ÜNLÜLERİN AŞK MEKTUPLARI

Ünlü sanatçıların aşk mektuplarını okumak aslında bizde biraz suçluluk duygusu hissettirebilir. Çünkü özel olanı, aslında belki de bizimle paylaşılmak istenmeyeni merakımızın bizi tetiklemesi sonucu okuyoruz.

Yine de gerekirse suçlu olalım! Bu mektupları okumalıyız. Okumalıyız ve artık günümüzde çabuk tüketilen bir “mal” haline gelmiş aşkın aslında bir zamanlar daha güçlü var olduğunu hatırlamalıyız.

İşte ünlü sanatçıların okudukça içimizi ısıtan aşk mektupları:

Cemal Süreya’dan eşi Zuhal’e

cemal-sureyaHayatımsın.

Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. N’olur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır.

Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum.

Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanı başımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak.

Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz.” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.

Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.

Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin…

Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?
Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental. ” O filmdeki adam gibi miyim nedir?

Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.
Yaşayacağız.

Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.

Aşk büyüdü, aşk!

Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim.

Beethoven’ın Mektuplarında Seslendiği Ancak Asla Adını Yazmadığı Yasak Aşkına

BeethovenGünaydın, 7 temmuzda

Hala yatakta olmama rağmen düşüncelerim sana gidiyor, ölümsüz sevgilim, şimdi ve sonra neşeli, sonra kederli kader bizi duyacak mı diye öğrenmek için – sadece tamamen seninle yaşayabilirim ya da hiç yaşayamam; evet, en sonunda gerçekten kollarına uçarak seninle evdeyim diyene kadar senden çok uzakta dolaşmaya kararlıyım.

Ruhlar ülkesinde sana sarılı ruhumu yollayabilirim. Evet maalesef böyle olmalı; sana olan sadakatımı bildiğin için daha çok içereceksin. Başka kimse kalbime sahip olamaz; asla asla.

Oh, tanrım, birini bu kadar seven insan neden sevdiğinden ayrı kalmalıdır ki. Ve şimdi benim yaşamım çok aşağılık bir hayat; aşkın beni hemen insanların en mutlusu ve en mutsuzu yapıyor; bu yaşta sakin ve düzenli bir hayata ihtiyacım var; ilişkimiz de böyle olabilir mi?

Meleğim, bana posta arabasının artık hergün gittiğini söylediler; bu yüzden mektubu bir an önce kapamalıyım ki sen de bir an önce alasın; sakin ol, sadece varoluşumuzu sakin bir gözden geçirmeyle beraber yaşama amacımıza ulaşabilir miyiz; huzurlu (ya da sakin) ol; beni sev; bugün; dün; gözyaşlarıyla dolu özlem, senin için; senin için; senin için; hayatım; her şeyim; elveda.

Beni sevmeye devam et; asla aşkının en sadık kalbini yanlış değerlendirme.

hep senin
hep benim
hep bizim

Wolfgang Amadeus Mozart’tan karısı Constanze’ye

mozart_wolfgang_amadeusNot. Son sayfayı yazarken, kağıdın üzerine birbiri ardına gözyaşları düşmeye başladı.

Ama neşelenmeliyim-yakala!-şaşırtıcı sayıda öpücük uçuyor havada. Şeytan! Havada kaynıyorlar!

Ha!Ha!… Üçünü yakaladım.Harikulade lezzetliler! Bu mektuba yanıt verebilirsin, ama mektubunu Linz Postanesi’ne göndermelisin. En güvenli yol bu. Regensburg’a gidip gitmeyeceğimi henüz tam olarak bilmediğimden, sana kesin bir şey söyleyemiyorum. Zarfın üzerine, gelinip alınıncaya dek mektubun bekletilmesini yaz. Adieu.

Çok sevgili, sevgililerin sevgilisi minik karım. Sağlığına dikkat et; kasabada dolaşmayı aklından geçirme. Lütfen yaz ve yeni yerimizi nasıl bulduğunu anlat bana, Adieu.

Seni milyonlarca kez öpüyorum…

Victor Hugo’dan Juliette Drouet’ye

victor-hugoBütün bu karanlık ve şiddet dolu günler boyunca harikuladeydiniz, Juliette’im.

Sevgi istedim getirdiniz, sağ olun!

Gizlendiğim yerlerde, sürekli tehlikede beklemekle geçen gecelerin sonunda, kapımda parmaklarınızda titreyen anahtarın sesini duyduğumda, kötülükler ve karanlıklar yok oluyordu; içeriye ışık giriyordu! Çatışmalara ara verildiğinde yanı başımda olduğunuz o korkunç, ama müthiş tatlı saatleri asla unutmamalıyız. O küçük karanlık odayı, tavandan, duvarlardan sarkan o eski eşyayı, yan yana duran iki koltuğu, masanın bir köşesinde yediğimiz yemeği, getirmiş olduğunuz soğuk tavuğu yaşamımız boyunca unutmayalım; tatlı konuşmalarımızı, okşamalarınızı, kaygılarınızı, adanmışlığınızı hep anımsayalım.

Beni sakin ve dingin gördüğünüze şaşırmıştınız.Bu sakinlik ve dinginlik nereden geliyor, biliyor musunuz?

Sizden……

Nazım Hikmet’ten Piraye’ye

nazim-hikmetKarıcığım,

Bu seferki ilk mektubuma senin için yazdığım bir şiir ile başlıyorum:

Saat dört yoksun, Saat beş yok / Altı,yedi ertesi gün ve belki kimbilir… /Hapishane avlusunda bir bahçemiz vardı. /Sıcak bir duvar dibinde on beş adım kadardı./Gelirdin,yan yana otururduk, Kırmızı ve kocaman muşamba torban dizlerinde…
 
Kuzum karıcığım, bu şiirleri iyi oku. Yazdıklarımın en ustaları değilse de en yalansızlarıdır. Seni nasıl yalansız, süssüz, sanatsız seviyorsam, bunlar da öyle…

Stendhal’den Mathilde’ye

stendhalÇok mutsuzum, gün geçtikçe sizi daha çok seviyorum, sizse artık bana eskiden gösterdiğiniz en basit dostluğu bile göstermiyorsunuz.

Aşkımın son derece çarpıcı bir kanıtı var; sizinle birlikteyken içine düştüğüm, kendime kızmama neden olan ama üstesinden gelemediğim sakarlık. Salonunuza gelene kadar cesaretim yerinde, ama sizi görür görmez titremeye başlıyorum.

Yarın gidiyorum, sizi unutmaya çalışacağım, eğer elimden gelirse, ama pek başaramıyorum. Bugün, en büyük işim ihtiyatı elden bırakmadan sizi görebilme yollarını aramak oldu. Sizi yanınızdayken değil de sizden uzaktayken daha çok seviyorum. Sizden uzaktayken bana karşı iyi olduğunuzu düşünüyorum, oysa yanınızdayken varlığınız bu tatlı hayalleri yok ediyor.”

Franz Kafka‘dan Milena’ya

franz-kafkaHayır Milena, size yazmam için bir başka olanak daha yaratmanızı, sizden bir kez daha rica ediyorum. Postaneye boşuna gitmemelisiniz, o küçük postacınız bile -kimdir o?- gitmemeli, hatta postacı kadına bile boş yere mektup sormamalısınız. Başka hiçbir olanak bulamıyorsanız, duruma dayanmak zorundasınız, ama hiç değilse biraz çaba harcayın, yazmam için olanak yaratın.

Dün gece düşümde sizi gördüm. Ayrıntıları anımsayamıyorum, bildiğim tek şey birbirimizin içinde eriyip ağladığımız. Ben sizdim, sizse ben. Sonunda nasıl olduysa alev aldınız. Ateşin kumaşla söndürüleceği aklıma geldi,eski bir ceket alıp üzerinize vurmaya başladım. Ama bu kez görünümümüz de değişmeye başladı, değişti, değişti, sonunda artık görünmez oldunuz. Bu kez ben yanıyordum, ceketle alevleri döven de bendim. Ama dövmemin bir yararı olmadı ve bu tür şeylerin yangını söndüremeyeceğine ilişkin eski korkumu doğruladı.

Bu arada itfaiyeciler geldi ve nasıl olduysa sizi kurtardılar. Ama eskisinden farklıydınız, hayalet gibiydiniz, karanlığa tebeşirle çizilmiş çizgilerden oluşuyordunuz sanki, sonra kollarıma yığıldınız, ölmüştünüz ya da belki kurtarılmış olmanın verdiği sevinçten bayılmıştınız. Ama burada da şekil değiştirmenin belirsizliği devreye girdi,belki de birinin kollarına yığılan bendim.




3 Comments

  1. sinem says:

    Kafka hem romantik hem de çok yakışıklıymış günümüzde bu saç modelini kullanan erkek kaldı mı?!

  2. Değmesin Yağlı Boya says:

    Nazım Hikmet Ran:sanatsiz sevmek..
    Çok güzel bir ifade.

Yorum Yapmasam Olmaz :)