YUNUS: DÜNYA KOKULU EREN…

Bütün suç Molla Kasım’ınmış meğer. E kendisi itiraf etti işte; açık seçik söyledi, af diledi. “Beğenmedim yaktım”, “Beğenmedim suya attım” dedi. “Eğer iki bin küsur şiir kaybolduysa; suçlusu benim.”
Sonra kendini affettirmek için oturup bir kitap yazdı. Açık açık da ekledi: “Şimdi anlatacağım şeyleri yaşamamış olsaydım, Bizim Yunus’u anlatan bu kitap size ulaşmayabilir, bunun yerine Yunus’un iki bin kadar şiirini daha okuyor olabilirdiniz.” Tam da böyle dedi.

Od-İskender-PalaMolla Kasım’ın “Bizim Yunus” dediği, bizim “Yunus Emre.

Ve belki de asıl soru şu; Yunus, ne kadar Bizim Yunus gerçekte?

Yazar İskender Pala “Od,”u yazmasaydı, Molla Kasım’ın dilinden Yunus’u anlatmasaydı, pek çok kişi için “Aşkın aldı benden beni/ Bana seni gerek seni” diyen ozan belki de hep “Yunus Emre” olarak kalacak, “Bizim Yunus” olmayacak, olamayacaktı.

Oysa İskender Pala’nın satırlarından sonra Yunus Emre benim için ete kemiğe büründü ve derviş Yunus, “Dünya kokulu Yunus” geldi, evimin başköşesine, yüreğimin en derinine oturuverdi.
GECİKMİŞ BİR KAVUŞMA
Benim için nasıl gecikmiş bir kavuşmaysa bu, inanıyorum ki çoğu okur için de öyle olacak.

Ben nasıl kitabın her sayfasında, her yeni bölümünde ve her tılsımlı karakterde “Yunus Emre hakkındaki ne çok şeyi unutmuş, ne çok şeyi hiç bilmemişim” demekten alamadıysam kendimi, aynı duygularla siz de sarsılabilirsiniz sevgili okur, hazırlıklı olun.

Yunus-Emre2

Öyle ya, haydi samimi olalım, Yunus Emre hakkında bilgimiz ne kadar? Okullarda öğretilenlerden neleri hatırlıyoruz? Bu toprakların yetiştirdiği Derviş Yunus’un doğduğu, yaşadığı, öldüğü yeri özel ilgi duyup da araştıranlar dışında bir defada kaç kişi söyleyebilir? Ya şarkıya söz olmuş şiirlerinden gayrı ezbere kaç şiirini okuyabiliriz? Okul kitaplarının tekdüze cümleleri, Bozkır’ın çalkantısında oradan oraya sürüklenen Yunus’un peşine takabilir mi bizi?
Peki, kitapta Molla Kasım’ınmış gibi görünen İskender Pala’nın kelimeleri Yunus’a yazılmış bir hayat mıdır, yoksa Yunus’un kendine yazdığı hayat mı? Belki ikisi birden ve hatta topyekûn bu toprakların, Anadolu’nun hikâyesi mi?”
“Hepsi” demek en doğrusu galiba…
Bu kitap “Yunus’la gecikmiş bir kavuşma, Yunus Emre’nin bundan böyle Bizim Yunus olmasıdır” okur için.

OD – Bir Yunus Romanı

Öyleyse gelelim İskender Pala’nın kitabına.
OD”daki hikâyeyi Yunus Emre’nin şiirlerinden tanıdığımız bir başka ozan Molla Kasım anlatıyor. Yok, durunuz sevgili okur, eksik söylüyorum; düzelteyim, Molla Kasım “Yunus’un Yunus Emre oluş hikâyesini anlatıyor.”
Yok, yine olmadı, belki şöyle yazmalıyım, “Molla Kasım, Yunus’un dervişliğe yürüyüşünü, Anadolu Bozkırları’nda oradan oraya savruluşunu anlatırken bir yandan da bu toprakların tarihi dokusunu gözler önüne seriyor.” Hah, böyle daha iyi oldu.

Öyle ya, işte 13. yüzyıl Anadolu topraklarındayız. Horasan’dan Anadolu’ya “bir arayış” la sürüklenmişiz. Tarih kitaplarında görüp belki çoktan unuttuğumuz Alamutlular, Moğollar, Haçlılar, Bizanslılar, Türkmen boylarıyla, Araplarla, Selçuklu ve nihayet Osmanlı’yla birlikteyiz.

13.yuzyil

Sevgiliye duyulan aşk, ölüp giden oğulun acısı, bir diğer oğla duyulan özlem, kararsızlıklar, vicdan azapları, Yunus’u Yunus yapan dergâh eğitimleri ve nihayet ilahi aşkı arayışı anlatan sayfalarda, Yunus’un derviş Yunus oluşunun destansı bir anlatımıyla iç içeyiz.

İskender Pala “OD”da savaş, istila, ölüm ateşiyle “kavrulan” ruhları, Anadolu derviş dergâhlarında avutup, örselenen yürekleri buralarda tedavi ederken dergâhlardayız işte.
Bakmayın siz Hacı Bektaş Veli, Mevlâna, Tapduk Emre dergâhlarına Yunus’un varıp çile doldurmasına; asıl okurdur o eşiklerden içeri adım atan, satırlarda.
“Ben derken sen demenin yüceliğine doğru yapılan yolculuğa” Yunus’la birlikte çıkan da okurdur, “Anadolu bozkırında birinin külünün diğerini ısıttığı zamanlarda, madde ile mana dengesini” kurma telaşını duyan da.

İçimizdeki Yunus, İskender Pala’nın kelimeleriyle dile geliyor. Yunus’unmuş gibi görünen sorular bizim aslında, arayış da, yakarış da bizim.

iskender-Pala2Pala, kendine has anlatımıyla romanına tasavvufi bir değer katmış. Üstelik anlattığı dönemdeki Anadolu topraklarının coğrafyasını, topluluklarını, kavimlerini, gelenek ve görenekleri de okurla paylaşmış.
Kitabın göz önündeki kahramanı Yunus Emre iken gizli kahraman hep Anadolu ve Anadolu insanı olmuş. Moğal istilacılarının (OD’daki Çekikgözler), haçlıların ve Bizans’ın arasında var olma savaşı veren Anadolu insanı…
Ama dikkat, “OD” bir biyografi kitabı değil, hayır.

Bakmayın siz Yunus’un “Derviş koyundan yavaş gerek” demesine; içinizde onun 80 küsur yıllık yaşamını son sürat okuyup öğrenme arzusu doğuyor. An geliyor “Sesi kısıp, sözü yükseltme” telaşına düşüyorsunuz, an geliyor “Ben ağlarım yane yane/ Aşk boyadı beni kane/ Ne âkilim ne divane/ Gel gör beni aşk neyledi” diyen derviş Yunus’un sevgiler arasında tercih yaparken yaşadığı ızdırapla kendi içinizde hesaplaşıyorsunuz.

Kitabın bence bir gizli kahramanı daha var; o da sizsiniz sevgili okur. Şaşırmayın, Yunus’un kendisini anlattığı her kelimede, her sınanışta kendinizi bulmanız mümkün.

Bunun için kitabı belki birkaç kere okumak gerekebilir, her okuyuşta yeni bir yanınızı, Risaletun-Nushiyye-Yunus-Emreduygunuzu, inancınızı keşfedebilirsiniz. Bu topraklarda asırlar boyu sürüp giden yaşamları ve kavgaları bir ozanın hayatı üzerinden bir kere daha gözden geçirmek, günümüzü anlamaya ve doğru değerlendirmeye yardımcı da olabilir.

İskender Pala’nın kelimeleriyle Yunus’unun peşinde, bozkırın çalkantısında savrulurken bir de bakmışsınız, “Dünyayı kendimden esirgediğim sanılmasın, hayır, kendimi dünyadan esirgeme çabasına düştüm” diyen Bizim Yunus’un elinden tutuvermiş, onun şiirlerinin topladığı Risaletü’n Nushiyye’nin sayfalarına yönelmişsiniz.
Fügen Ünal Şen
Kaynak: http://fugenunalsen.wordpress.com
(Bu yazı 14 Ekim 2011 Cuma – Aksam.com.tr’de ve Akşam Gazetesi Kitap Eki’nde yayınlanmıştır.)

Yorum Yapmasam Olmaz :)