UMUT

“…yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için…”
– Nazım Hikmet, Yaşamaya Dair
Bu hafta okuduğum pek çok kitabın içerisinde, beni daha fazla gevezeliğe iten, hatta bilinen istatistiğin biraz tersine, kitabın sahip olduğu kelime sayısından daha fazla kelime söylemeye mecbur bırakan (zevkle!) bir resimli kitabı konu edineceğiz: Shaun Tan’in İthaki Yayınları tarafından dilimize, Seda Ersavcı’nın tercümesiyle kazandırdığı Kızıl Ağaç (The Red Tree, 2001) kitabını.
kızıl-agac
1974 Avustralya doğumlu yazar ve çizer Shaun Tan’in çalışmalarıyla daha önce neden karşılaşmadığımı bilemiyorum ve bunun için hayıflanıyorum. 2011 yılında kısa animasyon uyarlaması Oscar ödülünü de kazanan The Lost Thing’i (Kayıp Şey, İthaki Yayınları, 2012) izlemesine izlemiştim de ödüle aday olan bir başka kısa animasyon The Gruffalo’nun -ki gerek animasyon tekniği, gerek öykü (Julia Donaldson’ın aynı isimli resimli kitabından uyarlamadır) açısından hala, daha üst-düzey bir çalışma olduğunu düşünüyorum- ödülü kazanamaması sebebiyle ya tuttuğum kinden ya da vakit bulamamamdan, Kayıp Şey’in arka plandaki yaratıcıları hakkında bir araştırmaya girişmemiştim.
the-lost-thing
Bu açıdan Shaun Tan’in resimli kitaplarıyla karşılaşmak benim için de büyük bir sürpriz oldu ama çalışmalarının büyüleyici yanı sebebiyle kısa sürede diğer çalışmalarını da inceleme ve araştırma fırsatını bulabildim. Çoğunlukla çocuk kitaplarının (bu hatalı genellemeye birazdan değineceğiz) yazarı ve çizeri olarak bilinen, modern resimli kitapların önde gelen sanatçılarından sayılan Shaun Tan’ın hem yazıp hem çizdiği The Playground (1997), The Lost Thing (1999, Kayıp Şey, İthaki Yayınları, 2012), The Red Tree (2001, Kızıl Ağaç, İthaki Yayınları), The Arrival (2006), Tales From Outer Suburbia (2008) ve The Oopsatoreum (2012) bulunuyor. Bunların dışında sadece çizimlerini üstlendiği pek çok kitap da mevcut.
Kızıl Ağaç, temel olarak isimsiz küçük bir kızın, “uzaklık” ve “yabancılaşma” duyduğu, metaforlarla örülü şekilde resmedilen bir dünyadaki “umutsuzluk,” “çaresizlik,” “kaybolma” ve “yalnızlık” hisleri içinde yaptığı yolculuğu ve bu yolculuğun sonucunda ulaştığı “umut”u anlatıyor ve resmediyor. Shaun Tan kitabı için, okuyucularının sıkça, neden bu kadar “karanlık” çevresinde tablolarını oluşturduğuna ise The Rabbits’te işlediği sosyal ve çevresel adaletsizlik (Avustralya’nın sömürgeleşmesine yönelik bir alegoridir ve yazarı John Marsden’dir), The Lost Thing’deki (Kayıp Şey) sosyal kayıtsızlık, The Viewer’daki özyıkım düşüncelerinde olduğu gibi, doğru görünmeyen şeylere daha çok ilgili olduğunu söylüyor.
kızıl-agacKitaplarının sadece çocuklara yönelik olduğunun düşünüldüğünden bahsetmiştik. Bu yanılgının temelini Tan’in resimli kitaplarında doğal olarak görsel anlatımın genişçe yer kaplamasının ve anlatının büyük çoğunluğunu oluşturmasının etkisi büyük. Bununla beraber yazın kısmının yalın, kısa, net anlaşılır cümlelerle devam ettiğini göz önüne alınca ve bilhassa geçmişten gelen, resimli kitapların ekseriyetle çocukları okumaya alıştırma ve özendirme yolu olarak görülmesi sebebi ile bu yakıştırmalar yapılıyor. Ancak durum bunun biraz tersi. Shaun Tan’ın da bir makalesinde tekrar hatırlattığı Einstein’ın “sanat, en derin düşüncelerin en kolay şekilde ifade edilmesidir,” sözlerini tekrarlayalım. Kitaplarının olağanüstü şekilde çocukları da cezp edecek, onların öykü ve görsel dağarcıklarına da hitap edecek doneleri barındırdığı doğru ama bunun yanında yetişkinlerin özümseyeceği, özellikle duygu-düş-izlem metotlarını gözden geçirecekleri, fikirleri ve soruları da barındırmaktadır. Çizimleri her incelendiğinde bir önceki gözlemden farklı detaylar su yüzüne çıkacaktır. The Oopsatoreum’daki gibi çılgınca buluşlar (bu buluşların bir yandan alakasız şekilde İrfan Sayar’ın Prof. Zihni Sinir tiplemesini ve buluşlarını çağrıştırması beni gülümsetti) aynı zamanda yaratıcılığın ne olduğu, neyin orijinal olduğu yolundaki soruları sordurmaya da muktedirdir. Aynı şekilde Kızıl Ağaç’ı da olduğu gibi kabul etmenin ötesinde, metaforlarını deşmek, sonunda açan Kızıl Ağaç’ın da bir gün öleceğini, hiçbir şeyin kesin ve kalıcı olmadığını çıkarsamak ve kitabın başına tekrar dikkatle dönerek tamamının bir daireden oluştuğunu kavramak da mümkündür. Aynı şekilde dikkatli ikinci okumada, büyülü şekilde aniden ortaya çıkan Kızıl Ağaç’ın her sayfada bir yaprağına rastlanabilir. Genel anlamda Tan’in çalışmalarındaki, yabancılaşmaya ve yalnızlığa yol açan imgesel dünyalarında, tıpkı hayatta var olduğu gibi gizli, daha önce göz ardı edilen bir güzelliğin ortaya çıkışı söz konusudur. Kayıp Şey (The Lost Thing) bu anlamda sanatçının manifestosu gibi görülebilir.
shaun-tan-kızıl-agac
Shaun Tan’in görsel öğeleri öykü anlatımının yan değil ana öğelerinden biri haline taşıdığı bu görsel dürtüleme aşaması için Bookslut’daki röportajında bir soruya verdiği cevabı gözlemleyelim: “Soyut konuları işlemek, hikâyenin konusunu özetlemek ve öykünün ana hatlarını belirtmek için kelimeler kullanışlılar. Görsel betimler ise yazılı bir fikri oldukça geliştiren bir çeşit gizem ve atmosfer kazandırıyor.” Bu konu ile ilintili Shaun Tan’ın, resimli kitapların hedef kitlesini kimlerin oluşturduğuna yönelik makalesi oldukça değerli, baştan sona anlam bütünlüğü taşıyan ve birkaç kesme alıntıyla geçiştirilemeyecek bir yazı olduğundan, makalenin tamamını merak eden okuyucunun www.shauntan.net/essay1.html adresini ziyaret etmesini tavsiye ederim. Gözlem dağarcığımdan hareketle en beğendiğim çalışması Kızıl Ağaç olmasına karşın, başyapıtı olarak The Arrival’ı gördüğümü belirtmeliyim; sadece monokrom, yazısız bir öyküyü olağanüstü çizimleriyle yansıttığı için değil ancak aynı zamanda öykü dürtülerini ve metaforları kaşımada “en az” modern edebiyatın kelimeleri kadar başarılı olduğu için.
İthaki Yayınlarına bu keşifleri, sundukları baskı kalitesi ve daha önemlisi ticari kaygılar yüzünden kimsenin kolay kolay basmaya yanaşmayacağı oldukça değerli bir eseri bizlere kazandırdıkları için, ülkemizdeki yayıncılığa olan inancımızı bir kez daha canlandırdıkları ve pekiştirdikleri için teşekkür edelim.
Kızıl Ağaç, bir kez okuduktan sonra kitaplığa kaldıracağınız kitaplardan biri kesinlikle değil. Çizimleri tekrar tekrar incelemek istemenizin ötesinde, masanızın üzerinde uzun süre duracak, her “yabancılaşma” ve “kaybolma” hislerinin pençesine kapıldığınızda yeniden okuyup içinizde tekrar tekrar umudu yeşertecek bir kitap. Kendisini çaresiz, üzgün, kayıp, uzak hisseden her yakınınıza armağan etmek isteyeceğiniz bir kitap. Her çocuğun da yetişkinler gibi -hatta tahmin edilenden de sık- umutsuzluk, mutsuzluk ve yalnızlık hislerine kapılabileceği ve onlara da umudu ve saklı güzellikleri öğütleyecek bir kitap. Size hissettirdikleri yüzünden sarılmak isteyeceğiniz bir kitap, çünkü okuyabileceğiniz çok kitap var ama içinizde bir umut büyütmeyi sağlayacak fazla kitap yok.
Haftaya görüşmek dileğiyle…
M. Salih KURT
mustafa.salih.kurt@gmail.com

The Lost Thing:

kayıp şey / the lost thing from Kerem Kamil Koç on Vimeo.

One Comment

  1. PinkPub says:

    Shaun Tan, çizgi seven sevmeyen herkesin kütüphanesinde bulunması gereken yazar…

Yorum Yapmasam Olmaz :)