ZAMANIN KUSURUNA BAKMAYIN

“Ölme zamanım geldiğinde ölecek olan benim, o yüzden bırakın da hayatımı istediğim gibi yaşayayım.”

– Jimi Hendrix

Felix_Francisco_Casanova2Her yazarın ölümü, zamansız gelen bir ölümdür. Daha yazılacak onlarca eser, sarf edilecek binlerce kelime, eskitilecek günler, yıpratılacak kâğıtlar, biriktirilecek düşler onu beklemektedir. Şüphesiz bu yoldan gidilince, denilebilir ki her sanatçının ölümü de zamansız gelen bir ölümdür. Rest! İstisnasız her insanın ölümü zamansızdır; sulanacak bir çiçek, başı okşanacak bir kedi, sarılıp sarmalanacak belki bir evlat, ötüşü dinlenecek bir kuş, girilecek bir göl, göğsüyle karşılayacağı bir rüzgâr ve öğrenilecek yüzlerce öykü onu beklemektedir.  Hangi istatistiğe dayandırıldığı pek belli olmayan 60 yıllık bir ortalamanın zihinlere çakıldığı bir çağda, erken gelen her ölüm şoktur, yıkımdır, tsunamidir, ateştir, yastır ve en çok da elemdir. Aklımızdaki kazıntıdan ve gerildiğimiz çarmıhtan inip de bir nehrin kenarında, bir taşın üzerinde bir mesaj bulsaydık; taşta kaç yıl yaşayacağımız yazsaydı… On beş mi, otuz mu, kırk mı? Ne yapardık? Hırslarımızı, amaçlarımızı, ideallerimizi bırakıp da bir kenara, günün, dakikanın, saniyenin tadını mı çıkarırdık? Belki bir masa etrafına dizilip ziyafet verirdik örneğin. Kuş kovalar, ağaç sayıklar, deniz kusardık. Bir balıkçı kayığında uykuya dalardık. Yoksa tersine, kısa zamanın farkına varıp da projelerimize, ertelediklerimize, kazanacaklarımıza, kaybedeceklerimize hız mı kazandırırdık? Belki bir başka hayatın düşleri tek amacımız olurdu, seccade üzerinde alın, mumlar etrafında tütsü olurduk. Veya daha hızlı yıkardık örneğin, daha hızlı üretirdik, daha hızlı küserdik, daha fazla hırslanırdık. Belki hayata sürtüne sürtüne ateşi yakardık. Yoksa “ne gün, ne dün, ne yarın,” deyip göğüslenemeyecek baharı düşlemekten, görünemeyecek yaz için tohum ekmekten vazgeçip de her şeyi koy mu verirdik?

KUSURSUZ BİR ZAMANDA

voracenin-yetenegi-felix-francisco-casanovaBelki de göreceğizdir. Taşta ya erken bir ölüm değil de uzun bir ömür müjdelendiyse? Varsayalım beş yüz yıl. Nasıl olsa zaman benim diyerek, dönemin, değişecek toprakların, yıkılıp kurulacak şehirlerin tadına mı varırdık? Yıllar içinde bir bir yitireceğimiz insanlara daha fazla mı kulak verirdik? Kaybedeceğimiz için hiçbirine bağlanmak, hiçbirini sevmek istemezdik belki. Kemikleşirdik. Bir zamanı belgelemek istercesine resim çizer miydik? Sürreal zaten hayatımızken, sürreali kusmaya gerek görür müydük? Atları homurtulara, doğayı betonlara teslim ederken canımıza kıymak ister miydik? Artık zihnimize kazınan yeni çarmıhta, canımız daha tatlı hale gelir miydi? Düşün ki otuzundasın, yaşayacağın daha dört yüz yetmiş sene var? Korkmaz mıydın? Her şey kendini savunmaktan ibaret olurdu belki. Herkes Brütüs’tü, herkes hançer. Belki Bastian Balthazar Bux’a dönüşürdün. Dünyayı battaniye gibi sarınıp da beş yüz sene boyunca, hayatı okuyup duracağın iki yönlü bir öykü sanırdın. Gülmeye de ağlamaya da daha çok vaktin olurdu. Uzun ömrünün bilinciyle, zaten bıraksan bir süre sonra hayattan silinecek canlara kıyabilir miydin? Hayatında hiç sinek veya böcek öldürdün mü? Kan kusan vahşi tabiatında, hiçbir canlıyı etini yemek için boğazladın mı? Uzun ömründe yoksa dünyayı da mı boğazlardın? Kendi ideallerini, kendi geleceğini şekillendirmek için ölümlülere bütün öfkeni boca eder miydin? Hırstan kudurur muydun? Kendini yalnız hisseder miydin? En önemlisi, arkana hiç döner miydin?

KUSURSUZ BİR HAYATTA

İnsanın kendine verdiği cevaplar acımasızdır elbette. İster az, ister çok ömür, her iki durum için de verilen cevapların, çoğunlukla birbirine benzemesi düşündürücüdür. Neysek oyuzdur, bizi tanımlayan ne ölümlü bir makine oluşumuz, ne yaşadığımız dönem, ne de yaşadığımız süredir. Kürsüden sallanan parmak, üstüne atılan toprak ve Camus’nün son tükürüğü… Varlık ve öz, zamana karşı dokunulmazdır.

Felix_Francisco_CasanovaFélix Francisco Casanova, 1956 yılında Santa Cruz de la Palma’da doğdu. Hayata ve edebiyata karşı erken yaşta bir farkındalık geliştirdi. “Bok Takımı” (Equipo Hovno) adında bir Rock grubu ve edebiyat hareketi kurdu. 17 yaşında Julio Tovar şiir ödülünü kazandı. Ona İspanya’nın Rimbaud’su dediler. Günlüğündeki bilgilere göre, yine on yedi yaşındayken bir ölümsüzün öyküsünü anlattığı “Vorace’nin Yeteneği” (El don de Vorace) romanını, kırk dört günde yazdı. Romanında aralara serpiştirdiği bir ölümsüzün gördüğü rüyalar akla kazınır. Deneysel şiirlerinin izleri romanına da yansır. Estetik bir zevk bahşeder. (Öyküsünü bir başkasına değil, kendisine anlatır gibi omzunun üzerinden bakan ruhunu ve şiirsel anlatımını, kusursuz yansıtabildiği için kitabın çevirmeni Seda Ersavcı’yı kutlarım.) Ve Casanova, 1976 yılında, 19 yaşındayken, Santa Cruz de Tenerife’de, ölümsüzlüğüne kavuşarak hayata gözlerini kapadı. Banyoda, gaz kaçağı dediler. Kusursuz bir hayatta ve kusursuz bir zamanda öldü. Çünkü okur, her şey zamanından önce başlar ve zamanından önce biter.

Kitaptan bir alıntıyla, haftaya görüşmek dileğiyle:

“…eğitilmiş vahşi bir hayvanın uğultuları bunlar, kendi nefesinden kaçan evcil bir ejderhayım ben.”

voracenin-yetenegi-felix-francisco-casanova-kolaj-ek

(Vorace’nin Yeteneği – Félix Francisco Casanova – İthaki Yayınları – Sf:155)

M.Salih Kurt

mustafa.salih.kurt@gmail.com

Yorum Yapmasam Olmaz :)