STEPHEN KING VE SİNEMA

 


Bugüne kadar sinema ve televizyon ortamları dahilinde, kısa ve uzun metrajlı olmak üzere romanları ve kısa hikayelerinden 200 civarında eser uyarlanan Stephen King, ilk roman uyarlamasını 1976 yılında ortaya koymuştur. 1974 yılında yazdığı Carrie adlı romanı, 2 yıl sonra aynı adla ve Brian De Palma gibi bir yönetmen tarafından beyazperdeye taşınmıştır.

stephen-KING-ve-sinema

En önemli uyarlamaları olarak The Shining (Cinnet), Stand By Me (Benimle Kal), The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli), The Green Mile (Yeşil Yol), Carrie, The Dead Zone (Ölüm Bölgesi), 1408, Misery (Ölüm Kitabı), Pet Sematary (Hayvan Mezarlığı), Secret Window (Gizli Pencere) ve The Mist’i (Öldüren Sis) gösterebiliriz.

 Film uyarlamalarında en çok Frank Darabont ve Rob Reiner’la çalışmış olmakla birlikte Brian De Palma, Stanley Kubrick, George A. Romero, David Cronenberg ve John Carpenter gibi çok iyi yönetmenlerle film çekmiştir. Bir uyarlamada da (Maximum Overdrive) kendisi yönetmenlik koltuğuna oturmuştur. Fakat daha sonra bu konuda kendisine yöneltilen “Neden kendi uyarlamalarınızı kendiniz yönetmiyorsunuz?” sorusuna cevap olarak “Maximum Overdrive’ı izleyin, anlarsınız.” demiştir.

Cameo (Cameo: Filmlerde ekipten bir kişinin alakasız bir yerde küçük bir rolünün olmasıdır. Genellikle replikleri dahi olmaz. Bu konuda en ünlü isim Alfred Hitchcock’tır.) olarak da birçok filmde gözükür.

 En sevdiği uyarlamaları ise Stand By Me (Benimle Kal – Filmi izledikten sonra çok duygulandığını ve bugüne kadar izlediği, kitaplarına en yakın uyarlama olduğunu söylemiştir.), The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) ve The Mist (Öldüren Sis)’tir.

Şimdi Stephen King’in önemli film uyarlamalarından birkaçını inceleyelim.

The Shining – Cinnet (1980)
Başrolünde Jack Nicholson’ın yer aldığı ve yönetmenliğini Stanley Kubrick’in üstlendiği bu film 1980 yılında çekilmiş olup, hala korku-gerilim tarzı filmler arasındaki önemli konumunu korumaya devam etmektedir.
the shining-stephen-king
Jack Torrance (Jack Nicholson) sezon dışında Overlook Oteli’nin bakıcılığını yapma görevini üstlenmiştir. Jack, eşi Wendy (Shelley Duvall) ve oğlu Danny’yi (Danny Lloyd) de yanına alarak ıssızlığın ortasındaki koca otele taşınır. Doğaüstü sezgileri olan Danny bir süre sonra otelde yalnız olmadıklarını görür ve ailesini buna inandırmaya çalışır. Başta Danny’ye inanmasalar da, Jack yavaş yavaş aklını yitirmeye başladığında haklı olduğu ortaya çıkacaktır.Cinnetherkes tarafından çok beğenilse de, Stephen King’in kendisini tatmin etmemiştir. Hatta romanlarından uyarlanan filmler arasında en beğenmediği film olduğunu söylemiştir. Bunun nedeni olarak da kitabındaki aile içi ayrışma ve alkolikliğin zararları gibi önemli temaların kullanılmamasını göstermiştir. Daha sonradan bu kitabı yazarken kendisinin de alkoliklikten muzdarip olduğunu ve kitabın bu kısmının biraz otobiyografi gibi olduğunu belirtmiştir. 1997 yılındaysa Cinnet’in mini seri olarak tekrar çekilmesi için yapımcı olmuştur. Ama bu seri, filmin yarısı kadar bile ilgi görmemiştir.

Başrol seçiminde de sorun yaşanmıştır. Stanley Kubrick’in başrol için ilk olarak aklındaki isim Jack Nicholson’dır. Robert De Niro (sonrasında filmin kendisine bir ay kabus gördürdüğünü iddia etmiştir), Robin Williams ve Harrison Ford da başrol için akla gelen isimlerdir, fakat Stephen King hiçbirini uygun görmemiştir. Sonunda başrolü Jack Nicholson oynasa da, King, Nicholson’ın daha önce One Flew Over The Cuckoo’s Nest’teki (Guguk Kuşu) rolü nedeniyle, Cinnet’te oynadığı karakterin sonunda çıldıracağı konusunda seyircilerin erkenden ipucu sahibi olacağını ve bunun bir hata olduğunu belirtmiştir. Stephen King’e göre sıradan bir adamın çıldırmasının daha etkili görünmesi için başrolü Jon Voight ya da Michael Moriarty gibi daha sıradan görünüşlü aktörlerin oynaması gerekirdi.

Tüm bu anlaşmazlıklara rağmen eleştirmenler ve sinema severler tarafından çok sevilmiş ve bir korku-gerilim kültü haline gelmiştir. Stanley Kubrick, o zamanlar için daha yeni olan steadicam tekniğini kullanarak takip sahnelerinin çekimini izlemesi çok keyifli bir hale getirmiştir. Film hakkında bir de ilginç bilgi vermek istiyorum. Jack Nicholson’ın banyo kapısını baltayla kırarak içeriye girme sahnesi tam 127 kere tekrar çekilmiş ve böylece Cinnet, en fazla çekim tekrarı yapılan film olma özelliğini kazanmıştır.

Stand By Me – Benimle Kal (1986)
King’in The Body (Ceset) adlı eserinden uyarlanan bu filmi Rob Reiner çekmiştir. Korku filminden çok macera-dram arası bir havası vardır. 90’larda çocuk olanlar şu an hatırlamasalar da muhtemelen bu filmi küçükken izlemişlerdir.

stand-by-me-stephen-kingBenimle Kal, dört çocuğun 50’li yıllarda yaşadığı bir macerayı Gordie adlı karakterin ağzından anlatır. Gordie’nin futbol yıldızı abisi ölmüştür ve bu ölümden sonra babası tarafından iyice görmezden gelinmiştir. Abisi Gordie’ye her zaman ebeveynlerinden çok daha fazla ilgi göstermiştir. Chris de suçlular ve alkoliklerden oluşan ailesi tarafından hor görülen bir çocuktur. Teddy’nin kulağı babası tarafından yakılmıştır ve duygusal olarak kendini kontrol etmekte güçlük çekmektedir. Vern karakteriyse gruptaki korkak ve şişman çocuktur. Bir gün Vern, abisi ve arkadaşının bir ceset bulmakla ilgili konuşmasına kulak misafiri olur. Bunu gruptaki arkadaşlarına anlatır ve dört çocuk birlikte polisin aradığı cesedi bulmak ve yerel kahramanlar olmak için bir maceraya atılırlar.The Goonies (Define Avcıları) ile birlikte çocukluğuma damgasını vuran bir film olmuştur Stand By Me. Çocuk olmanın ve arkadaşlığın ne demek olduğunu belki de en iyi anlatan filmdir. Soundtrack listesiyse 50’lerin harika müziklerinden oluşmakta olup, özellikle oldies severlerin bayılacağı türdedir.

Christine – Katil Otomobil (1983)
Korku filmlerinin üstadı John Carpenter’ın yönetmenliğinde çekilen bu film, aynı adlı Stephen King romanından uyarlanmıştır. Temelde insanın bir objeye nasıl bir aşkla bağlanabileceğini ve aşkı için neler yapabileceğini anlatır. Fakat filmde bu aşka objenin de karşılık vermesi ve üstelik bu objenin şeytani bir de ruha sahip olması olayların daha korkunç boyutlara taşınmasına sebep oluyor.
christine-katil-araba-stephen-kingChristine, 1958 model Plymouth Fury marka bir araçtır. Diğer Plymouth Fury’lerden tek farkı kendisine ait bir akla sahip olmasıdır. Film, Christine’in yapıldığı zamanda başlar. İki işçi daha filmin başında Christine tarafından öldürülür. Aradan geçen 20 yıldan sonra bu aracı Arnie alacaktır. Tabii bu geçen 20 yılda Christine’in önceki sahibine yaşattığı korkunç şeylerden haberi yoktur. Arnie, okulda sürekli sataşılan, pek arkadaşı bulunmayan bir liselidir. Christine’i görür görmez aşık olur ve ona sahip olabilmek için ailesine karşı çıkar. Aldığında hurda halinde olan arabayı tamir eder ve neredeyse bütün zamanını onunla geçirmeye başlar. Artık aldığı arabadan sonra kişiliği fazlasıyla değişen Arnie’nin düşmanlığını kazananlar, Christine’in gazabına uğrayacaklardır.

Christine, filmde 1958 model Plymouth Fury olarak gösterilse de, diğer iki Plymouth modeli Belvedere ve Savoy da makyajlanarak Fury gibi gösterilmiştir. Çünkü Fury sınırlı sayıda üretilen bir araçtır. Dolayısıyla birçok defa parçalanmak durumunda kalınacak bir araba değildir. Ayrıca bu model sadece (filmde de görülen diğer Fury’ler gibi) bej renkte üretilmiştir. Ama kitapta yazdığı üzere Christine Ford kırmızısıyla modifiye edilmiştir. Kaynaktan kaynağa değişse de filmin yapımında 13-16 civarı Fury/Belvedere/Savoy model aracın parçalandığı, filmin tamamı içinse bu araçlardan 25 adet kullanıldığı söylentiler arasındadır. Back To The Future (Geleceğe Dönüş)’ın DeLorean’a yaptığı tanıtımı Christine de Plymouth Fury’ye yapmış ve aracın insanların gözündeki değerini arttırmıştır. Bu yapımla ilgili bir başka ilginç bilgiyse şu; Stephen King’in o dönemdeki popülaritesi o kadar büyükmüş ki, daha kitap basıma gitmeden filmin yapım çalışmaları başlamış. Nisan sonunda kitap yayımlanmış, Aralık başındaysa film gösterime girmiştir.

Toparlamak gerekirse, yapıldığı yıla göre muhteşem efektlere sahip olan Christine, bu tarzı sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.

The Mist – Öldüren Sis (2007)
Stephen King’in çalışmaktan mutlu olduğu, The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) ve The Green Mile (Yeşil Yol) gibi uyarlamalarını da yöneten Frank Darabont, King’in en sevdiği uyarlamalardan biri olan The Mist’i de yönetmiştir. 1980’lerden beri bu filmi çekmeyi isteyen Frank Darabont, sonunda bu fırsatı bulmuş ve film, 2007 yılının Kasım ayında gösterime girmiştir. Filmin sonunu romanda olandan daha karanlık bitiren Frank Darabont, bu seçiminde Stephen King’in de desteğini almıştır.

the-mist-stephen-king

Büyük bir fırtına dolayısıyla süpermarkete sığınan kasaba halkı, çöken sisin arkasında daha korkunç bir şeyin olduğunu ilk başta farketmezler. David Drayton bu sisin altında korkutucu, dünya dışı yaratıkların olduğunu ve kurtulmak için hep birlikte hareket etmeleri gerektiğini farkeden ilk kişidir. Bir yandan oğlu Billy’yi güvende tutmak isteyip, diğer yandan zaman ilerledikçe tutarsız davranışlar sergilemeye başlayan kasaba halkını sakinleştirmeye çalışan David, acaba bunda ne kadar başarılı olacaktır.

Frank Darabont ilk başta filmi siyah-beyaz çekmek istemiş, sonra renkli çekilmesine karar vermiştir. Siyah-beyaz çekimi 2 dvd’den oluşan setin ikinci dvd’sinde bulunabilir.

 The Mist’in açılış sahnesinde David’in yaptığı resim Dark Tower serisine bir göndermedir. Çünkü yapılan resim Roland’ın resmidir. Yanındaki film afişi ise John Carpenter’ın The Thing (Şey) filminin afişidir. Burdaki gönderme de John Carpenter’ın The Mist’le benzer temadaki The Fog (Sis) filminedir. Bu iki eserin ortak noktasıysa, yaptığı birçok film afişiyle (Star Wars, Indiana Jones, Harry Potter, The Thing, Blade Runner vs.) meşhur olan Drew Struzan’dır. Roland’ın resmi de, John Carpenter’ın The Thing (Şey) filminin afişi de Drew Struzan’a aittir.

İzleyiciler bu konuda ikiye ayrılsa da, ben filmin sonunun çok etkileyici olduğunu düşünüyorum. Kitaba uygun olmasa da sonuçta hem King’in, hem Darabont’un birlikte verdiği bir karardı bu ve bence doğru da olmuş. Bu son seçilerek beyazperdede daha etkileyici bir sona ulaştıklarını düşünüyorum. Eğer izlemediyseniz, sanırım hangi tarafta olduğunuzu seçmek için ve keyifli bir film izlemek için daha fazla beklememelisiniz.

Secret Window – Gizli Pencere (2004)
Hollywood’un ünlü senaristi David Koepp (Mission: Impossible – Görevimiz Tehlike; Panic Room – Panik Odası; The Lost World: Jurassic Park; Stir Of Echoes – Dehşetin Yankıları; Spider Man – Örümcek Adam) tarafından beyazperdeye aktarılan Gizli Pencere’nin başrollerini Johnny Depp ve John Turturro paylaşıyor. Stephen King’in Secret Window, Secret Garden (Gizli Pencere, Gizli Bahçe) adlı kısa öyküsünden uyarlanmıştır. Yazarın Four Past Midnight (Gece Yarısını Dört Geçe) kitabında bulunabilir.
secret-window-stephen-kingEşini, kendisini aldatırken yakalayan başarılı yazar Mort Rainey (Johnny Depp), zorlu bir ayrılık sürecine girer. Bu süreçte yeni eser yazmakta da zorlanmaya başlamıştır. Bu sebeple yeni kitabını yazmak için kırsal bölgedeki kulübesine gidip, her şeyden arınarak yazmaya odaklanmaya çalışır. Fakat işler pek de umduğu gibi gitmemektedir. Günlerinin çoğunu kanepesinde oturarak ya da uyuyarak geçirip, bol miktarda sigara ve viski tüketmeye başlamıştır. Daha sonra karşısına gizemli karakter John Shooter (John Turturro) çıkar. Shooter, Rainey’nin yazdığı bir hikayenin kendisine ait olduğunu söyler ve Rainey’yi hırsızlıkla suçlar. Shooter, bu suçlamaya karşı çıkan Rainey’ye hikayenin kendisine ait olduğunu kanıtlaması için üç gün verir. O akşam köpeğinin ölüsünü bulan Rainey, hemen Shooter’dan şüphelenir, olayı şerife anlatır ve her şey giderek daha da karışmaya başlar. Bir süre sonra Rainey hiç kimseye, hatta kendine bile güvenemeyeceğini anlar.

Hem Johnny Depp, hem de John Turturro Gizli Pencere’de çok iyi performans sergilemişler. Konu biraz klişe de olsa, oyunculuklar ve akıcılık filmi izlenir kılıyor. İlginç bir bilgiyle yazımı bitirmek istiyorum. John Turturro’nun bu filmde oynama kararı, oğlunun büyük bir Stephen King fanı olması ve bu filmde oynaması için babasını ikna etmesi sayesinde verilmiş.

Özcan UZUN 
relativelyunpopular.blogspot.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)