SALINGER’DAN HAYAT DERSLERİ

j-d-salinger-cavdar-tarlasinda-cocuklar“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner.”1

Böyle başlıyor Çavdar Tarlasında Çocuklar ya da diğer bir adıyla Gönülçelen. 2010 yılında yitirdiğimiz, Çavdar Tarlasında Çocuklar, Franny ve Zooey gibi unutulmaz eserlere imza atmış Amerikalı yazar J. D. Salinger, yaşasaydı 1 Ocak’ta 95 yaşını dolduracaktı. Salinger; biyografisinin yayınlanması, geçtiğimiz Eylül ayında hayatını anlatan belgeselin gösterime girmesi ve daha önce hiç duyulmamış üç öyküsünün yayınlanacağı haberiyle edebiyat dünyasının 2013 yılında hakkında sıkça konuştuğu isimler arasındaydı.

Yazarın 1951 yılında yazdığı ilk roman olan Çavdar Tarlasında Çocuklar ise çok uzun zamandır “Modern Zamanların Başyapıtı” unvanını taşıyor. Yayınlandıktan sonra  “ahlâk dışı” ve “açık saçık” olduğu gerekçeleriyle ABD’nin birçok bölgesinde yasaklanan ve hala bazı Amerikan kütüphanelerinde yasaklı olan eser, ironiktir ki, aynı zamanda lise düzeyinde en çok okutulan kitapların başında yer alıyor.

Salinger, bütün bir hayat dersini on altı yaşında liseli bir genç olan Holden Caulfield’in üç gününe ve yaklaşık iki yüz sayfa içerisine sıkıştırıyor.

Bir anti-kahraman olarak karşımıza çıkan Holden, zamanının çoğunu şikâyet ederek ve sızlanarak geçirirken –ve bunu çoğunlukla argo bir dille yaparken- okuyucuyu bir anlamda sınıyor. Holden’a göre insanların neredeyse tamamı ikiyüzlü/sahtekâr ve yapmacık. Hatta kibarlığın ta kendisi bile yapmacık. Ve bütün bu yapmacıklıkları sırf toplumsal normların gereği diye tekrarlayıp durmak…

j-d-salinger3

“…böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan “Tanıştığımıza memnun oldum,” demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”

Öte yandan kendisi de sahtekâr ve bunu “Benim kadar yalancı birini bulamazsınız.” diyerek itiraf da ediyor. Holden sosyal ilişkilerden pek de memnun olmasa da asosyal biri sayılmaz. Akıl hocaları, yakın arkadaşları, ailesi, özellikle de kız kardeşi Holden’ın düşüncelerini önemsediği insanlar. Ziyaretine gittiği hocası Bay Antolini, Wilhelm Stekel adlı bir psikanalizin sözlerini alıntılayarak şöyle diyor Holden’a:

“Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir, olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.”

Bununla birlikte Holden da edebiyata, müzelere, değerli ya da özel anları saklamaya dair derin düşünceler taşıyor.

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.”  

“Ama o müzedeki en iyi şey, her şeyin yerli yerinde kalmasıydı. Hiç kimse kıpırdamazdı yerinden. Oraya yüz bin kez gidebilirdiniz, o Eskimo hâlâ daha yeni iki balık tutmuş olur, kuşlar hâlâ güneye uçar, geyikler o narin bacakları üstünde o pınardan su içer ve göğüsleri görünen o Kızılderili kadın battaniyesini, dokurdu. Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. Çok büyümüş olmanız filan değil demek istediğim.”

Ergenliğin tam ortasından geçen Holden, çocuklukla yetişkinlik arasında bir köprü kuruyor bize. Bazen çocukluğa, bazen yetişkinliğe daha yakın bir noktasında durarak o köprünün… Bazen taşıyamadığı acısının isyanıyla, bazen de saf bir umudun sesiyle konuşarak…

cavdar-tarlasinda-cocuklar-j-d-salinger-Peki neden çavdar tarlası? Neden çavdar tarlasındaki çocuklar? Bu sorunun cevabını da yine Holden veriyor:

“Ne olmak isterdim, biliyor musun? Yani o lanet seçimi yapmak elimde olsaydı?”

“Ne? Ağzını bozma.”

“O şarkıyı biliyor musun, hani “Yakalarsa birini biri, çavdarlar arasında,” diye? Ben işte-”

“O öyle değil, “Rastlarsa birine biri, çavdarlar arasında,” olacak! Şiir bu, Robert Burns’ün.”

“Robert Burns’ün şiiri olduğunu ben de biliyorum.”

Doğru söylüyordu. Doğrusu, “Rastlarsa birine biri, çavdarlar arasında,” olacaktı. Demek ki, bilmiyormuşum.

“Ben, “Yakalarsa birini biri,’ sanıyordum,” dedim. “Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.”

  1. 1.        (J. D. Salinger, Çavdar Tarlasında Çocuklar (Özgün Adı: The Catcher in the Rye), Çev. Coşkun Yerli, Yapı Kredi Yayınları, 19. baskı, İstanbul, 2009.)

Sevgi EKİCİGİL

One Comment

  1. PooRmen says:

    Bu kitap da bir aralar yasaklılar listesindeydi ne acı..

Yorum Yapmasam Olmaz :)