UMBERTO ECO VE ORHAN PAMUK’TAN ÇARPICI AÇIKLAMALAR

Dün (9 Nisan) saat 17:00’de başlayan Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall Boğaziçi Üniversitesi’nin 150. kuruluş yıldönümü kutlamaları bir edebiyat buluşmasıyla renklendi. Buluşmayı bu kadar ‘renkli’ yapan tabii ki etkinliğin iki ünlü yazarı Umberto Eco ve Orhan Pamuk’tu. Metinlerinde roman kalıplarıyla oynamaya alışkın iki yazar, kurmaca-gerçek ayrımı, bakış açısı, okuyuculuk ve yazarlık usulleri gibi konuları ele aldıkları söyleşide, her fırsatta birbiriyle şakalaştı. İkilinin zihin açıcı konuşmaları izleyicinin kahkahalarıyla bölündü.

orhan-pamuk-umberto-eco‘Anne Karenina’yı okurken bir yandan onun için ağlamak istiyorum ama..

Moderatör Patrizia Viorili’nin bir hayli uzun konuşmasından sonra ilk sözü Orhan Pamuk aldı. Pamuk, konuşmasına ‘Saf ve Düşünceli Romancı’da ismini ödünç aldığı Schiller makalesinden söz ederek başladı. Schiller’in naif şair ve modern hassasiyet sahibi şair ayrımını hatırlatan Pamuk, bu ikisi arasındaki farklılığı araba sürmeye benzetti. Naif bir sürücünün öğrendikleri sonunda doğal reflekslerle arabasını sürdüğünü ama bilinçli sürücünün sürekli kendini tarttığını söyleyen Pamuk, kendisinin de yazarken ve okurken bu iki mod arasında gidip geldiğini belirtti. Umberto Eco ise Pera Palas çağrışımının da etkisiyle konuyu Agatha Christie’nin ‘Roger Ackroyd Cinayeti’ne getirdi. Eco, sonunda anlatıcının suçlu çıktığı bu polisiyeyle okuyucuya ikinci bir boyut hediye edildiğini söyledi. Orhan Pamuk, tam da bu yüzden roman yazmak istediğini, romanın insan beyninde bu gibi farklı seviyeleri harekete geçirme kapasitesine sahip olduğuna dikkat çekti ve ‘Anne Karenina’yı okurken bir yandan onun için ağlamak istiyorum ama bir yandan da ağladığımın farkına varıp onu dizginliyorum’ dedi.

“Paranoyak olmayayım da ne yapayım?”

Koleksiyonculuk, Orhan Pamuk’un ‘ Masumiyet Müzesi ’nin de etkisiyle, konuşmanın en üstünde durulan meselesiydi. Önce Viorili, sunum konuşmasında koleksiyoncuların hep döngüyü kapatmaya, topladıkları nesnelere sahip olmaya odaklandıklarından bahsetti. Umberto Eco, listelerin nasıl bir müzikaliteye sahip olduklarından söz ederken Orhan Pamuk da Türkiye ’deki eğitim sisteminin zaten kendini listeleyerek düşünmeye yönlendirdi. Liste ve koleksiyon konusu paranoya ve komplo temasını da tetikledi. Eco, romanın birbiriyle ilgisiz nesneler arasında bile bir bağlantı kurmaya odaklanmasından söz edince Pamuk da arkadaşlarının ona hep paranoyak suçlamasında bulunduğu yorumunu getirdi. Pamuk, ‘Paranoyak olmayayım da ne yapayım? Romanın hep paranoyak bir yanı vardır. Okur, bu okuduğum güzel ama ne anlamı var’ diye sorar. Yazar da bir noktada kendini okurla özdeşleştirir’ dedi.

Orhan-pamuk-umberto-eco“İnsanların yüzde 50’sinin aptal olduğunu düşünüyorum”

Ünlü İtalyan yazar Umberto Eco’dan ayrıca salonda gülüşmelere neden olan ve daha sonra da üzerinde dok tartışılıcağa benzeyen  bir açıklama geldi “İnsanların yüzde 50’sinin aptal olduğunu düşünüyorum” dedi.

Bu söylerinin devamında Umberto  Eco ayrıca şu ifadeleri kullandı:

“Ben inanıyorum ki dünyadaki insanların çoğu aptaldır. Bu çok önemli bir his. Ölmeye hazır olabilmek için, ölüm anında eğer ikna olduysam insanların hepsi aptaldır, o zaman ölebilirim.

Adım adım hergün kendi inancınızda bu şekilde düşünebilirsiniz. Ancak yaşamın şu noktasında sadece yüzde 50’sinin aptal olduğunu düşünüyorum.”

Yorum Yapmasam Olmaz :)