sonra ne oldu? Siddhartha oğluyla sevmeyi öğrenebildi mi? Yıllardır aradığı o Öz’e ulaşabildi mi? İşte bunun devamı kitabın sayfalarında saklı. Her bir satırı hayatı ve gerçek yaşamı anlatan bir kitap. Hermann Hesse’nin okuduğum ilk kitabı olarak ikinci defa tekrar tekrar altını çizerek okuyacağım ve kütüphanemde önemli bir yer tutacak. Kafanızdaki soruların belki bir an olsun netleşmesi için bu akıcı romanı tavsiye ediyorum. Ama sakın bunun bir öğreti olduğu yanılgısına düşmeyin, o Siddhartha’nın hikayesi sadece. Peki sizin hikayeniz ne?

Gizem SAKALLI

gzmskll88@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)