YÜREK BURGUSU

Yürek Burgusu

Senelerdir mutlaka okuyacaklarım arasında keyfimi bekleyen The Turn of the Screw[1]’u ancak geçen aylarda okuyabildim. Yalnızca yüz küsur sayfadan oluşan novella bittiğinde, hikâyeyi akıldan çıkarmak pek öyle kısa sürmüyor; en azında benim için durum buydu.

İsim tanıdık gelmese de, etkilerini dolaylı da olsa hissetmemiş insanın çok fazla olduğunu sanmıyorum. “Prensip olarak film ya da dizi izlemiyorum, kitap okumuyorum. Konuşulan ortamlardan da kaçarım.” diyorsanız sizi bu gruptan ayrı tutuyorum tabii ki. Açmak gerekirse şöyle anlatayım, izlediğiniz herhangi bir filmde iki çocuk, bir mürebbiye; iki çocuk, bir anne (evet, o anne Nicole Kidman); salıncakta ifadesiz bir şekilde sallanan çocuk varsa örneğin, o film muhtemelen The Turn of the Screw’dan etkilenerek yazılmış ve dolayısıyla siz de hikâyeden bir şekilde etkilenmiş gruptansınız. Tabii The Turn of the Screw açıkça hiçbir şeyi vermiyor. Çocuklar, kitabın ana karakteri isimsiz mürebbiyeye saldırmıyor yani. Öyle şiddetli, eli bıçaklı, içine şeytan kaçmış çocuklar beklemeyin okurken. Bu hikâye olabildiğince yalın anlatılmış, ama çok güçlü.

1898’de yayımlanan öykünün yazarı Henry James, bu metni yazdığında hayatının en depresif dönemini yaşıyormuş; büyük umutlarla yazdığı oyunu Guy Domville sahnelenişinin ilk gecesinde izleyici tarafından aşağılanınca Sussex’e taşınmış ve The Turn of the Screw’u yazmaya başlamış. Yeni bir okuyucu arayışında olduğu için James öyküyü olabildiğince gizemli ve korkutucu yazmaya dikkat etmiş, hatta öyle ki, öykünün düzeltilerini bitirdiğinde kendi bile üst kattaki yatağına gitmeye korkar hale gelmiş. 20. yüzyıl insanının aksine hayaletlere, doğaüstü olaylara inanma eğiliminde olan 19. yüzyıl insanı için de cevher olmuş bu öykü.

19. yüzyılda Noel öncesi insanların birbirine hayalet öyküleri anlatmak için toplanması çok popülermiş. Bu öyküde aynen bu şekilde açılıyor; Douglas anlatacağının bir hikâye değil, gerçek olduğunu söyleyerek başlıyor diğer hikâyeye. Yani, öykü içerisinde öykü var The Turn of the Screw’da. İkinci öykü ise önceki bakıcıları gizemli bir şekilde ölmüş iki çocuğa bakması için “yakışıklı, cesur ve kibar” amcaları tarafından işe alınan mürebbiyenin ağzından anlatılıyor. Yeğenler Flora ve Miles sıklıkla “sıra dışı güzellikleri olan, masum ve mükemmel çocuklar” olarak anlatılıyor. İlk başlarda sessiz, sakin görünen yer, anlatıcının, Flora ve Miles’ın kendisinden önce Bly’da çalışan Peter Quint ve Miss Jessel’ın hayaletleri tarafından kontrol edildiklerine ikna olmasıyla karanlık ve gizemli bir yere dönüşüyor.

Öykü boyunca başkarakter sürekli farklılaşıyor. Bir yandan 19 yaşında, tecrübesiz ama iki çocuğu kötücül ruhlardan korumaya kendini adamış biri, diğer yandan işverenine âşık ve bu yüzden de muhakeme gücü şüpheli bir kadın oluyor. Açıkçası hangi açıdan okursanız okuyun, ister Freudyen analizini yapın, ister gotik bir hayalet öyküsü olarak okuyun, Henry James o kadar güçlü ve iyi bir dille veriyor ki mürebbiyenin bakış açısını, öyküden etkilenmemeniz mümkün değil.

İkilemlerde kalmanız gayet mümkün. Zaten öyküyü bu kadar önemli yapan faktörlerden biri de bu, James’in her bir sayfada hatta cümlede öyküye birden fazla açıdan bakmanızı sağlaması. Hayaletler gerçek mi yoksa başkarakterin aklını yitirdiğinin belirtileri mi? Flora ve Miles gerçekten hayaletlerin varlığından haberdarlar mı yoksa kurdukları cümleler mürebbiyenin anlam çıkarmasıyla mı farklı bir boyuta dönüşüyor? Tabii ki öyküyü okurken anlatıcının mürebbiye olduğunu da akıldan çıkarmamak gerek; subjektif anlatım da anlatıcıyı sorgulamanıza sebep oluyor. Neticede The Turn of the Screw’u iki şekilde okumanız mümkün. İlk teori, hayaletlerin gerçekten var olduğu ve mürebbiyenin bunu fark edip çocukları kurtarmaya çalıştığı yönünde; ikinci teori ise, mürebbiyenin bastırılmış duygularının ve cinselliğinin halüsinasyon görmesine sebep olduğu ve hayaletlerin aslında bu duyguların temsili olduğu yönünde.

Viktoryen dönemdeki “ideal kadın” algısını en iyi, ilk olarak dönemin şairi Coventry Patmore’un kullandığı “The Angel in the House”[2] terimi anlatıyor. Pasif, sessiz, uysal, yardıma muhtaç ve ev sınırlarına mahkûm olması beklenen Viktoryen dönem kadını (çok şey değiştiği söylenemez maalesef) bu metinde yok. Henry James’in kadını güçlendirdiği ve onu ataerkil toplumdan uzaklaştırıp özgürleştirdiği bir novella The Turn of the Screw. Dikkatlice incelendiğinde, dönemin kadını ve sosyal sınıfları açısından da birçok bilgi içeriyor metin.

Henry James’in öykünün sonunu okuyucuya bırakması da yazarın üşengeçliğinden değil tabii ki. Bunu yaparak birçok açıdan öyküyü yorumlayabilmenizi ve analiz edebilmenizi sağlıyor yazar aslında. Tam ne olup bittiği anlaşılacak derken biten ve kafa yordukça güzelleşen öykü, bugüne kadar sayısız defa analiz edildi, onlarca farklı yöntemle parçalanıp birleştirildi. Katıldığım teoriler de oldu, katılmadıklarım da. Ama dürüstçe söyleyebilirim ki her bir fikir, öyküye yeni bir perspektif kazandırdı.

 

Parla Nemutlu

06/17’

[1] Yürek Burgusu

[2] Evdeki Melek

Kaynakça: 1

 

Leave a Comment

Eskimeyen Kitaplar